İnsanlık yeni bir çağın eşiğinde duruyor. Bu eşik; takvim yapraklarından çok daha fazlası.
Eski alışkanlıkların yetmediği, yeni cevapların ise henüz tam şekillenmediği bir ara durak burası. Belirsizlik, korkutucu olduğu kadar öğretici de.
Çünkü insan ilk kez bu kadar gürültünün içinde nasıl ayakta kalacağını değil, nasıl insan kalacağını sormaya başlıyor. Bu çağın insanı için asıl mesele, teslimiyetle gayreti birbirine düşman etmeden yan yana yürüyebilmek. Kontrol edemediklerini tevekküle bırakırken, sorumluluğunu omuzlarından atmamak…
“Benden bu kadar” demeden önce elinden geleni yapmak, elinden çıkandan sonra kalbini yormamak.
Modern dünyanın görünmez bir talebi var: Sürekli güçlü olmak. Oysa bu eşik çağında fark ediyoruz ki asıl güç, manevî kasların diri kalmasında saklı.
Sabır, şükür, kanaat, edep… Uzun zamandır ihmal edilen bu kaslar yeniden çalıştırılmayı bekliyor.
Zira ruh, dinlenmediğinde değil; ihmal edildiğinde yoruluyor.
Ve hız… Her şeyin hızlandığı bir çağda derinlik neredeyse bir direniş biçimi. Huşuyla kılınan bir namaz, aceleye getirilmeyen rutinler, usul usul edilen bir dua ve tefekkür anı....
Eşik çağının insanı, yüzeyde kalmanın kolaylığını değil; derine inmenin bedelini ama bereketini seçiyor. Bu yazı, tam da bu eşiğin haritasını çizmek için. Kaybolmamak için değil; yeniden yön bulmakiçin…
Pusulası şaşan insan: Belirsizlik çağında duruş
Bu çağda insanın en büyük imtihanı, cevapsız sorularla yaşayabilmek. Eskiden yollar belliydi; çalış, sabret, bekle… Bugünse aynı emek, aynı sabır aynı sonucu vermeyebiliyor. İşte pusulanın şaştığı yer tam burası. İnsan, doğruluğundan emin olduğu değerlerle yürürken bile bazen “Acaba yanlış yerde mi duruyorum?” diye geçiriyor içinden.
Eşik çağının belirsizliği, insanı ya savuruyor ya da derinleştiriyor. Savrulanlar, her yeni rüzgâra yönünü verenler… Derinleşenler ise kök salıyor. Çünkü belirsizlikte ayakta kalmanın yolu, dış şartları kontrol etmekten değil; iç istikameti sağlam tutmaktan geçiyor.
Bu noktada duruş dediğimiz şey, yüksek sesle söylenen cümleler değil. Duruş; bizi biz yapan, benliğimize değer kattığına inandığımız tercihlerimiz. Hızlanma imkânı varken yavaşlamayı seçmek, kalabalık alkışlarken susabilmek, herkes kolay olana yönelirken zor, ama doğru olanı tutabilmek.
Yeni çağ insanı, artık her şeyi bilmek zorunda değil.
Ama neyin peşinden gitmeyeceğini bilmek zorunda. Çünkü her davet bir çağrı, her imkan da bir nasip değil. Belirsizlik çağında pusula, dışarıda değil içeride. Kalp, hâlâ doğruyu fısıldıyorsa; hem ümit, hem de yol vardır.
(Devam edecek)