"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Küreselci Marksistlerin 12 Eylül Projesini, 28 Şubat’la örtenlere dair...

Şükrü BULUT
06 Mart 2026, Cuma
Mevsimi geçmiş bir mevzu olarak telâkki ettiğimizden, bu konuyu yazmayacaktık. Yazmamanın cehalete yardım olduğunu düşündüğümüzden, okuyucularımızın ekserisinin bildiği bazı noktaları hatırlatma babından da olsa tekrar edeceğiz.

Bazı Türk aydınları arasında “28 Şubat süreci” olarak ifade edilen, 1997 sonrasındaki Kemalistlerin demokrasiyi ve inançları zapt u rapt altına aldığı günleri, 12 Eylül projesinden bağımsızmış gibi değerlendirenleri müteaddit defa ikaz etmeye çalıştık. 28 Şubat’ın, Marksist Küreselcilerle Kemalistlerin demokrasimiz aleyhine ortak projeleri olduğunu gecikmeli olarak belgeleriyle ortaya koyduğumuz 12 Eylül İhtilâli’ni önemsizleştirmek, projenin faillerini gizleme projeyi görünmez hale getirenlerin üslubuyla seslendirilen “28 Şubat” sloganlarının,  sosyal Marksistlerce kullanıldığını önceden yazmıştık. Daha çok proje çalışanlarını (cuntacılar, Özal, AKP kurmayları ve diğerleri) gündemde tutarak, efkâr-ı ammenin, bilhassa İngiltere ve New York’ta hazırlanan tahripkâr organizeleri ve faillerini gizlemeye çalışıyorlar. Projenin ilk savunucularının (Karl Popper, Hayek, Soros, Milton Friedman, Kohl, Reagan, Özal ve diğer siyasiler) dünyamızı terk ettiği şu zamanımızda, kamuoyunu ikinci jenerasyonla meşgul edenler de projenin devamına çalışıyorlar. Buradaki esas nokta, nazarları kişilerden ve kısırdöngülerden kurtararak, projenin kendisini deşifre etmek olmalıydı. Mahiyetiyle, hedefleriyle, ideolojisiyle, ilgili coğrafyalarıyla, kullandıkları temel fikir ve sloganlarıyla, kontrollerindeki devasa kapitalleriyle ve usulleriyle bilinseydi bu dehşetli proje, insaniyet düşmanları küresel tahribatlarında, bu denli umumîleştiremezlerdi.

Küresel dinsizlik taraftarlarının dünya kamuoyunu, deha derecesindeki iğfalleri, halkların cehaletleri ve kullanılan hipnozlar tam bilinemediğinden; çoğu yerlerdeki muhafazakâr, demokrat, dindar ve fıtrata taraftar insanları, meccanen bu sosyal Marksistlerin projelerinde çalışırken görebiliyoruz. İşte Özal ve ANAP örneği... İşte AKP... Ve Erbakan’a ihanet eden Yenilikçilerin iç burkan hikâyeleri gibi… 

28 Şubat’ın; 12 Eylül’cü küresel çetenin itiraflarıyla, yalnızca bir balans ayarı olduğunu da çok yazdık. Dindarlara karşı hazırlanmış ihtilâlle alâkası yoktu. Dünyevîleştirilen bir kısım Müslümanların iştahlarını (Balans ayarı öncesindeki yeşil sermaye, holdingler ve Müslümanların gaspedilen sermayeleri) hırs noktasına taşıyan bu ayarın, şuurluca hazırlandığını AKP iktidarının ilk yıllarıyla birlikte anlamış olduk. Küreselcilerin taşeronları konumundaki bazı dindar görünümlü efendilere güvenen halkımızın çeyrek asırdaki kayıplarının, cumhuriyet tarihimizdeki kayıplardan az olmayacağını tahmin ediyoruz. İktidardan çekinmeyen hakperest iktisatçılarımız, 12 Eylül’den günümüze, millet olarak uğradığımız kayıpları şematize etmiş olsalardı, milleti dehşete, hatta korkuya düşürecek tabloları ilmî olarak görebilecektik. Fakat nerede? Münâfıkane zerk edilen korkunun, dağları çoktan sardığına yıllardır şahit oluyoruz… 

Bediüzzaman’ın tabiriyle, zalim Avrupa kâfirleriyle Asya münâfıklarının kurdukları 12 Eylül tezgâhıyla, milletimizin sermayesinin ve emeklerinin hangi dolaplarla küresel şirketlere devredildiğini de, maalesef araştırmacılarımız hâlâ yazmaktan imtina ediyorlar.

12 Eylül’ü, ihtilâlci küresel Marksistlerle Kemalistlerin ortak projesi olarak kabul ettiğiniz takdirde, 28 Şubat sürecinin, projenin ayrılmaz parçası olduğunu da teslim edeceksiniz. Burada, hayretimizi mucip bir bilgiyi de vermek durumundayız. Düşünceleri ve felsefeleri gereği enternasyonal ihtilâlcilerle ve Kemalistlerle iş tutmuşların bu süreci projeden farklı gösterme çabalarını anlayabiliyoruz. Fakat bazı radikal ve farfaracı dindarların 28 Şubat’ı bir ihtilâl olarak dillendirmelerini farklı değerlendiriyoruz. İşin başında, Küreselcilerin davetine icabet edip sofralarına oturan dindarların/sağcıların şikâyetleri, kendilerine projede verilen imkânların ellerinden alınmasıyla başlıyor. Hem ANAP’ın, hem de AKP’nin ilk zamanlarında önemli dünyalıklar edinen bu grubu; samimî ve cehaletlerinden dolayı bağıranlardan  ayırmamız gerekiyor. 

Okunma Sayısı: 1618
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hikmet

    30.03.2026 12:29:02

    Kanaatime göre Zübeyir ağabey eksenli yazılar veya konuşmalar, başkalarını tenkit etmemek şart ü kaydıyla bizim için bir kimlik belirlenmesidir. Yalnız bazen kraldan ziyade kralcı tavırlarla, Zübeyir abinin o meşhur üslubunun dışına çıkabiliyoruz. Bu üslupların Yeni Asya'yı marjinalleştireceğini düşünüyorum. Halbuki Zübeyir abinin üslubu bütün dini cemaatleri ve insaniyet çizgisini kuşatıcıdır. Bu önemli konuyu aydınlattığı için yazarımızı tekrar kutluyorum.

  • Hüseyin ilhan

    6.03.2026 21:25:42

    Demokratlar neden arka arkaya entrika,ihtilaflarla,sinsi oyunlarla bölündü.? 12 Eylül darbeci vatan hainleri milli meseleleri dahi menfaatlerine feda ettiler. Dindar,demokrat diye yaldizlanan,patlatılan kişilerin millete memlekete,İslama ve Müslümana verdiği zararı, yaptığı tahribatı sol parti yapsa ne kadar başta kalabilirdi. Çeyrek asra yakın iktidar olan sözde dindar iktidarında milletimizin uğradığı manevi tahribatı nasıl bilirsiniz. Maddeden ise uğradığı tahribatı yazmak ise kitap değil ciltler dolusu eser olacak kadar çok.

  • Osman Yıldırım

    6.03.2026 16:32:14

    Ahir zamanın eşhas ı müthişi hep aldatmaktan iş görür,zira 12 eylülde vatanı kurtarmak için darbe yapanlar toplumun muhafazakar kesiminin destegini arkasına alarak başarılı oldular ve bir takım yapmacık uygulamalarla toumu kandıra bildiler. 38 şubatçilar da aynı mikraklardı ve bu defa tohumun hassas olduğu yaraları kanatarak postmodern darbeyi gerçekleştirdiler ve bugünkü tekadama dayalı otoriter ve totaliter rejime zemin hazırladılar. Sonuçta dindar ve muhafazakar toplumu makul olan demokratlıktan uzaklaştırıp,siyasalislamcılara yaklaştırarak bugünkü rejimi pekiştirdiler,zahiren güzel bir şey yapılmış gibi dindarların ve makuliyetin içini boşaltmaya becerebildiler.

  • Abdürrezzak

    6.03.2026 11:12:59

    12Darbesi münafıklığın yeni ve en girift hareketi olunca, demokratları buradan kandırmak kolay oldu. Demokrasinin geleceği için, bu münafık darbe yeni kulaklara mutlaka aktarılmalı.

  • Bülent Bektaş

    6.03.2026 07:10:24

    Bu mübarek günün; İslam âlemine birlik, kardeşlik ve dayanışma getirmesini diliyorum. Savaşların sona erdiği, barışın ve huzurun hâkim olduğu bir dünyada; kalplerin yumuşadığı, gönüllerin birleştiği mübarek bir Ramazan bayramına ulaşmayı nasip etsin Cumanız Mübarek olsun İnşallah

  • İrfan

    6.03.2026 06:15:30

    “Küreselcilerin taşeronları konumundaki bazı dindar görünümlü efendilere güvenen halkımızın çeyrek asırdaki kayıplarının, cumhuriyet tarihimizdeki kayıplardan az olmayacağını tahmin ediyoruz. İktidardan çekinmeyen hakperest iktisatçılarımız, 12 Eylül’den günümüze, millet olarak uğradığımız kayıpları şematize etmiş olsalardı, milleti dehşete, hatta korkuya düşürecek tabloları ilmî olarak görebilecektik.” Fevkalade milli ve hayati bir nokta. İnşallah birileri çalışır.

  • Doğu Batı

    6.03.2026 02:42:06

    (3) İşin Özü: Halk, 28 Şubat’ın sembolik kavgalarıyla uyutulurken; arka planda 12 Eylül’ün "Zalim Avrupa ve Asya Münafıkları" eliyle kurgulanan ekonomik düzeneği, bizzat halkın "kurtarıcı" gördüğü aktörler tarafından tıkır tıkır halen çalıştırılmakta. Kısacası: 28 Şubat bir "balans ayarı"ydı; ama bu ayar dindarları bitirmek için değil, dindarların eliyle memleketin kaynaklarını küresel sermayeye daha "sessiz ve derinden" devretmek için yapıldı.

  • Doğu Batı

    6.03.2026 02:41:44

    (2) “Taşeron" Siyasetin Rolü: Buradaki en acı durum, bu küresel projenin hayata geçirilmesinde dindar halkın güvenini kazanan ANAP ve AKP gibi sağ/muhafazakâr kadroların birer "uygulayıcı" (taşeron) olarak kullanılmasıdır. Bu partilerin ilk dönemlerindeki göstermelik sözde "ekonomik başarı" illüzyonları, aslında milleti küresel sisteme daha sıkı bağlayan ve uzun vadede büyük kayıplara yol açan bir tuzak olduğudur.

  • Doğu Batı

    6.03.2026 02:41:18

    (1) Narkoz Etkisi Olarak 28 Şubat: 28 Şubat müstakil bir darbe olmadığı gibi; 12 Eylül ile temelleri atılan küresel sömürü düzeninin dişlileri arasına sıkışan "pürüzleri" giderme operasyonudur. Bizler 28 Şubat’ın ideolojik ve dini baskılarıyla (başörtüsü, katsayı vs.) meşgul edilirken, aslında 12 Eylül ile başlatılan milletin sermayesini küresel odaklara aktarma projesi kesintisiz bir şekilde devam ettirildi.

  • Cemal Özkaya

    6.03.2026 02:33:36

    Meselelerin arka planı görülmezse aynı tezgahlara sürekli düşeriz. Biz avamız çok kolay aldana biliyoruz. Siyaset mühendisliği yapanların planlarını zamanında anlamak çok zor. Aldatmakla iş görüyorlar. Rabbim masumları korusun inşallah

  • Hüseyin T

    6.03.2026 00:22:23

    Fitne, her devirde farklı bir kılığa bürünür; bazen cunta üniforması, bazen sermaye, bazen de din lisanıyla konuşur. Asıl tehlike, onun hangi kılığa girdiğini değil, arkasındaki el ve niyeti göremememizdir. "Sizi en çok korkutacak şey münafıktır" buyuran Resulullah'ın (s.a.v.) ikazı, bugün küresel ölçekte tezahür eden bu projeleri anlamak için ne kadar da yerindedir. Halkın dinî hassasiyetleri istismar edilerek sofraya davet edilmesi, sofranın nimetlerinden pay alınması ve ardından mağdur edebiyatı yapılması; bunların hepsi, nefsin hırs ve gaflet kapılarından içeri sızan birer fitne alametidir. Üstad Bediüzzaman'ın zalim Avrupalı kâfirler ile Asyalı münafıklar şeklinde tarif ettiği ittifakın izlerini bugün de sürebilmek, tarihi bir okuyuş değil, bir basiret meselesidir. Zira kör gözü açmak Allah'ın işi, kapalı gözü açmaya yeltenmek ise bizim vazifemizdir.

  • Kenan

    6.03.2026 00:19:35

    Siyaset ve hayatın felsefi temellerini doğru takip edenler, davalarında başarılı oluyorlar.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı