"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Medreseler ve annelerin Kur’ân’ca lehçeleri…

Şükrü BULUT
13 Mart 2026, Cuma
Türkçemizin tatlı ve güzel o kadar lehçeleri var ki…

Benzerliklerine rağmen Tebriz/Bakü lehçeleri, Kerkük Türkçesi’nden çok farklıdır. Özbeklerin konuştuğu Çağatay Türkçesi, Orta Asya’da değişik ses/desenlerle karşımıza çıkıyor. Kırgız’ın Kıpçakçası ile Uygurlar, anlaşmada zorlanabilirler. Kazan Tatarı ile Kırım Tatarı da aynı seslerle konuşmazlar… Maveraünnehir’den Çağatay lehçesini konuşulsa da ağızlar çok farklı. Lisan üzerine çalışan âlimlerimiz; Doğu lehçeleriyle Batı (Anadolu) lehçeleri arasına, kalın çizgiler çizmişlerdir

Türkçemizin Kur’ân’ca lehçesinin geçmişini Karahanlıcaya kadar götürseler de, bahsedeceğimiz lehçenin tarihçesinin yüz yirmi yıl civarında olduğunu söylememiz yanlış mı anlaşılır, bilemeyiz…

Medreselerdeki anne dilinin, anne sütünce önemli olduğunu ihsas eden Bediüzzaman’ın, medreselerin ilk basamaklarında anadildeki eğitimi esas alması, ilmî bir hakikatin ucu olmalı. Ebeveynlerin hayatlarında; en mutena musikîlerden, müjdelerden ve sedalardan kulağa daha hoş ve lâtif gelen sesler, yavrularının ilk telâffuzları değil mi? Manasız seslerin kelimelere dönüşümü mu’cizesini, ebeveynler farkına varmaksızın alkışlıyorlar. 

Bizden parçacıklar olan yavrularımızın, kelime olarak ilk telâffuzlarına müdahale edemiyoruz. Fakat biliyoruz ki, en aşina olduğu kelimelerden başlayacaklardır, telâffuza… Ebeveynin, sair ilgililerin veya çevrenin seslerini takip edecekler. Çok gariptir ki ebeveynler, turfanda kelimelere verdikleri ehemmiyeti devam ettiremiyorlar. Masum ağızlardan, mu’cize olarak çıkacak her kelimenin; çocuğunun ruhunu ve mana dünyasını inşada kullanacağını belki de düşünmez.

Bebeklerini henüz dünyaya getirmiş annelere büyüklerinin, beslenme noktasındaki gösterdikleri ihtimamlarını az-çok biliyoruz. Annelerin yedikleriyle irtibatlı beslenen yavruların sağlıkları için, dikkatler annede toplanır… Zira yanlışlıkla sütüne karışacak yabancı bir madde (veya haram) bebenin sıhhatini bozacaktır. Anne ile bebek arasındaki beslenme dengesini, yavrunun zihin/ruh dünyasının oluşmasındaki şuurun/fikrin sıhhatinde de esas almalıyız. Annelerin okudukları, konuştukları, ninnileri ve zikirleri, bebeklerce her dem hıfzedilir ve tekrar sesler halinde annelere akseder. Bu konuyu, Kur’ân eğitimi hakkında derinleşmek isteyen araştırmacılarımızın çalışmalarına havale edelim.

Medeniyetimiz teknoloji eşliğinde inkişaf ettikçe, annelik kadar, çocukların sağlıklı büyümeleri de fevkalâde zorlaşmış. Beslenmeleri kadar, eğitimleri de… Teknolojinin insaniyet karşıtlarınca gasp edilmesiyle çocuklarımızın beslenmesinde ziyade, onların fıtrî ve insanî yetişmelerini zahmetli hale getirmiş. Henüz ebeveynlerini, çevresindeki eşyayı ve bulunduğu mekândaki sair insanları tanımaya çalışırken, bebeğin eline tutuşturulan zehirli oyuncakların ruhî-fiziki tahribatlarını, mütehassısları yazacaklardır. İnsaniyet düşmanı gizli tahripkârların bebeğe ilk müdahalesi, mahiyeti meçhul mamasıyla başlamıyor. Ebeveynlerin fizikî-ruhî dünyalarıyla ve daha sonra oyuncaklarıyla fevkalâde sinsice başladığından; annelerin, doğumlardan önce, deccaliyetin taarruzlarına karşı eğitimli ve teçhizatlı olmaları gerekiyor.

İbni Sina’nın, “Ne yersen, osun” sözünü biliyorsunuz. Bu ifadeyi; konuşma, anadil ve Kur’ân lehçesi cihetleriyle mevzumuza tatbik edemeyiz mi? Anneler neyi düşünüyorlarsa, hangi kelimelerle cümleleri kuruyor ve bebeklerine düşüncelerini aktarıyorlarsa, mana yönüyle çocuk o değil mi? Okumaktan kastımız, yalnızca kâğıttan mamul sayfalardaki yazılar olmamalı. Kur’ân mukaddes kitabımız ise; mana olarak ihtiva ettiği kâinat da onun izdüşümü ve müşahhas hali değil mi? Çiçeği, kelebeği, meyveyi, örümceği ve ineği okumanın çok usulleri vardır. Annelerin tahayyülleri, tasavvurları, tefekkürleri ve tekellümleri elbette bu okumalara dayanıyor. Bu hakikatin farkındaki anneler, ağızlarından çıkan her kelimenin Kur’ân’da olduğunu bildiklerinden; Kur’ân’ca konuşmayı, bebekleri açısından bir mecburiyet olduğunu idrak ederler.

Yavrularıyla Türkçe anlaşan ve konuşan çiçeği burnundaki annelerimiz, bin senelik dilimiz içindeki kelimelerin ekseriyetinin Kur’ân’dan kaynaklandıklarını elbette bilemiyorlar. Kur’ân’ın lâfzından uzak kaldıkları kadar, Türkçemizin Kur’ân’ca lehçesiyle Arapçadaki irtibatlarını da bilemiyorlar…

Devam, inşaallah…

Okunma Sayısı: 178
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı