Elcevap: Zat-ı Ahmediyenin (asm) merâtib-i kemâlâtta seyr ü sülûkundan ibarettir. Yani, Cenab-ı Hakkın tertib-i mahlûkatta tecellî ettirdiği ayrı ayrı isim ve ünvanlarla ve saltanat-ı rububiyetinde teşkil ettiği devâir-i tedbir ve icadda ve o dairelerde birer arş-ı rububiyet ve birer merkez-i tasarrufa medar olan bir sema tabakasında gösterdiği âsâr-ı rububiyeti, birer birer o abd-i mahsusa göstermekle, o abdi hem bütün kemâlât-ı insaniyeyi câmi’, hem bütün tecelliyat-ı İlâhiyeye mazhar, hem bütün tabakàt-ı kâinata nâzır ve saltanat-ı rububiyetin dellâlı ve marziyat-ı İlâhiyenin mübelliği ve tılsım-ı kâinatın keşşafı yapmak için Burak’a bindirip, berk gibi, semavatı seyrettirip kat’-ı merâtib ettirerek, kamervârî menzilden menzile, daireden daireye rububiyet-i İlâhiyeyi temaşa ettirip o dairelerin semavatında makamları bulunan ve ihvanı olan enbiyayı birer birer göstererek, tâ Kab-ı Kavseyn makamına çıkarmış, ehadiyet ile kelâmına ve rü’yetine mazhar kılmıştır.
Şu yüksek hakikate iki temsil dürbünü ile bakılabilir.
Birincisi: Yirmi Dördüncü Söz’de izah edildiği gibi, nasıl ki bir padişahın kendi hükûmetinin dairelerinde ayrı ayrı ünvanları ve raiyetinin tabakalarında başka başka nam ve vasıfları ve saltanatının mertebelerinde çeşit çeşit isim ve alâmetleri vardır. Meselâ, adliye dairesinde hâkim-i âdil ve mülkiyede sultan ve askeriyede kumandan-ı a’zam ve ilmiyede halife, ve hakeza, sair isim ve ünvanları bulunur. Her bir dairede birer manevî tahtı hükmünde olan makam ve iskemlesi bulunur. [...]
İşte bu misal gibi, Ezel ve Ebed Sultanı olan Rabbü’l-Âlemîn için rububiyetinin mertebelerinde ayrı ayrı, fakat birbirine bakar şe’n ve namları vardır. Ve ulûhiyetinin dairelerinde başka başka, fakat birbiri içinde görünür isim ve alâmetleri vardır. [...]
Her bir tabakàt-ı mahlûkatta, her bir semada bir isim, bir ünvan-ı İlâhî hâkimdir; sair ünvanlar da onun zımnındadır. Meselâ, ism-i Kadîr’e mazhar Hazret-i İsa Aleyhisselâm hangi semada Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ile görüştü ise, işte o sema dairesinde Cenab-ı Hak Kadîr ünvanıyla bizzat orada mütecellîdir. Meselâ, Hazret-i Mûsa Aleyhisselâmın makamı olan sema dairesinde en ziyade hükümferma, Hazret-i Mûsa Aleyhisselâmın mazhar olduğu Mütekellim ünvanıdır ve hakeza…
İşte zat-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, çünkü İsm-i A’zama mazhardır ve nübüvveti umumîdir ve bütün esmaya mazhardır, elbette bütün devair-i rububiyetle alâkadardır, elbette o dairelerde makam sahibi olan enbiyalarla görüşmek ve umum tabakàttan geçmek, hakikat-i Mi’racı iktiza ediyor.
Sözler, 31. Söz, s. 636
LUGATÇE:
abd-i mahsus: seçilmiş ve özel kul, insan.
arş-ı rububiyet: Allah’ın rububiyetinin tasarrufunda bulunan çeşitli dairelerdeki hususî ve yüce makam.
âsâr-ı rububiyet: Allah’ın idare ve terbiye ediciliğinin işaretleri.
devair-i rububiyet: rububiyet daireleri, sahaları.
devâir-i tedbir ve icad: yaratma ve idare etme daireleri.
marziyat-ı İlâhiye: Allah’ın rızasına mazhar olacak hâl ve hareketler.
mübelliğ: tebliğ edeb, bildiren.
merâtib-i kemâlât: kemâlât mertebeleri, yücelme ve yükselme dereceleri.
seyr ü sülûk: Cenab-ı Hakka ulaşmak için çıkılan manevî ve ruhî yolculuk.
tertib-i mahlûkat: yaratılmışları düzenleme; düzenlenmiş varlıklar.