"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ehl-i Beyt

Şemseddin ÇAKIR
05 Ağustos 2022, Cuma
Bilindiği gibi “Ehl-i Beyt” çok kısaca, Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm)’ın ailesi demektir.

Geçmişte ve maalesef günümüzde bir ihtilaf meselesi de “Ehl-i Beyt” meselesidir. Halbuki biz samimi ehl-i iman için Kitap ve Sünnet asıldır. Yani bir mesele Kitap’ta veya Sünnet’te varsa, biz ona tam teslim oluruz. Nasıl olur da Nas’da sarahat olduğu halde ehl-i iman arasında bir mesele ihtilaf konusu olur? Ehl-i Beyt’in ayet-i kerîmedeki yeri, hem de emir kipi ile, şöyledir:

“De ki: Sizden tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum; istediğim ancak, ehl-i beytime ve manevi varislerime muhabbet ve meveddettir”. (Şûra: 23/42)

Cenab-ı Hakk açıkça Ehl-i Beyt’e muhabbeti ve meveddeti emrediyor. Buna rağmen ihtilâf nasıl olabilir? Ve böyle bir meselede Ehl-i Sünnet nasıl yanlışa düşebilir?

Bunun sebebi; ancak bir tarafın bu sarih meseleyi maksadının dışında yorumlayıp, karşı tarafı itham etmesiyle olabilir. 

Anlaşılan o ki, bu meseleyi istismara sebep olan başlıca iki hadise var.

1- Hz. Ömer (ra)’ın İran’ı fethetmesi

2- Kerbela faciası.

1-Hz. Ömer(ra)ın İran’ı Fethi: Bu mesele; âlemşümul tam bir cihad ve tebliğ olduğu halde, bundan ceriha alan İranîler ve Batiınîler, o günkü İslâm düşmanlarının tahrikleriyle ehl-i İslâm’ı “Alici” ve “Ömerci” diye ikiye ayırarak onları zaafa uğratmak için böyle bir plan uygulamış. Bu fitne; daima zalimlerin kullandıkları bir taktiktir. Onun için meseleyi fark eden basiretli zatlar: (Onlar Hz. Ali’yi (ra) sevdiklerinden değil bilakis, İran imparatorluğunu fetheden Hz. Ömer’e olan buğzlarından dolayı Alicidirler) diye bir vecizeyle meseleyi özetlemişlerdir. Yani bunlar; kendilerine karşı çıkan Müslümanları –hâşâ– “Hz. Ali düşmanı” ilan etmişler.

Halbuki Ehl-i Sünnet arasında böyle bir ayrım olmadığı gibi, Hulefa-i Râşidîn’den hiçbiri arasında da ihtilâf söz konusu değildir. Böylece “sun’i Ehl-i Beytçiler”, diğer Hulefa-i Râşidîn’i ve kahir ehl-i İslâm’ı Hz. Ali’ye düşman göstererek Müslümanları avlamışlar. Bu zıddiyet, çok tasannuyla ve tekellüfle zorlayarak doğmuştur. Bir deli kuyuya taş atmış, milyonlarca akıl çıkartamamıştır. Ve onlara yanlış ve haksız olarak “Ehl-i Beyt’çiler” denilip; çok haksız olarak Ehl-i Sünnet, hâşâ Ehl-i Beyt’e karşı gösterilmiştir. Halbuki “Ehl-i Sünnet”le “Ehl-i Beyt” tabirleri arasında itikadî olarak da bir fark yoktur. Hz. Peygamber (asm)’ın da: “Size Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Azîmüşşanla ehl-i beytimi bırakıyorum” buyurması, bunun adeta etle tırnak mesabesinde olduğunun delilidir. Bunda nasıl tereddüt olabilir?

Sünnetin birinci derecede temsilcileri de, “Ehl-i Beyt”tir. Ayet-i kerime ona dikkat çektiği için Efendimiz de, Kur’ân-ı Kerim ile Ehl-i Beyt’i beraberce ümmetine emanet etmiştir. Bu derece ciddi bir meselede Ehl-i Sünnet’in “Ehl-i Beyt”e karşı olması düşünülemez.

Alem-i İslâm’ın başına bu gibi meseleler çözülmesin diye istibdadı bela etmişler ki; bunlar, fikir hürriyetine zıt şekilde insanlara söz hakkı vermedikleri için insanlar bu gibi meseleleri açıkça ifade edemiyorlar. Bu durum da hakikate perde çekmeye çalışanların işlerine geliyor. Bu kişiler aynı zamanda alabildiğine meşrutiyet düşmanlığı yaparak da; bu meselenin masaya yatırılmasını engellemektedirler. Hürriyet ve fikir platformu olan, hukukun üstünlüğünü esas alan, meşrutiyet ve cumhuriyet anlamına gelen demokrasiyi “küfür rejimi” diye itham ederek, hürriyet ve hukukun üstünlüğü gibi nimetlerden ehl-i İslâm’ı mahrum etmek de, siyonizm taktiği olsa gerekir. 

Bunlar bir de hâşâ Ehl-i Sünnet’i, Yezid’e taraf olmakla itham ederek o masum kitleye “Yezidci” damgası basarlar. Bu da, külliyen yalandır. Şu anda Muharrem’in başında olduğumuza göre; Muharrem’in 10’u, peygamberler için kurtuluş günü olduğu halde, bir grup insan için matem günü olacaktır. Aynı acıyı biz de vicdanımızda ve imanımızda en derinden hissediyoruz fakat, tepki usullerimiz farklıdır. Bu vesileyle birbirimize daha anlayışlı olmamız gerekir.

Bu şartlarda sağlıklı iletişim olmadığı için bu iş bayağı zor; fakat “dermansız dert yoktur” kaidesiyle, her iki tarafın samimi insanları olarak bu zoru başarmaya mecburuz.

Bütün okurlarımın ve âlem-i İslâm’ın, yıl başı olarak Muharrem’ini ve 1444’üncü hicrî yılını tebrik eder; Hz. Hüseyin (ra)’ın hunharca katlinden dolayı âlem-i İslam’a taziyetlerimi arz ederim. Aşurenin; âlem-i İslamın bu meskenetten de kurtulup barışına ve saadetine vesile olmasını Erhamürrâhimîn olan Rabbü’l-âlemîn’den niyaz ederim.

Okunma Sayısı: 1579
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı