Sovyetlerin dağılışıyla başlayan insaniyet ve İslâmiyet düşmanlığına; medeniyetler savaşı, Doğu-Batı çekişmesi, kapitalistlerin zulmü, Avrupa medeniyetinin İslâm’a düşmanlığı, Yahudî milletinin Arz-ı Mev’ûd hayalleri veya komünizmin vahşi kapitalizmle yer değiştirmesi gibi sebepleri gösterebilirler.
Hâdiselerin köklerini, dayandıkları felsefeleri, geçmişteki seyirleri ve ideolojik temellerini araştırmaksızın söyleneceklerin doğru olmayacağını siz de biliyorsunuz.
Neslimizin Ramazan-ı Şeriflerinin üçüncü kışlarını yaşadıklarını, kıymetli bir yazarımız gazetemizde hatırlatmıştı. Yani 1960’ların başından bu yana Ramazan’ı idrake çalışan kuşaklarımız, en kanlı oruçlarının iftarlarını son otuz beş seneden bu yana yapageliyorlar… “Savaş” demiyoruz; zulümden, mağduriyetten, katilden ve göçten etkilenmiş Ramazanlarımızı konuşuyoruz. İftar sevinçlerimizi hüzne çeviren resim ve haberlerle ıztıraba duçar edildiğimiz Ramazanların 1990’lardan sonra başlaması elbette tesadüfî değildi…
Amerikan ve İngiliz bayrakları altında, İslâm coğrafyasını kirletmek üzere Körfez’den giren Pentagondaki Troçkiciler, bu defa güneyden hücum etmişlerdi. Dessas Blair ve Çöl Tilkileri… Yüzlerce yalanlarla… Ramazan-ı Şerif’i beklemişlerdi, âdeta… Kahroluyorduk, iftar sofralarında… Deccal’ın kandırdığı saftirikler ise, katillerimizi Mesih’in askerleri olarak alkışlamışlardı… Hafızalarımıza kanla yazılmış, acıklı uzun Ramazan-ı Şerif’ler yaşamıştık.
Sonra Somali’deki, Bosna’daki ve Çeçenistan’daki insanî felâketlerin, katliamların ve zulümlerin haberleriyle oruçlarımızı açmıştık… Hayırseverlerimiz kıtalar arasında parçalanırcasına koşuşturmuşlardı: Mogadişu, Saraybosna ve Grozni… Veya tüm Kafkasya… Kimin, ümmeti desiselerle ve yanlışlarla kandırdığı meçhuldü. Biz yalnızca ölenleri duyuyor ve resimlerini görebiliyorduk. Arabistan’dan, Orta Asya’dan, Kuzey Afrika’dan ve Avrupa’dan devşirilen anarşistler, ümmete kahraman olarak propaganda ediliyordu.
Bosna’nın yaraları henüz iyileşmedi, yer yer kanıyor. Üç sene boyunca, sığınaklarda ve tünellerde sahur ve iftar eden kahramanların destanları, ümmetin susuzluktan yanan sinelerine az da olsa ferahlık veriyordu.
Kanlı Ramazanların hâlâ içimizi acıtan tarafı ise, ümmetin cehaletiydi… Düşmanlarıyla dostlarını tefrik edemediğinden, büyük zayiat vermişti ümmet… İstibdadı hürriyet, yağmayı/talanı medeniyet, işgali istiklâliyet ve tecavüzü iffet ambalajlarıyla Basra’dan Irak’a sokan Deccal’a karşı Müslümanlar; Ramazan’ımızdaki Müslümanların, Trump/Netanyahu zalimlerinin İran saldırganlığındaki birlikteliklerini henüz gösterememişlerdi.
Kimilerine göre, milletimizin deccaliyet olarak nitelediği komünizm, Sovyetlerle birlikte tarihe karışmıştı. Bu aldatmaca haberlerle ümmet kapılarını açık bırakınca da; aralıklardan Âhirzaman’ın Moğolları, yani Âhirzaman’ın Deccaliyeti ABD ve İngiltere bayraklarıyla Afganistan’a, Bağdat’a, Bingazi’ye ve Şam-ı Şerif’e girmişlerdi. Peygamberimizin (aleyhissalâtü vesselâm) bir mucizesi daha gerçekleşmişti: Veylün lilarabi, min şerri kad ikterab (Yaklaşan şerden dolayı Araba yazık oldu…)
Komünizmin 1970’lerden sonra Chicago’ya, New-York’a, Londra’ya ve Paris’e yerleştiğini; otuz beş sene sonra, kanlı iftarlarımızla anlamaya başladık. Marksizmin resmî ve sivil cenahlarının o tarihlerden itibaren Davos’ta, meşhur Kissinger’ın koordinasyonunda tahribatını ve ihtilâllerini farklı kalıplarla devam ettirdiğini; Kiev’de bir milyon masum öldükten, Gazze’de kırk bin çocuk katledildikten ve ABD hükümetini esir alan Neoconların bombaları iki yüz kız çocuğumuzu Hürmüz adalarına bakan Minap’ta hayattan kopardıktan sonra anlamaya başladık… Kışımızın, nispeten uzun gecelerinde derince düşünerek…
Otuz-kırk senedir, inatla Ramazanlarımız bombalanıyor… İftar sevinçleri kedere bulanıyorlar… Lâkin cinayetin faillerini teşhisteki iltibaslar devam ediyor… Cinayetleri işleyenlerin Siyonist olduklarını, Haçlı olduklarını, Amerikalı olduklarını, Avrupalı olduklarını, kapitalist olduklarını ve hatta Osmanlı düşmanları olduklarını söyleyegelen ümmete; zamanın sahibinin tespitlerini söyleyemedik. Deccal’ın şerrinden ürkenler, “İhtilâlci Marksistler” diyemediler, “enternasyonal sosyalistler,” “Küresel dinsiz hegemonyacılar,” “modern Bolşevikler,” “Troçkiciler,” “Neocon-Neoliberal çapulcuları” da diyemediler ve daha doğrusu; felsefeleri belli, enstitüleri belli, bankaları belli ve koordinasyon merkezleri belli katilleri, insanlığa ve mazlumlara zulüm ile gizlediler….