Uzun bir aradan sonra gerçekleştirdiğimiz bu program, bize bir kez daha gösterdi ki; bir panel sadece bir panel değildir. Asıl tesir kürsüde söylenen sözlerin yanında, o kürsüye gelene kadar yaşanan süreçte de saklıdır.
BARIŞ ENGİN - TEMEL AKYÜZ
Bediüzzaman Haftası vesilesiyle “Küresel Vicdan, İnsaniyet ve Demokrasi” teması etrafında 12 Nisan’da Trabzon’da icra edilen program, farklı şehirlerde yapılan etkinliklerin bir halkasıydı. Ancak bu programın dikkat çeken bir yönü de sahnedeki konuşmaların yanı sıra o sahneye giden yolda yaşanan tecrübeler oldu.
Genellikle programları değerlendirirken “Nasıl geçti, eksikler nelerdi?” gibi sorulara odaklanırız. Oysa bu kez, programdan önce yaşananlara bakınca hikâyenin bir başka yönünün orada yazıldığını gördük. Davet süreci, görünmeyen ama en güçlü tesiri oluşturan bir zemin olarak karşımıza çıktı.

Bu süreçte en çok dikkat çeken husus ise şuydu: Ön yargılarımız ve ön kabullerimiz bizi defalarca şaşırttı.
Siyasî parti ziyaretlerinde bunu açıkça yaşadık. “Nurun muhalifte de muvafıkta da muhatapları vardır” düsturuyla çıktığımız davetlerde, farklı düşüncelere sahip insanların ortak bir zeminde buluşabildiğini müşahede ettik. CHP il Başkanlığında yaşanan küçük bir hatıra ise bu hakikati adeta yüzümüze çarptı. Latife ile söylediğimiz bir sözün ardından, bizi ağırlayan kişinin ve bize çay getiren ablamızın namaz hassasiyetine şahit olmamız, içimizdeki bazı kalıpların ne kadar yüzeysel olduğunu gösterdi. O an anladık ki; farklılıklar ne kadar belirgin olursa olsun, iman ve vicdan ortak bir payda olarak insanları birleştirmeye devam ediyor.

Esnaf odalarında, kamu kurumlarında ve çeşitli meslek kuruluşlarında yaptığımız ziyaretlerde de benzer bir tablo ile karşılaştık. Her kesimde, farklı şekillerde de olsa, bir hakikat arayışı ve değerler hassasiyeti vardı. Özellikle ahlâk vurgusunun hemen her ortamda ortak bir zemin olarak dile getirilmesi dikkat çekiciydi. Bu da bize bir kez daha gösterdi ki, toplumun derinlerinde hâlâ güçlü bir vicdan ve değer altyapısı mevcut.
Kamu kurumlarında yaptığımız ziyaretlerde ise ayrı bir tecrübe yaşadık. Bir hanımefendinin, başörtüsü üzerinden hissettiği mahcubiyetle birlikte namaz kıldığını özellikle ifade etmesi, aslında insanların dış görünüşten bağımsız olarak iç dünyalarında taşıdıkları sorumluluğu ve hassasiyeti ortaya koyuyordu. Bu durum, bizlere bir başka gerçeği hatırlattı: İnsanları kategorilere ayıran bakış açısı, çoğu zaman hakikati perdeleyen engellerden biriydi.

Gittiğimiz her yerde gördüğümüz teveccüh, bu faaliyetlerin ne kadar yerinde ve ihtiyaçlara cevap veren çalışmalar olduğunu da ortaya koydu. Özellikle küresel ölçekte yaşanan zulümler karşısında “vicdan” kavramının yeniden hatırlatılmasının, toplumda karşılık bulduğunu müşahede ettik. Zulme karşı tepki göstermenin, hangi görüşten olursa olsun, insan olmanın ortak bir değeri olduğu her ortamda dile getirildi.
Bütün bu tecrübeler bize şunu öğretti: Bir programın gerçek tesiri, sadece salonlarda değil; kapı kapı dolaşılan davetlerde, kurulan samimî diyaloglarda ve kırılan ön yargılarda ortaya çıkar.
Bu süreçte en dikkat çekici hususlardan biri de cemaatimizin ve özellikle gençlerimizin ortaya koyduğu yüksek heyecan ve samimî gayret oldu. Programın sadece bir organizasyon değil, bir dava bilinciyle sahiplenildiği açıkça görüldü. Davet çalışmalarından salon düzenine, tanıtım faaliyetlerinden misafir karşılamaya kadar her aşamada gençlerin aktif rol alması; hizmetin sadece geçmişten devralınan bir miras değil, aynı zamanda geleceğe taşınan diri bir ruh olduğunu gösterdi. Bu canlılık ve şevk, Risale-i Nur hizmetinin sürekliliğini teminat altına alan en önemli unsurlardan biri olarak dikkat çekti.
Velhasıl, bu panel; sadece bir konuşma programı değil, aynı zamanda bir tanışma, anlama ve önyargıları aşma yolculuğu oldu. Ve gördük ki; doğru bir niyet ve samimî bir dil ile çıkıldığında, bu milletin her kesiminde karşılık bulan bir vicdan hâlâ canlıdır.
Allah, bu tür hizmetlerin tesirini arttırsın, dairesini genişletsin. Amin…