Yeni Asya bir gazetenin adıdır; fakat onu sadece bir gazete olarak görmek eksik olur. Burada mesele kâğıt ve mürekkep değildir. Mesele bir istikamettir. Yeni Asyalı olmak, bu istikameti benimsemek ve onu hayatın içine taşımaktır.
Bu çizginin kaynağı Risale-i Nur’dur. İman hakikatlerini merkeze alan bir bakış, dünyaya da ahirete de aynı pencereden bakmayı öğretir. Hayatı yalnız bugünden ibaret görmez. Yazılan her satırın, söylenen her sözün ebedî bir karşılığı olduğu bilinci vardır.
Hürriyet anlayışı bu kimliğin temel taşlarındandır. Bediüzzaman Said Nursî hürriyeti imanın bir vasfı olarak tarif eder. İnsanların inancını ve fikrini korkusuzca ifade edebilmesi savunulur. Meşveret ise bu duruşun pratiğidir. Ortak akla değer vermek, şahsî kanaati ölçü hâline getirmemektir. Kararlar istişare ile olgunlaşır. Aceleyle değil, birlikte düşünerek adım atılır.
Adalet çizgisi nettir. Güce göre değil hakka göre tavır almak esastır. Kimden gelirse gelsin haksızlığa karşı durmak, kim yaparsa yapsın zulme mesafe koymak gerekir. Bu tavır zamana göre değişmez. Şartlara göre eğilip bükülmez.
Müsbet hareket anlayışı bu yolun ahlâkını belirler. Kırmadan, dökmeden, yakmadan; sabır ve sebatla yürümektir. Tepkiyle değil ilkeyle hareket etmektir. Hizmeti kavga zeminine taşımadan sürdürmektir. Bu yaklaşım hem iç huzuru korur, hem de topluma güven verir.
Yeni Asya denildiğinde önemli bir fark daha ortaya çıkar. Çoğu yerde bir yazar çalıştığı gazeteden söz ederken araya mesafe koyar. Yeni Asya’da bu mesafe hissedilmez. Çünkü bu gazete aynı hizmet anlayışına gönül veren herkesindir. Okuyanı da yazanı da emeği geçen herkes kendini bu yapının bir parçası görür. “Ben burada yazıyorum” demekten çok “Bizim gazetemiz” demek tabiî karşılanır. Bu sahiplenme bir üstünlük duygusu değil, ortak bir sorumluluktur.
Bir Genç Olarak Yeni Asyalı Olmak
Bir genç olarak “Yeni Asyalıyım” diyebilmek içimde sessiz bir sevinç uyandırıyor. Bu bir övünç cümlesi gibi değil; daha çok bir lütuf gibi geliyor. Böyle bir çizginin içinde bulunmak, iman hizmetine omuz verebilmek, hürriyet ve adalet fikrini savunan bir duruşun parçası olmak insana şevk veriyor.
Bu his kibir değil, şükür gerektiriyor. Çünkü bu yol kimsenin şahsî başarısı değil; bir nasip meselesi. Bu nasibi korumak, ona layık olmaya çalışmak asıl sorumluluk.
Bu noktada meşveret vazgeçilmez bir esastır. Şartlar ne olursa olsun, fikir ayrılıkları yaşansa da, zorluklar artsa da istişareden uzaklaşmamak gerekir. Yeni Asya çizgisinin en belirgin hâllerinden biri meşverete bağlılıktır. Ortak aklı terk etmek, istikameti zayıflatır. Meşverete sarılmak ise birliği güçlendirir. Bu yüzden genç yaşta bu prensibi benimsemek ve ona uymaya çalışmak büyük bir kazançtır.
Geçen haftalarda bir yıl dönümünü de geride bıraktık. Fakat asıl mesele geçen yılların sayısı değil, çizginin korunmuş olmasıdır. İsimler değişebilir, şartlar ağırlaşabilir; fakat iman hizmetine adanmış bir duruş devam ediyorsa o kimlik yaşıyor demektir. Yeni Asyalı olmak da bu istikameti sahiplenmek ve onu yarına taşımak demektir. Allah razı olsun, Vesselâm...