Yeni Yol Grup Başkanı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Yeni Asya Gazetesinin önemli fonksiyonlarından birinin, iktidarın yanlışlarını İslâm’a mal etmeye çalışanlara, İslâm’ın siyasî iktidarın tekelinde olmadığını yazması olduğunu ifade etti. Ekmen,“Yeni Asya gibi daha mutedil bir çizgide duruş ortaya koymak çok önemli” dedi.
Ankara - Mehmet Kara
[email protected]
GİRİŞ
Yeni Yol Grup Başkanı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen’e ziyarette bulunan Yeni Asya heyeti, Bediüzzaman Said Nursî’nin 66. vefat yıldönümünde Meclis Genel Kurul’unda yaptığı konuşmadaki anlamlı mesajlar ve gazetemize verdiği mülâkattaki değerli görüşler için tebrik, teşekkürlerini iletti. Ekmen Pazar günü yapılacak panele de konuşmacı olarak katılacak.
Yeni Asya Medya Grup Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Atik, Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim İriboz, eski Yönetim Kurulu üyelerimiz Ali Vapurlu ve Bilal Sürücü ile Ankara Temsilcisi Mehmet Kara’dan oluşan Yeni Asya heyeti, Yeni Yol Grup Başkanı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen’i, Bediüzzaman Said Nursî’nin 66. Vefat Yıldönümünde Meclis Genel Kurul’unda yaptığı konuşmadaki anlamlı mesajlar ve gazetemize verdiği mülâkattaki değerli görüşler için tebrik, teşekkür ve takdirlerini iletti. Ziyarette, DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Kerem Altun ile Hasan Kaplan da bulundu.
ATİK: TEMEL PROBLEM HÜRRİYETİN VE DEMOKRASİNİN ANLAŞILMAMASIDIR
İzzet Atik yaptığı konuşmada, Türkiye’de bir takım insanların demokrasiyi küfür rejimi olarak gördüğünü, hatta İslâm coğrafyasındaki Müslümanın kahir ekseriyetinin demokrasinin Avrupa kökenli bir ifade olduğu için öyle telâkki ettiğini belirterek, “Bediüzzaman bunun tam zıddını iddia ediyor. ‘Risale-i Nur beşinci halifedir’ diyor. ‘Hazret-i Hasan’ın bırakmış olduğu yarım hilafetin tamamlayıcısıdır’ diyor. Bu ne demek? Hazret-i Muaviye ile Hazret-i Hasan’ın anlaşması kendisinin ölümünden sonra tekrar seçim olma şartıdır. Bediüzzaman, ‘Müslüman toplulukları bin yıl idare edenler İslâm’a hizmet ettikleri için hoş bakıldılar, ama gerçek manada İslâm’a hizmet etmediler’ diyor. Problem bu” şeklinde konuştu.

Şu anda da Türkiye ve İslâm aleminde problem hürriyetin ve demokrasinin anlaşılmaması olduğunu dile getiren Atik, “Demokrasi herkesin davasına sahip çıkması demektir. Bediüzzaman 1922’de Ankara’dan ayrılırken, ‘Millet tenvir ve irşad edilmelidir’ diyor. İrşad hakkını hukukuna sahip olmakla olacak. Risale-i Nur’daki metod, ‘Kimin himmeti millet ise, o tek başına millettir’ diyor. Bediüzzaman herkesin davasına sahip çıkmasını istiyor. Maalesef bugün millet hakkına hukuka sahip çıkmıyor. Bu toplumun demokrasiyi içselleştirmesi lâzım. Buna çalışmamız lâzım. Demokrasi ve Şeriat gibi kavramların akl-ı selim insanlar tarafından anlatılması gerekiyor” şeklinde konuştu.
KEREM ALTUN: BEDİÜZZAMAN’IN SÖYLEDİKLERİ EL HAK DOĞRUDUR
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Kerem Altun, Türkiye’de kavramların çok iyi algılanamadığını, değerlendirilemediğini veya tahlilinin yapılamadığını belirterek şunları söyledi: “Kavram kargaşası Türkiye’nin temel meselelerinden birisidir. Türkiye toplumuna risale kültürü hükmetmiştir, vardır, gerçekleşmiştir. İnsanlarımızın belleğinde vardır. Bediüzzaman Hazretlerinin bugüne kadar söyledikleri el hak doğrudur. Ama mesele sadece söylenmiş olan şeyler değil, hayata tatbiki noktasındadır. Bediüzzaman’ın günümüze getireceği yorumların doğru anlaşılabilmesi için mü’minlere görev düşüyor. Görüş ayrılıkları, metodik farklılar var. Birliktelikte rahmet vardır. Yapılması gereken şeylerin ortaya konulması lâzım. Mukaddeslerimizi siyasete alet ederek bugüne kadar gelen insanların hem inancımıza, hem toplum hayatımıza ne kadar büyük zararlar verdikleri ortada. Bir mü’min, bir Müslüman ferasetiyle meselenin doğru tahlili noktasında gayret sarf edilmesi lâzım. Bu noktada da ittihatta, birlikte kuvvetin olduğunun hepimiz farkındayız. Bununla ilgili doğru metotla, sahici anlamda bir arada olmak, güçlerin birleştirilmesi ve ortak hareket edilmesinde büyük bir zaruret vardır. Başka türlü olmaz.”
Birçok demokrasi tarifinin olduğunu da söyleyen Kerem Altun, “Bugün uzak doğu ülkeleri demokratik halk cumhuriyeti diye bilinir. Monarşi ile yönetilen ülkelerde demokratlığa daha yakın ülkeler de var. Bunun için Bediüzzaman’ı anlama konusunda bir sorun yok. Ama nasıl anlaşıldığı konusunda sorun var. Samimî ve sahici bir anlayışla meselelere bakıldığında, olduğu gibi konular ortaya konulduğunda günümüz sorunlarıyla, konjonktürle bağlantılı olarak değerlendirildiğinde aslında oturtulacak yer bellidir. Bunun çalışmasının yapılması lâzım. Mü’minler arasındaki görüş farklılığının asgarîye inmesi lâzım. Aynı pencereden bakılmasına rağmen görüş ayrılığı oluyor. Bu görüş ayrılığı da bir kaybımızdır. Ortak bir bilincin oluşmamış olmasını da bir kayıp olarak değerlendirmek lâzım” diye konuştu.

EKMEN: CEHALET, ZARURET VE İHTİLAF GİBİ MESELELER BUGÜN DE ÇÖZÜLEMEDİ
Ziyarette konuşan Mehmet Emin Ekmen de, Bediüzzaman’ın daha çok din adamı kimliğiyle bilindiğini, ancak ömrünün önemli bir kısmını siyasî ve beşerî meselelerde mücadeleyle geçirdiğini, bu yönünün hem onun derinliğini ortaya koyduğunu hem de Türkiye’nin yaklaşık yüz otuz yıllık yerinde sayışına işaret ettiğini söyledi. Münazarat’ta yer alan meşrutiyet, hürriyet, Kanun-u Esasî, istibdat, Meclisin rolü ve hâkimiyeti ile gayr-ı müslimlerle ilişkiler; ayrıca cehalet, zaruret ve ihtilaf gibi meselelerin bugün de çözülemediğini dile getiren Ekmen, Uhuvvet Risalesi’nde geçen kardeşlik, sevgi, ittihat ile tefrika, kin, düşmanlık, inat ve haset gibi kavramların ise günümüzde de siyaseti ve toplumsal düzeni olumsuz etkilediğini söyledi.
Bediüzzaman’ın, saltanat, meşrutiyet ve cumhuriyet dönemlerinde yaşadığını, dile getiren Ekmen, Bediüzzaman’ın meşveretle ilgili vurguları, mutlak adalet anlayışı ve çok bilinen bir misaliyle ‘Bir gemi dolusu şakinin içerisinde bir masum insan dahi var ise o masum insanın hatırına o gemi batırılamaz’ kriterinin bugün bile ceza soruşturmalarında sıklıkla karşımıza çıkan masumların hakkının korunması noktasında çok önemli bir ifadeler olduğunu söyledi.
BEDİÜZZAMAN İÇİN HÜRRİYET EN TEMEL KAVRAMDIR
Bediüzzaman için hürriyetin önemli bir kavram olduğunu da söyleyen Ekmen, İstibdadı bir mesele olarak ele aldığında, ister şahısların isterse de sistemin içindeki istibdadı bir zulüm olarak tanımladığını, devleti yönetenlerin vazifesinin millete hizmetkârlık etmek olduğunu, onlara hükümranlık kurmak, hegemonya kurmak olmadığını belirtti. Ekmen Bediüzzaman’ın demokrasi, hukuk temelli, hürriyetçi ve eşitlikçi bir devlet modelinin eserlerinde görülebileceğini vurguladı.
Kendisinin 5-6 yaşlarında iken Risale-i Nur’la tanıştığını aktaran Ekmen, o dönemde Can Kardeş dergisini okuduğunu söyledi. Dindar Kürtlerde ayrı bir Bediüzzaman muhabbeti ve sevgisi olduğunu ifade eden Ekmen, evlerinde Bedüzzaman’ın matbuatta çoğaltılmış, tab edilmiş fotoğraflarının olduğunu söyledi. Üniversite yıllarında sohbetlere katıldığını da ifade eden Ekmen, o dönemdeki hatıralarını paylaştı.
26 Nisan’daki Bediüzzaman Kongresindeki yapacağı konuşmayı çalışırken, Şeriat kelimesi yerine “hukukun üstünlüğü” ifadesinin konulabileceğini gördüğünü bildiren Ekmen, Bediüzzaman’ın tasavvufla ilgilenmediğini daha çok siyasî, içtimaî ve idarî prensiplerle ilgilendiğini dile getirdi. Ekmen, Bediüzzaman’ın ifade ettiği temel prensiplerin bugün için de geçerli olduğunun altını çizdi. Ekmen, “Temel prensipleri bugün en iyi karşılayan ifade demokratlık ve demokrasidir. Demokrasiyi de içerikten ziyade bir usûl olarak, yönetimin temel ilkeleri olarak ele almak lazım, bir ideolojik çerçeve olarak değil” şeklinde konuştu.

İKTİDARIN YANLIŞLARI İSLÂM’A FATURA EDİLİYOR
“Maalesef şu anda İslâm adına hizmet iddia eden bir iktidarın bütün hatalarının İslâm’a fatura edilmesi nedeniyle toplumun İslâm’dan hızla uzaklaştığı bir zaman dilimindeyiz” şeklinde konuşan Mehmet Emin Ekmen, “10-15 yıl sonra birileri AKP’yi analiz edecek olsa bir değerlendirme konusu da sivil ve İslâmî alana ait olan bütün müktesebatın Erdoğan’ın şahsında kamulaştırmış olmasıdır. Gençlerde ateizm ve deizimin artışı hususlarında ‘Eğer İslâm adına yönetim iddiası buysa biz bu İslâm’dan beriyiz’, refleksini üretiyor. Bilal Erdoğan himayesinde faaliyet gösteren İbni Haldun Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi işbirliğiyle 2020 yılında ‘Rakamlarla İslâmiyet’ diye bir rapor yayınlanmıştı. Bu raporu okuduğumuzda şunu görüyoruz: İslâm’a aykırı varsaydığımız siyasî partilerin iktidarları döneminde millet İslâm’a dört elle sarılmış. İslâm’a hâmilik iddiasındaki iktidar döneminde ise dinden uzaklaşma var. Sadece deizim değil, başörtüsü, oruç, namaz gibi muamelatta uzaklaşma var” değerlendirmesinde bulundu.
YENİ ASYA’NIN MUTEDİL DURUŞU ÇOK ÖNEMLİ
Ekmen, Yeni Asya gazetesinin gördüğü çok önemli fonksiyonlardan birisinin iktidara İslâm namına kızanlara İslâm’la iktidarın aynı olmadığını söylemesi olduğunu ifade eden Ekmen, “Yeni Asya gibi daha mutedil bir çizgide duruş ortaya koymak çok önemli” şeklinde konuştu.
VAPURLU: DEMOKRAT MİSYON TOPARLANIP HUKUKA, ADALETE, DEMOKRASİYE HİZMET EDECEKTİR
Bediüzzaman’ın içtimaî ve siyasî tespitleriyle alâkalı tavsiyelerini paylaşan Yönetim Kurulu eski üyemiz Ali Vapurlu, Bediüzzaman’a hürriyet ve meşrutiyete Şeriat ve İslâmiyet adına neden bu kadar arkasında duruyorsun, savunuyorsun’ diye sorulduğunda, “Avrupa’nın zunun-u fasidesinden İslâmiyeti ve Şeriatı halas etmek (kurtarmak) için ben hürriyet ve meşrutiyetin bu kadar arkasında duruyorum. Çünkü, Avrupa’nın İslâmiyet ve Şeriat hakkındaki kanaatı sanki İslâmiyet, Şeriat istibdata müsait bir sistemin adı olarak algılanmış. Halbuki, Asr-ı Saadetteki dört halife devri aynı şekilde meşrutiyeti meşruanın, gerçek anlamdaki demokrasinin karşılığıdır. İslâm’ın ruhuna uygundur. Orada hak, adalet, liyakat, adalet, meşveret ve kanun hâkimiyeti var” diye konuştu.
Bediüzzaman’ın bu görüşleri bir asır öncesinde sıkıyönetim mahkemesindeki Divan-ı Harbî Örfî’de ifade ettiğini dile getiren Vapurlu, “Bediuzzaman meşrutiyet-i meşruanın İslâmiyete uygunluğunu dört mezhepten ispatına hazırım’ dediğini aktardı.
Tepeden inmeci anlayışın gerçek demokrasiyi İslâmiyetle kabil-i telif görmeyen, bağdaştıramayan, demokrasiyi bir araç olarak gören anlayışın Bediüzzaman’ın ifadesiyle “çıkılmaz sokak” olduğunu söyleyen Vapurlu, “Bunlarla bir yere varılmaz. Bir yere varılırsa da geri dönersin” diye konuştu.
ÜLKENİN PROBLEMLERİNİ AHRARLAR ÇÖZER
Vapurlu şöyle devam etti: “Türkiye’nin bugün yaşadığı problemleri geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de kâmil manada yine demokratlar ve ahrarlar çözecektir. Bunda hiç şüpheniz olmasın. Hak ve hakikat neşv-ü nema bulacaktır. Velev ki zaman ve zeminin merhametsizliğine maruz kalsa da toprak altında gizlense de mültezimleri muzaffer olacaktır. Ahrar misyonun tavanda ve tabanda yeniden derlenip toparlanıp hakka, hukuka, adalete ve demokrasiye gerçek anlamda hizmet edeceklerine inanıyoruz. Bediüzzaman ‘Eski tahribatı tamirata başlayan hakikî vatanperverler olan Demokrat namında hamiyetli Ahrarlar, yani hürriyetperverler, Nur ve Nurcuları takdir etmelerine çok minnettarım. Onların muvaffakıyetine çok dua ediyorum. İnşaallah, o Ahrarlar istibdad-ı mutlakı kaldırıp tam bir hürriyet-i şer’iyeye vesile olacaklar’ demiştir. Türkiye’de istibdat ve tek adam rejimi devam ettiği müddetçe demokrasinin önünün açılması mümkün değildir.”
EN BÜYÜK PROBLEM TEK ADAM ZİHNİYETİ
Türkiye’nin şu andaki en büyük probleminin tek adam zihniyetinin yargı, yasama ve yürütmenin tek adamın elinde olduğu müstebit anlayış olduğunu söyleyen Vapurlu, Türkiye’nin bu anlayıştan kurtulamadığı müddetçe, gerçek bir demokrasiye adım atamadığı müddetçe Türkiye’nin maddî ve manevî önünün açılması söz konusu olmadığının altını çizdi. Vapurlu, tabanda ve tavanda dağılmış vaziyette olan, zaman ve zeminin merhametsizliğine muhatap olmuş olan Ahrar demokrat kimlikli kişilerin 1950 ve 1965’de olduğu gibi yeniden toparlanarak, istibdadın kaldırılarak hürriyet-i şer’iyenin gerçekleşmesine vesile olunması gerektiğini söyledi.