"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tarikatlar, dinî cemaatler ve demokrasi...

Şükrü BULUT
09 Eylül 2019, Pazartesi
Hassas veya netameli konular üzerinde konuşulurken, mutlaka ilmin doğru kabul ettiği esaslar üzerinden gidilmeli…

Magazin, moda fikirler, sloganlar ve tarafgirane yaklaşımlar, burada konuşana yalnızca sıkıntı getirir. Başta demokrasi olmak üzere; dinî cemaat ve tarikatın doğru tariflerini bilmeyenlerin mevzuyu tartışması ise, toplumu daha çok kaosa sürüklüyor.

Marksist Karl Popper’ın tuzağına düşen bazı hürriyetperver dindarlarımızın anladığı üzere, cemaat veya tarikatın birer “sivil-toplum” olmadığını öncelikle belirtelim. Benzer tarafları olsa da; çıkış noktaları, misyonları ve meyveleri cihetiyle ayrıdırlar. Tıpkı bir birine çok benzeyen demokrasi ile “şerî meşveretin” ayrışmaları gibi.

Demokrasinin tarifini Doğu’da veya Asya’da yapmak, Avrupa’da olduğu kadar zor değildir. İsme takılıp kalınmadığı ve mahiyeti esas alındığı takdirde demokrasi, Doğu toplumlarında daha çabuk ve geniş kitlelerce kabul görür. Zira bin beş yüz yıllık İslâm Tarihi ve geleneği boyunca; demokrasinin bir çok unsur ve kurumu, Müslüman Asya toplumlarında tatbikatlarıyla yaşayagelmişler. Yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, kanun hâkimiyeti ve yasama gibi demokrasinin temel unsurlarında, bazı uygulamalara “ileri Batı Demokrasinin“ henüz kavuşamadığını, meşhur hukukçu ve düşünür Shobel itiraf ediyor. Asya’daki bu uygulamayı Avrupa Demokrasisinin üstadları fazilet olarak alkışlıyorlarsa, “doğru demokrasi” meselesinde Müslümanların haklarını teslim etmek durumundayız.

İslâmiyet’ten kaynaklanan Avrupa aydınlanmasının Kur’ân’ın malı olduğunu bilemeyen Asyalı münevverler, Batı’dan gelen her şeyi doğru kabul ettiler. Belki de bu noktada Asyalı aydınımızın yeni bir ”Avrupa telâkkisine” ve “doğru bir Avrupa tarihi” bilgisine ihtiyacı vardı.

Buradan (materyalist Avrupa felsefesine bulanarak) gelen müsbet fenlerin fayda ve üstünlüğü, doğru olmayan ve çürükçe bir çok sosyal konuyu da aynı sepete koydurttu. Avrupa’da musîbetlerle geçen yedi asırlık tekâmülden, Hıristiyanlığın bu toplumda müstebitlerin elinde baskı aracı olduğundan, bu semavî dine karıştırılmış binlerce hurafeden, dört yüz senelik din savaşlarından ve sonra da kiliseye karşı hücuma geçen materyalizmden ve semavî dinleri mağlûp etmek üzere feylesoflarca kurulmuş ittifak ve mekteplerden habersizce hadiseyi takip eden aydınımızın içine düşürüldüğü kompleksleri teşhis etmeksizin de bu meseleyi sağlıklı müzakeremiz kolay olmayacaktır.

Evvelâ, din karşıtı Avrupalı feylesoflarının Kilise’yi mağlûp etmek üzere geliştirdikleri argümanları, bizim “tûtî”ler İslâmiyet’e karşı kullandılar: Din telâkkisi, din-fen birlikteliği, mektep ile mücadele, şeriat düşmanlığı, tasavvuf ve tarikatın toplumu uyuşturduğu iddiası, kadının korumasız bırakılacak şeklindeki serbestiyeti, adaletli olmayan ve uygulanabilirliği gayr-ı mümkün eşitlik ilkesi, ekonomik sistemlerin faizsiz olamayacağı, tüketim ile ekonominin düzeleceği, tesettürün kadın hürriyetlerine mani oluşu gibi yüzlerce yanlış sosyal telâkkinin toplumumuza “hakikat” olarak yutturulması, günümüzdeki sosyal yara, sıkıntı ve problemleri doğurmuştur. Asr-ı Saadetteki uygulamayı arayan “günümüz demokrasilerine“ yol gösterecek ve rehber olacak dinî cemaat ve tarikatlarımızın mensupları “doğru demokrasiyi” Kur’ân’dan ve Kur’ân’ın pratiği olan sünnetten öğrenemedikleri takdirde, mevcut meseleleri halletmede hayli zorlanacağımızı peşinen belirtelim.

Asr-ı Saadet ve demokrasi münasebetini biz kurmuyoruz. Osmanlı Demokrasisinin ikinci adımı olan 1908 “Meşrûtiyetinin ilânında”, yüz binlerce insana demokrasinin dört boyutlu tanımı olarak “Hürriyete Hitap” nutkunun sahibi Bediüzzaman Said Nursî, Mustafa Kemal’in istibdadına karşı demokrasiyi savunduğu 1935 Eskişehir Mahkemesi’nde bütün dünyaya duyuruyor. Yüz sayfayı geçkin mahkeme müdafaasında heyete söylediği şu cümleleri, 1948 de Afyon Mahkemesine de takdim edecekti… Bediüzzaman’dan iktibası almadan önce şu hususu da belirtelim. Komünistlerin ve masonların efkâr-ı ammenin zihinlerini teşviş ederek demokrasiyi yanlış anlamaları hususundaki çalışmalarını, Müslümanlar dikkatlice takip etmelidirler. Ta ki felsefenin bu dinsiz dehalarınca kandırılmasınlar. Hürriyet, Cumhuriyet, Liberalizm, Demokrasi, Freiheit, Özgürlük, Azadi, Serbestiyet gibi aynı manayı ifade eden kelimeler ile yapılacak oyun ve entrikalara dikkat gerekiyor. Bir idare ya demokrattır veya değildir… Ya gerekli hürriyet vardır veya yoktur… Bunların ilmî ve tabir caiz ise matematiksel tanımları olacaktır. Aksi halde; sosyalist ırkçı- milliyetçi Baas da, Bolşevik Sovyetler de, Batı Avrupa’daki kaosçu ve anarşiye açık “milliyetçi sol hareketler” (Pegida, beş yıldızcılar ve Brexitçiler gibi) ve hatta Neoliberal ve neoconlar da kendilerini cumhuriyetçi ve demokrat olarak tanımlamaya kalkışabilirler. 

Sözü Üstada bırakıyoruz: “Orada (Eskişehir Mahkemesinde) benden sordular ki: ‘Cumhuriyet hakkında fikrin nedir?’ Ben de dedim: Yaşlı mahkeme reisinden başka daha siz dünyaya gelmeden ben dindar bir cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki tarihçe-i hayatım ispat eder. Hülâsası şudur ki: O zaman, şimdiki gibi, hâli (içi boş) bir türbe kubbesinde inzivada idim. Bana çorba geliyordu. Ben de tanelerini karıncalara veriyordum. Ekmeğimi onun suyu ile yerdim. Benden sordular, ben dedim: Bu karınca ve arı milletleri cumhuriyetçidirler. Cumhuriyetperverliklerine hürmeten, taneleri karıncalara veriyorum. Sonra dediler: ‘Sen Selef-i Salihîne muhalefet ediyorsun.’ Cevaben diyordum: Hulefâ-i Râşidîn; hem halife, hem reisicumhur idiler. Sıddîk-ı Ekber (ra) Aşere-i Mübeşşereye ve Sahabe-i Kiram’a elbette reisicumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakikat-i adaleti ve hürriyet-i şer’iyeyi taşıyan mana-yı dindar cumhuriyetin reisleri idiler.” (Şuâlar, s. 317)

Tarikat, dinî Cemaat ve Demokrasi Entegrasyonunu inşallah önümüzdeki yazılara bırakalım. Köşemizin hali mevzuyu tamamlamamıza müsait olmadığı gibi, sabrınızı da zorlamayalım.

Okunma Sayısı: 1495
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Bahtiyâr Almanya

    13.9.2019 16:33:52

    Türkiyenin en fazla muhtaç olduğu, Üstadın yön gösterici fikirlerine sahip çıkmak. Bu şekilde hem toplumsal sorunlar çözülecek, hem de dini cemaatlerin hayret verici yanlışları düzelecek inş.

  • Nur

    11.9.2019 21:57:00

    Evet, ne kadar doğru dediniz, Demokrasi bizim öz malımızdır. Bazı kesimler, demokrasiyi, demokrasinin bid'alarıyla karıştırıyor. Ellerinize sağlık, kaleminize kuvvet sayın yazar

  • Alper Özcan

    10.9.2019 18:12:05

    Tebrikler keşke bu görüşlerimizi geniş kitlelere ulaştırabilsek

  • Rukiye

    10.9.2019 13:25:48

    Bu karışık sepeti önümüze döküp ayıklamazsak, daha çook oyunlara geliriz. Kelimelerin kendi manasını temsil etmekten de geçip başka kelimelerin manalarını üstlendikleri Dünya gününün bu sisli ve karışık akşamında ancak ilmi ve bilimsel yaklaşımlar her şeyi yerli yerine oturtabiilir. Bu minvalde yazıların devamını bekliyoruz. Artık tarikat ve cemaate, islam tarihine ölçü, tartı ve algoritmik yaklaşımlarla bakmanın vakti gelmiş hatta geçmiştir. Aklınıza sağlık!

  • Süleyman

    9.9.2019 11:58:27

    Demokrasi ile dini cemaat sözcüklerinin yan yana gelişini garipse yenler, dini cemaat ve siyasetimizde meydana gelen dehşetli hadiseleri inceleyip çıkış aramak zorundadırlar.Rey kaygısı ve iktidar hırsıyla rüzgara kapılmış uçuşan dini cemaatlerin, dine ciddice hizmet etmek isteyenlerin yollarını büsbütün kapattıklarını görüyoruz. Bu mevzunun çok önemli olduğunu belirten yorumcu arkadaşlarıma katılıyorum.. Çare üzerinde çokça kafa yormalıyız.katılıyorum

  • Fatma

    9.9.2019 10:07:47

    Avrupa felsefesinin bol parcala sistemine ne yazikki cemaatler tarikat lar nezdinde acnacak durumdayiz sadece musluman ve allah rizasi dairesinde yasabilsek bir birmizi tenkit etmeden kardesce herkesie insan oldugu icin deger verilse gercek demokrasi ozaman gelir allahin izni ve inayetiyle. Aydinlatici yazilariniz icin de allah razi olsun e yureginize saglik

  • Davut

    9.9.2019 08:42:48

    Fevkalade açıklayıcı, bilimsel ve risaleyinurun ölçüleriyle hazırlanmış bu çeşit yazıların yolumuzu aydınlatacağını düşünüyorum. Bilhassa siyaseti merak eden dindarlar mutlaka okumalı.

  • Niyazi N.

    9.9.2019 02:01:30

    Ehl-i İslamın saadeti için büyük öneme sahip bir mevzu. Bu konuda doğru istikamete götürecek rehberin “isme ve libasa takılmadan mahiyeti esas almak” olduğunun müslümanlarca anlaşılması hayati önem arz ediyor. Temel olan bu husus, takib edecek diğerlerinden evvel, tek başına ele alınacak müstakil bir makaleyi hak ediyor kanaatimce. Dikkatli ve isabetli analiz sunan yazınız için tebrikler.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı