Kudsî ve çok büyük bir manevî define olan hizmet-i imaniye çok kuvvetli, çok zeki, çok bilgili ve becerili olmak ile değil ancak sırr-ı ihlâs ile devam ediyor.
Omuzlara ihsan-i İlâhî olarak konulan bu manevî hizmet yine bir ihsan-i İlâhî olarak kazanılan ihlâs sayesinde taşınabiliyor. Elbette insan en sevdiği şeyin üzerine titrer, onu korumak ve devam ettirmek ister. En kıymetli değerine zarar gelebilecek endişesinden ortaya çıkan korkular onu tedirginliğe sevk eder. Bunun için hep onu koruma ve kollama duygusu ile davranır.
Bu nedenle her zaman onun yanına ve yanı başında olmak ister. Bu hizmet-i imaniyeyi hayatının ana esası ve birinci önceliği yapan hizmet erleri elbette hem şimdi hem de istikbaldeki hizmetlerinin sonrasını ve geleceğini düşünebilirler. Ancak bu ehl-i dünyanın korkuları gibi insanı hataya sürükleyen bir şekle dönüşmez ve dönüşmemelidir. Dünyalık korkular kişinin kendisini ön plana çıkarmasına, ben olmazsam katiyen olmaz düşüncelerine, en iyi ben korurum anlayışlarına götürür. Çünkü böyle bir korku başka kimselere güvenmemek gerektiğini telkin eder. Ancak bu korku ihlâs prensibine dayanan hizmet-i imaniyede geçerli değildir.
Çünkü orada korkunun çaresi vardır. Bu çare ise İhlâs Risalesi’nin ikinci düsturunun haşiyesinde ifade edilir; “Evet, sırr-ı ihlâs ile samimî tesanüd ve ittihad, hadsiz menfaate medar olduğu gibi, korkulara, hattâ ölüme karşı en mühim bir siper, bir nokta-i istinaddır.” Sırr-ı uhuvvet-i hakikiye ile rıza-yı İlâhî yolunda samimî tesanüt ve ittihat kardeşleri birbirinin aynı hükmüne getirir. Değil dünya korkuları ölüm bile bu tesanüt ve ittihadın karışında gülerek karşılanır. “Ben olmasam benim yerime kardeşlerim var” idrakini verir. Benden daha ileri bu vazifeye sahip çıkarlar diye düşünür. Bu sayede korkulardan emin bir hâle gelir. Kalben, ruhen ve vicdanen rahat eder, sükûnet bulur. Eğer İhlâs Risalesinde ifade edilen ve bizi korkularımızdan kurtaran ihlâs prensipleri unutulur veya ihmal edilirse bizim korkularımızın da dünyevî korkular gibi olmaya başlayacağını unutmamak gerektir.