"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Anneler, şeair ve medreseler...

Şükrü BULUT
27 Şubat 2026, Cuma
Şeair, bir yönüyle kimlik değil mi? Tanımada ve tanınmada öncelikli unsur da diyebiliriz.

Ferdî kimlikler, sosyal kimlikler, dinî kimlikler ve millî kimlikler… İnsan, gözünü açtığında ve çevreyi tanımaya başladığında inkişaf edecek duygularla mütenasip gelişir, şeair… Kim bilir, belki annelerin tesbihleriyle ve tekbirleriyle başlamıştır, gelişmesi… Belki de insanın kulağına okunan ilk ezanla… Veya beşiğinde seyrederken annesini, namazdaki başörtüsü, okuduğu dualar ve ninni niyetiyle söylediği nağmeli zikir-tekbirler ve Kur’ân tilâvetleri…

Birer ruh mimarı olarak bebeklerinin mana dünyalarını inşa eden annelerin yavrularına söyledikleri ve görmelerini sağladıkları unsurların içinde, onlara hayatları boyunca kimlik olacak unsurlara da “şeair” diyebiliriz. Meşhur sanatçıların, bilge insanların, edebiyatçıların veya mücedditlerin hatıralarında, annelerin onlara yönelik kimlik inşaları mutlaka yansıma bulur. Şeairin, sair geleneklerden ve sosyal hayatın diğer unsurlarından farkı, elbette kalın çizgisiyle kalıcılığıdır. Bir ezan, bir Fatiha, annenin beyaz yaşmağı veya dinî bir neşide…

Şeairler içinde, edebiyatımıza veya çocukluk hatıralarımıza en fazla akseden unsurların Ramazan-ı Şeriflerdeki zamanlarımıza ait olduğunu; nefislerimizde yaşadığımız kadar, edebî eserlerden de okumuşuzdur. Mütemadi yaşadığımız hayatın, aniden farklı güzelliklerle değişmesi ve ortaya çıkan yeni sahneler bütün çocukları heyecanlandırır. Duyguların tüm boyutlarıyla külliyet kazandığı o zamanları, eğitimcilerimiz taş işlemeciliğine benzetiyorlar. İnsanların, ikinci çocukluklarının sonuna kadar unutamayacağı nakışlardır, bunlar…

Sessiz gecelerin, aile fertleriyle ışıltılı ve muhabbetli atmosferleri… Veya akşama yakın; bütün ailenin sofranın etrafında sevinç ve şevk ile ezanı beklemeleri... Sonra; evlerde veya medreselerde topluca kılınan teravihler, salât ü selamlar, tesbihat ve kıraatler… Teravih aralarındaki salât-ı ümmiyelerin Itrî’nin bestesiyle okunduğunda, oradaki iki-üç yaşındaki çocukların namazlardaki ebeveynlerine iştiraklerine şahit olmuşsunuzdur. Annelerin çocuklarına hayatları boyunca, unutamayacakları şeairlerin başında gelen Ramazan-ı Şeriflere gösterilecek ilgi  ve bu kutlu misafire önceden yapılacak hazırlık, masumların ruhunda kalıcı tesirler icra edecektir.

Ramazanlardaki ezanın ve zamanın diğer unsurlarının; çocukları istikballerinde taşıyacakları değerli sosyalleşmeyi de unutmamamız gerekiyor. Dünyanın ezanlı beldelerinde büyümekte olan ümmetin çocuklarıyla, istikbalde paylaşacağı ulvî ortak değerlerin yavrularımızın istidat ve kabiliyetlerine katacakları maddî-manevî zenginlikleri, çoğu kez anneler farkında olmadan verirler…

Evler kadar, medreselerin şeairin ihyası veya ruhlardaki idameleri açısından önemli mekânlar olduğu tartışılmaz. Anneler-babalar, yavrularına ihtimamdan önce medreselerdeki merasimlere dikkat ederlerse, çocuklara daha coşkun, cazip ve kucaklayıcı gelecektir,  Ramazan-ı Şerifler… Evlerdeki geleneğin medrese ile içiçeliği, terbiyede esas olan devamlılığa imkân verecektir. Çocuklardaki kimliğin oluşmasında devamlılık, mermer oymacılığındaki sebat kadar önemlidir. Çoğu insanda, pir-i fânî olduklarında dahi bu izlerle karşılaşabiliyorsunuz… İşte bu kalıcı izlerin kaynağında öncelikli olarak anneler ve annelerin kuvvet aldıkları medreseler vardır.

Tahassürle seslendirdiğimiz nostaljiyi yavrularımız yaşayamıyorlarsa, bize hüzün vermez mi? Zamanı, çevreyi ve teknolojiyi suçlayarak, Ramazan’ın güzelliğini günümüzün çocuklarına hissettirmeyen anneler, belki de yeniden düşünmelidirler, değil mi? 

Sinsi hastalıklarca toplumumuzu kemiren ferdiyetçilik, dijital yoğunluk ve zamanımızın ihtiyaçlarının çokluğu gibi engellerin; medresenin yardımıyla, babaların terbiyedeki celâlli–kısmen–katkıları ve annelerin fedakârlıklarıyla aşılabileceğine inanıyoruz. Annelerin şefkatleri, şeairin sebatla ruhlara işlenişi noktasında, yetersiz kalabiliyor. Geçmişin bize bıraktığı geleneğin sessizliği, kelimelerin manasızlığı ve kaybolan şevksizliğin; annelerin şuurluca dokunuşlarıyla kaybolduğuna o kadar şahidiz ki… 

Şeairin çocuklarımız için, kimliklerinin parçacıkları olduğunu da ekseriyetle unutuyoruz. İster mahallî olsun, isterse  geniş dairede… Beşikten itibaren hayatlarına şeairleri işlenmiş milletlerin çocukları, milliyetlerini hareketlerinde ve konuşmalarında aksettirirler. Ve onlar, tek başlarına, bulundukları coğrafyalarda milletlerini temsil ederler. 

Okunma Sayısı: 2618
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Rabia

    27.02.2026 23:57:27

    Annelere tercüman olan yazılarınızın, makbul ranazanışerif duası olarak kabulünü Rabbimden niyaz ediyorum.

  • Rehanur

    27.02.2026 22:32:23

    Şeairin yaşanarak öğrenildiğini en güzel hatırlatan yazılardan biri olmuş. Çocukların kalbine ilk nakşedilen hakikatler, annelerin sessiz fakat tesirli dersleriyle yerleşiyor. Bir annenin namazı, duası ve edebi; konuşan bir medrese hükmüne geçiyor. Şeairin zayıfladığı zamanlarda medreselerin kuvvet bulması, medreselerin zayıfladığı zamanlarda ise annelerin omuzlarına daha büyük vazifeler düşmesi adeta kaderin bir cilvesi gibi görünüyor. Bu bakımdan ev ile medrese arasındaki bağ ne kadar kuvvetli olursa, nesillerin istikameti de o kadar sağlam olacaktır. Annelerin şeaire sahip çıkması, aslında bir milletin istikbaline sahip çıkmasıdır. Bu manayı hatırlatan güzel ve istifadeli bir yazı olmuş. Kaleminize bereket.

  • Lemanur Şahiner

    27.02.2026 22:30:18

    Şeairi yalnız bir gelenek unsuru değil, kalbin derinliklerine nakşedilen bir kimlik cevheri olarak takdim etmişsiniz, annenin şefkatini ise o cevheri ruh mermerine işleyen latif bir kalem gibi göstermişsiniz:). Beşikten başlayan bu mânevî terbiye, Ramazan’ın nurlu iklimiyle kemale ererek insanın fıtratındaki iman tohumlarını sümbüllendiren kudsî bir inşa sürecine dönüşücektir inşallah.

  • Nur

    27.02.2026 22:27:33

    Ne kadar doğru bir cümle “Tahassürle seslendirdiğimiz nostaljiyi yavrularımız yaşayamıyorlarsa, bize hüzün vermez mi? “ Ellerinize sağlık Abi…

  • Kenan

    27.02.2026 12:19:14

    Şeair hayatın en canlı ve belirleyici parçadıdır. İnşallah risalelerle genç annelere bu şuuru kazandıracaktır. Nurcular isterlerse yapabilirler, Çünkü ellerinde Kur’an hazinesi duruyor.

  • Hüseyin T

    27.02.2026 09:37:30

    Şeair, bir milletin kalbinin attığı yerlerdir ve bu nabız, en kuvvetli bir iştiyakla anne kucağında duyulur. Ramazan-ı Şerif gibi mübarek vakitler, çocuk ruhunda ancak annelerin şefkat eliyle nakşolunan ebedî birer levha hükmündedir. Ezan sedasıyla ürperen bir beşikten, teravih saflarında melek gibi duran bir çocuğa kadar her bir an, istikbalde o yavrunun kimliğini süsleyen birer cevherdir. Lâkin asıl mesele, bu cevherleri işleyecek şuurlu bir elin varlığıdır. Bugün şikâyet ettiğimiz gaflet ve ülfet, aslında o kutlu ellerin ihmâlinden doğan bir hicrandır. Zira şeairi yaşatmak, yalnızca bir örfü muhafaza değil, yarınki nesillerin ruh dünyasını îmâr etmektir. Bu îmâr ise, medresenin irşadıyla mücehhez, annelerin yorulmaz gayretleriyle mümkündür.

  • Osman

    27.02.2026 00:31:22

    "Ramazanlardaki ezanın ve zamanın diğer unsurlarının; çocukları istikballerinde taşıyacakları değerli sosyalleşmeyi de unutmamamız gerekiyor. Dünyanın ezanlı beldelerinde büyümekte olan ümmetin çocuklarıyla, istikbalde paylaşacağı ulvî ortak değerlerin yavrularımızın istidat ve kabiliyetlerine katacakları maddî-manevî zenginlikleri, çoğu kez anneler farkında olmadan verirler…" İnşaallah ağabey. İnşaallah.

  • Cemal Özkaya

    27.02.2026 00:18:25

    Anneler şartlar denk olsa çok şey başaracaklar da maalesef menfi güçler sebep olarak çok yönlü taarruz ediyor. İhlas ile güzel olan herşeyi tahrip etmek için uğraşıyorlar. Biz birbirimizle uğraşmaktan asrın imamının dediklerini anlamamaktan fırsat bulursak hastalıklara çare bulmaya çalışacağız. Annelere çok iş düştüğünü sayın yazar defaetle işledi. İnşallah Allah yardımcımız olsun.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı