Bu konuyla ilgili bilgileri, Bediüzzaman’ın Avrupa telâkkisi temelinde tahlil edeceğimizi biliyorsunuz.
Risale-i Nurlardaki “Birinci Avrupa” ile “İkinci Avrupa” manaları, ahirzaman dikdörtgenindeki dört önemli eğilim, Hıristiyanlığın tasaffi ile Müslümanlığa yanaşması, dinsiz Avrupa felsefesinin tasallutundan kurtulmuş âlimlerin fıtrat yoluyla Kur’ân’a yanaşmaları ve bu paradigmalara mümasil daha başka esasları nazara almadan; zamanımızdaki ABD ve AB ayrışma noktalarını anlamamızın çok zor olduğu kanaatindeyiz.
Tembellik ve cehaletle magazinleşen zihinlerin bu meseleye bakışını biliyoruz: Toptancılık… “Batı,” “Avrupa,” “Haçlı,” “Siyonizm,” “dış düşmanlar” ve “Osmanlı karşıtlığı” türü ifadeleri keyfemayeşa kullananlarla bu konuyu konuşmanın zaman israfı olduğunu biliyoruz.
Bediüzzaman’ın 1919’da Kur’ân’dan çizdiği çerçevedeki değişikliği takip ederek günümüze gelenler, AB ülkelerindeki idarecilerin İngiltere ile birleşerek ABD’ye neden cephe açtıklarını daha rahat anlayacaklardır. Birinci Dünya Savaşı öncesindeki Avrupa’nın (Amerika ve Avustralya da dâhil) semavî dinlere, fıtrata ve insaniyete taraf olma veya karşı gelme duruşlarıyla ayrıştıklarını bilemeyenler; eski kalıplar veya manalar ile günümüzdeki olayları anlamaya çalışıyorlar. Başta İslâmiyet olmak üzere semavî dinlerin haber verdikleri “Âhirzaman dilimine” Birinci Dünya Savaşı’yla girdiğimizi belirten Said Nursî, bundan böyle; ideolojilerin yönlendirdiği menfaat gruplarının, sınıfların ve cereyanların savaşlarının öne çıkacağını haber veriyor. Söz konusu global cereyanların zihinleri iğfal ettiği nokta ise; savaşlardaki geleneksel bayrakların, orduların veya istihbaratların, hâkimiyet savaşındaki güçlerce kullanılması olmalıdır.
Pentagon ve İngiliz kuvvetlerinin Körfez Savaşlarındaki kullanımları gibi… Orduları gizlice ele geçirmiş küresel ihtilâlci Marksistleri tanıyamayan insanlık; elbette, Amerika’yı ve müttefiki görünen İngiltere’yi konuşacaktı. Bugün ise, ABD ile İngiltere rakip konumunda Ukrayna Savaşı’nda karşı karşıya gelmiş bulunuyorlar. Düne kadar Kiev’e yüz milyonlarca dolarlık silâh gönderen ABD gitmiş, İngiltere’yle savaşı devam ettiren AB liderlerini sorgulayan bir Amerika gelmiş… ABD’nin Marksist derin güçleri olmasaydı, belki de ABD ile Rusya’nın ittifaklarına şahit olacaktık. Zira Rusya idaresiyle ABD hükümetini, dünya görüşleri itibariyle birbirine daha yakın görenlerin haklı olduklarına inanıyoruz. Avrupa’daki fikrî değişimi dünya kamuoyu takip edemiyor. Çeyrek asır önce AB’ye ve NATO’ya katılması istenen Rusya’nın 2004’ten sonra, AB’deki küresel Marksistlerce aniden şeytanlaştırılmasını, dünya kamuoyu anlayabilmiş değil. Hatta ABD ile AB arasındaki ideolojik ayrılığı da fark edemiyorlar. Semavî dinlerin dayandığı paradigmalarla çatışan Davos çıkışlı bazı AB yöneticilerinin ABD hükümeti yerine Çin ile ittifaka koşmaları, hakikati anlamaya aralık bırakıyor…
Bazı hakikat araştırmacıları,–kısmen de olsa–bahsettiğimiz ideolojik ayrışmayı başka perspektiflerden açıklamaya çalışıyorlar. “Küreselci,” “Neoliberal,” “Neocon,” “Yeni Muhafazakâr,” “otoriter,” “kapitalizm” gibi kelimeler açıklanmayınca, ahirzamanın küresel dinsizlik ve insaniyet düşmanı cereyanlarının mahiyetleri asla anlaşılmayacaktır.
İnsan nüfusunu sekiz milyardan iki milyara düşürmek isteyen “küresel elit”in insaniyet düşmanı olduğunu, LGBTI+ gibi fıtrat ve nesil karşıtı cereyanların; Vanguart ve BlackRock gibi sermayedarlarca desteklendiğini; İklim Konferansı’nın, DSÖ’nün ve kısmen UNICEF’in yalnızca dünyamızın yüzde on sekizinin menfaatine çalıştıklarını, şimdilik dağılmakta olan Davos çetesinin millî devletleri ve demokrasileri yok etmek üzere çalıştığını ve hatta mevcut ABD hükümetini baskı ile İran’la tutuşturmak isteyenlerin bu ahirzaman cereyanlarının ögeleri oldukları açıkça yazılmadığı takdirde, mahiyetini anlayamadığımız savaşlar devam edecek. Türkiye olarak hangi tarafta konumlanacağımızı da (Kiev’de, Arap Bahar’ında, Irak Savaşı’nda ve Suriye’de olduğu gibi) bilemediğimizden, halk olarak perişan olmaya devam edeceğiz.
Evet, garip bir cihan harbine şahit oluyoruz. Bir tarafta insaniyeti isteyenler; karşısındakiler ise ihtilâllerle dünya hegemonyasına koşanlar…