Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 02 Mayıs 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Sami CEBECİ

Hırs duygusu



Bu dünyayı bir imtihan meydanı yaparak zıtları birbiri içine katan ve güzellik-çirkinlik, iyilik-kötülük, iman-inkâr, fayda-zarar gibi şeyleri hamur gibi yoğuran Cenâb-ı Hak; insanın mâhiyetine güzel duygularla birlikte hoş olmayan duyguları da yerleştirmiştir. Bunun böyle olması, imtihana vesile olması içindir.

Bahsi geçen olumsuz duyguların başta gelenlerinden biri de hırstır. İnsan neye sahip olursa olsun daha fazlasını mutlaka ister. Halbu ki, Allah’ın ihsan ettiği mevcut nimetler şükür gerektirir. Hırs duygusuna kapılan insanlar ise, hayatlarından daima şikâyet ederler. Şükür etmek akıllarına bile gelmez. “İnsanoğluna bir vâdi dolusu altın verilse, bir ikincisini, o da verilse üçüncüsünü ister” hadis-i şerifi insanın bu zaaf noktasını nazara verir. Onun için atalarımız “İnsanın gözü doymaz. Onun gözünü ancak toprak doyurur” diyerek, insanın doymak bilmeyen hırsını veciz bir şekilde dile getirmişlerdir.

Allah (c.c), yeryüzünde yarattığı her canlının rızkına kefil olmuş ve onu taahhüdü altına almıştır. Hiçbir canlıyı rızıksızlıktan ölüme mahkûm etmez. Rezzak ismiyle mutlaka bir şekilde rızkını ona gönderir. Eğer insanlar için bir meşguliyet ve tembellikten kurtarma vesilesi olmasaydı, ağaçlar gibi insanın rızkını da ayağına gönderirdi. İnsan, rızkını Allah’ın rahmet hazinesinden aramakla mükelleftir. Ama bu hırs ile değil, tevekkülvârî bir tarzda olmalıdır. Sebeplere meşrû bir dairede teşebbüs etmeli, neticeye ise kanaat ve tevekkülle karşılık vermelidir. Bitki ve ağaçların rızıkları ayaklarına gelmesi, canavar hayvanların hırsla rızık peşinde koşup zahmet ile elde ettikleri nâhoş rızıkları yemesi ilginç bir tablodur. Bu mânâyı nazara veren Bediüzzaman: “Hırs, sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise, vesile-i rahmettir” der. Bundan dolayıdır ki, halk arasında “Hırs gösteren, mutlaka zarar ve hüsrana düşer” cümlesi darb-ı mesel olmuş. Cenâb-ı Hak âyet-i kerimede “Eğer şükrederseniz nimetimi arttırırım. Nankörlük ederseniz verdiğim nimeti de geri alırım” meâlinde ferman eder. Hırs, nimetlere karşı bir şükürsüzlük, memnun olmama ve kanaat etmeme mânâsını taşımaktadır.

En cüz’î işlerde bile hırsın kötü tesiri olduğunu söyleyen Bediüzzaman, şu misâlleri verir: “İki dilenciden biri hırs ile, diğeri tevekkülle istediğini gören kişi, ikinciye verip, hırs ile isteyenden sıkılıp vermemek, herkes kalbinde hisseder. Hem meselâ: Gecede uykun kaçmış, sen yatmak istesen, illâ uyayım desen, büsbütün uykunu kaçırırsın. Ya da: Mühim bir iş için beklediğin kişi, bir türlü gelmedi, diyerek hırs gösterip bırakıp gitsen, bir dakika sonra o adam gelir, fakat o mühim işin de bozulur.” Hayatımızda bu misâllerin çoğunu yaşadığımızı görürüz. Hırs, bir çok işimizin ters gitmesine sebep olur.

Hırs, İslâmın beş şartından biri ve hem belâların def’ine, hem de berekete vesile olan zekâtın verilmesine de çoğu zaman engeldir. Halbu ki, insan sahip olduğunu zannettiği servetin sahibi değildir. Çünkü, veren Allah’tır. İnsan ise, bir tevzîât ve dağıtım memurudur. Zekât, zenginin malı içinde Allah’ın tayin ettiği fakirin hakkıdır. Verilmeyen zekât, fakirin hakkını gasptır. Zekât vermeyenin, en az o zekât kadar bir mal muhakkak elinden çıkar ve faydasız yerlere gider. Hem sevaptan, hem de fakirin duâsından mahrum olur. Ahirette ise, verilmeyen zekâtlar, sahibinin başına belâ ve azap vesilesidir. Bediüzzaman “Eğer zenginler, velev zekâtının zekâtını verseler, fakirlik ortadan kalkar” der. Fakat, hırs duygusu, ‘Malım azalacak’ endişesiyle onu verdirtmez.

Hırs, hâkimiyet duygusunun da tahrikçisidir. Yavuz Sultan Selim “Bu dünya bir padişaha çok, ama iki padişaha azdır” demiş. Çoğu şeylere hükmeden insanlar, her şeye hükmedeyim derken elindekini de ekseriyâ kaçırırlar. Hırsın tahrik ettiği hâkimiyet, aynı zamanda fitne ve ihtilâfların da temelini oluşturur. Halbuki, dünyanın üstü olduğu gibi altı da vardır. Yarın toprak olunacağına göre, hırsla dünyaya saldırmanın da anlamı yoktur. En iyisi ihlâs, tevekkül ve kanaattir.

02.05.2007

E-Posta: sami-cebeci@hotmail.com


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (25.04.2007) - Adana ve Antakya konferansları

  (18.04.2007) - Merhamet hissinde ölçü

  (11.04.2007) - Duygular dünyasından şefkat hissi

  (14.02.2007) - Enfüsî tefekkür ve akıl nimeti

  (07.02.2007) - Musibetlerdeki mesaj

  (24.01.2007) - Ödemiş ve Tire ziyaretleri

  (03.01.2007) - Dünyaya ve âhirete çağıranlar

  (27.12.2006) - Dünyevîleşme hastalığı

  (20.12.2006) - Harika tasarım: Pankreas ve safra kesesi

  (13.12.2006) - Balıkesir yollarında...

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004