"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Akıl tutulması” ya da şu paranoya...

Orhan Ali YILMAZ
01 Mart 2024, Cuma
Paranoya…

Bir hastalık…

Akıl hastalığı…

İnsanlarda görülen, görünen…

Bir “var olma” mücadelesi…

Bir var olma mücadelesinin, bir yok etme mücadelesi şeklinde ortaya çıktığı bir hastalık…

Herkesin kendisini hiçbir şekilde kabul etmediğini, her an ve de her fırsatta kendisinin varlığına karşı her türlü tehditler oluşturduğunu, plânlar, projeler yaptığını, bunları gerçekleştirmek için de daima fırsatlar kolladığını, aleyhinde olduğunu düşündüğü hiçbir hareketin –küçük ya da büyük- ciddiye alınmayacak kadar ehemmiyetsiz ve de masum olmadığını, olamayacağını, mutlaka/muhakkak bir karşılığının olması gerektiğini, her zaman ve her hâlükârda hazırlıklı olmanın lâzım geldiğini düşünen, şu “tetikte olmakla tetiği tutmanın arasında kalındığı”, tedavisi gerçekten zor bir hastalık belirtisi…

***

Yalnızca insanlar mı, fertler mi hasta olurlardı!?

Sadece insanlar mı, şahıslar mı uğrarlardı şu akıl tutulmasına?..

Ya milletler, toplumlar, devletler?..

Onlar da “hasta” olmazlar, olamazlar mıydı?..

Aklın paranoyası ya da tutulması, olamaz mıydı biraz da devletsel ya da toplumsal, hem de milletsel…

***

Ya benim tarafımdasın (Doğru ya da haklı olup olmadığım konusu, benim için hiç de önemli değildir; önemli olan, benim kendimi ne kadar haklı gördüğümdür. Ben, kendimi haklı görüyorum ya; o bana yeter!) ya da karşı tarafın; ortası yoktur işin…

“Bütün renkler”, sadece siyah ya da beyazdır…

Duyamadım; “ara renkler” mi dediniz; işte onlar imkânsız bir hayaldir…

***

Beni anlamayanlar eğer “başkalarını” anlıyorlarsa, orada muhakkak bir yanlışlık vardır; ya da onların anladıkları “tümden” yanlıştır, her ne kadar şu sayıca, şu “akılca” çok olsalar da…

Beni dinlemeyenler, eğer başkalarını dinliyorlarsa, onların şu kulakları gerçekte tümden sağırdır…

Benim gördüklerimi eğer başkaları görmüyorsa, bunda gerçekten bir “gariplik” vardır; doğrusu, belki de, onların gözleri bile yoktur; gördükleri ise çöldeki şu vâha misali gerçekte apaçık bir seraptır…

Benim hissettiklerimi eğer onlar hissetmiyorlarsa, aslında, gerçekte onların ruhları da yoktur, ruhları olmayanların da “insan” olduklarına, değerli olduklarına, olabileceklerine, değer verilebilecek olduklarına dair çok ciddî, hem bir o kadar önemli, hiçbir zaman, hiçbir şekilde vazgeçemeyeceğim çok büyük şüphe, endişe, hem de kaygılarım vardır…

***

İşte bir devlet; İsrail…

İşte bir o kadar bir toplum, bir millet…

İşte bir maraz, bir hastalık, bir psikoz, bir illet…

“Hiç kimse, görmek istemeyen kadar kör ve duymak istemeyen kadar sağır olamaz…”

İbn-i Sina’nın sözü misali.

***

İşte bir yardım konvoyu, sadece şu “insanlık” adına…

Şu “vicdan” taşıyan “insan olma” adına…

Hürriyet âşığı, hem de şâiri Namık Kemâl’in şu iki mısraında olduğu gibi…

“Usanmaz kendini ‘insan’ bilenler, halka hizmetten

Mürüvvet-mend olan, mazlûma el çekmez iânetten…”

Güvenlik ve insanlık…

Gerçekten zor bir soru…

Ya siz hangi taraftaydınız?..

Okunma Sayısı: 1367
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı