Dedim:
“Çünkü beş menfî esas üzerine teessüs etmiştir. Nokta-i istinadı kuvvettir. O ise, şe’ni tecavüzdür. Hedef-i kasdı menfaattir. O ise, şe’ni tezâhumdur. Hayatta düsturu cidaldir. O ise, şe’ni tenâzu’dur. Kitleler mabeynindeki rabıtası, âheri yutmakla beslenen unsuriyet ve menfî milliyettir. O ise, şe’ni böyle müthiş tesadümdür. Cazibedar hizmeti, heva ve hevesi teşcî’ ve arzularını tatmin ve metalibini teshildir. O heva ise, şe’ni insaniyeti derece-i melekiyeden, dereke-i kelbiyete indirmektir. İnsanın mesh-i manevîsine sebep olmaktır. Bu medenîlerden çoğu, eğer içi dışına çevrilse, kurt, ayı, yılan, hınzır, maymun postu görülecek gibi hayale gelir.
“İşte onun için bu medeniyet-i hâzıra, beşerin yüzde seksenini meşakkate, şekavete atmış; onunu mümevveh (hayalî) saadete çıkarmış; diğer onunu da, beyne beyne (ikisi ortası) bırakmış. Saadet odur ki, külle, ya eksere saadet ola. Bu ise, ekall-i kalîlindir ki, nev-i beşere rahmet olan Kur’ân, ancak umumun, lâakal ekseriyetin saadetini tazammun eden bir medeniyeti kabul eder.”
HÂŞİYE: Bizim muradımız, medeniyetin mehasini ve beşere menfaati bulunan iyiliklerdir. Yoksa medeniyetin günahları, seyyiatları değil. Ki ahmaklar, o seyyiatları, o sefahetleri mehasin zannedip, taklit edip, malımızı harap ettiler. Medeniyetin günahları, iyiliklerine galebe edip, seyyiatı hasenatına râcih gelmekle, beşer, iki harb-i umûmî ile iki dehşetli tokat yiyip, o günahkâr medeniyeti zîr ü zeber edip, öyle bir kustu ki yeryüzünü kanla bulaştırdı. İnşaallah istikbaldeki İslâmiyetin kuvveti ile, medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umûmîyi de temin edecek.
Tarihçe-i Hayat, s. 143
LUGATÇE:
âher: başka, diğer.
cidal: kavga, çarpışma, savaş.
dereke-i kelbiyet: köpeklik derecesi, alçaklık.
ekall-i kalîl: azın azı, pek az, en az.
küll: bütün.
lâakal: en az, hiç olmazsa.
medeniyet-i hâzıra: şimdiki medeniyet.
mehasin: güzellikler, iyilikler.
mesh-i manevî: bir kimsenin iç dünyasının kötü ve çirkin bir hale gelmesi.
metâlib: talep olunan, istenen şeyler, istekler, arzular.
nokta-i istinad: dayanak noktası.
râcih: üstün.
sulh-u umûmî: genel barış.
şekavet: bedbahtlık, sıkıntı.
şe’n: gerek, netice ve eser.
tazammun etmek: içine almak, içermek.
tenâzu’: kavga etme, çekişme.
tesadüm: çarpışma, vuruşma.
teshil: kolaylaştırma.
teşcî’: cesaretlendirme.
tezâhum: birbirine sıkıntı verme, zahmet verme.
unsuriyet: ırkçılık.