Dinî hedef/maksatlarla yola koyuldukları halde, yolda dünya malına tapanlara iltihak edenler için… Karun’dan ve diğer tarihî sembollerinden ders almadıklarından, servetlerine dayanarak masumlara zulmedenler için… Küresel sermayelerine dayanarak, dünyayı savaşlarla yaşanmaz hale getirenlerle işbirliği yapanlar için… Dünya efkâr-ı ammesine; İran’la müzakereler için Cenevre'de toplantı halindeyken, ordularına gizlice hücum emri veren namertler için… Savaştığı milletin çocukları vatanları uğruna şehit olurlarken, ölüm korkusuyla otuz küsur saat uçaklarıyla havalarda kaldıktan sonra, babalarının katillerine sığınanlar için acilen yeni bir yurt aranıyor…
Benî İsrail’in doğru hikâyesini merak edenler, Kur’ân’a müracaat edebilirler. Müslümanlarla birleştikleri İbrahim aleyhisselâmı müteakiben devam eden hikâyenin kahramanları olan İshak ve Ya’kub (as) çok güzelce anlatılıyor. Ve sonra hikâyelerin en güzelini haber veriyor, Kur’ân: Yûsuf’un (aleyhisselâm) hikâyesi… Kur’ân’ın “en güzel” olarak nitelediği kıssayı dünya sinemasına aktaran İran’ın günahı; günümüzdeki dolaplara karışan İsrailoğullarına, dedelerinin adaletini ve güzelliklerini anlatmak olmalıydı.
Müslümanların tarihlerini inceleyenler, sıklıkla vaatlerinden cayan Yahudîlerin İslâm devlet ve saltanatlarından zulüm görmediklerine şahit olacaklardır. Mukayesemizi; bir cihetiyle kendilerini Yahudî kabul eden Hıristiyanların tarihlerindeki yüzlerce katliam ve tehcirle yapıyoruz. Birinci Dünya Savaşı’nın adaletsiz şartlarında, Kur’ân’daki hikâyeye de uyarak Filistin’e, İngilizlerce bir kısım Benî İsrail’in iskânlarına, İslâm dünyası fazla itiraz etmemişti. Lâkin onların buradaki masumlara kısmen zulümlerini de asla kabul etmemiştir. İngiltere’deki ve Amerika’daki servetlerine dayanarak söz konusu hükümetleri zulümlerine alet eden İsrail’in, insaniyet sınırlarını aşan hikâyesini başka yerlerden de okuyabiliriz.
Mevzumuzdaki tarihin tekerrürüne bir-iki misalle değinmemizde fayda var. Tarih boyunca; dünya servetini vatanın önünde tutan bu milletin, neden dünyada dağınıklığa mahkûm olduklarını da başka kaynaklara havale edeceğiz. Sahip oldukları sermayeye dayanarak, bir araya gelme teşebbüslerinin acı akıbetleri de söz konusu tarihî hikâyelerde yazılıdır. Mezopotamya’da, Kuzey Avrupa’da, Rusya’da ve Filistin’de bir araya gelerek, tarih boyunca kendilerine zulmedenlerden intikam alma teşebbüslerinin acı akıbetlerini okuyanlar, Küresel Marksist ihtilâlcilerle ve global sosyal Marksistlerle iş birliği yaptıklarından, dünya milletlerince tekrar nefretle karşılananlara, “yeni bir yurt” aranmasının hikmetini, daha güzel anlayacaklardır.
İran’ın karşı saldırısında, ölüm korkusuyla vatanını terk ederek firar eden Netanyahu’yu, Almanya dışında hiçbir AB ülkesi kabul etmemiş. Haklılar, savaşa dâhil olmak istemiyorlar. Belki de Yahudîlerin sermayedarlarına çalışan başbakanları Merz kabul etmişti, İsrailli zalim katili…
Bir kısım haris ve dinsiz Yahudîlerin koordine ettikleri Neocon ve Neoliberal ittifakının tuzağındaki ABD başkanı, İran idaresinden kırk kişiyi öldürdüğünü gururla söylerken; Yahudîlere yaptığı kötülükten ve onlara gelecek zararlardan habersizdi. Ellerini Gazze’nin çocuk kanlarıyla yıkadıklarından, korku sendromuna yakalanmış bir kısım Yahudîlerin artık Filistin’de yaşayamayacaklarını herkes anladı. Bu dehşetli senaryonun neticesini bilen bazı İsrailoğulları, kendilerine Alaska’da gösterilen yurdu beğenmemişlerdi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Arjantin’in güneyindeki geniş coğrafyaları, “dünyaya uzak” diye kabul etmemişlerdi. Sovyetlerin dağılmasını müteakiben Ukrayna teklifine sıcak baktıklarını, Victoria’nın yine ABD’yi kullanarak Kiev’de gerçekleştirdiği 2014 Maidan ihtilâliyle anlıyoruz. Akabinde, idaresi Yahudîlerden Ukrayna Devletinin, Avrupa’nın başına açtığı musibetleri birlikte seyrediyoruz.
Netanyahu’nun ekibinde Yahudîlik değil, ihtilalcilik esas olmuş. Küresel Neocon cereyanının, 1917 St.Petersburg ihtilâlcilerinin takipçileri olduğunu biliyoruz. Milletlerinden olan Marx’ın da fizikî dahil oldukları 1871’de Paris’te, 1918’de Berlin’de, Stalin dönemindeki Rusya’da ve 1915’ten sonra İstanbul’da katıldıkları ihtilâllerde mağlup olan ihtilâlcilerin, zamanımızda Filistin ve Washington’da bir daha kaybedeceklerinin emareleri görünüyor. Öyleyse vatansızlara, yeni bir yurt aranması gerekiyor…