10 Ağustos 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Dergilerimiz

Ahmet ÖZDEMİR

Yaz mevsiminde açan çiçekler


A+ | A-

Nurlu mekânlardan Nur Menzillerine (2)

Yaz mevsiminde çiçekler açar mı?

Bizim bildiğimiz çiçekler hep baharda açarlar, diyebilirsiniz. Bu biraz ters gibi olacak ama, olsun. Bizim çiçekler bu sefer yaz mevsiminde açtı. Nasıl mı?

Anlatayım, izninizle…

Geçtiğimiz Temmuz ayının ilk yarısında liseli gençlerin katıldığı Asyayla yaz okulunda birlikte olmuştuk. Onlarla güzel, neşeli ve tatlı günler geçirdik. Hafızalara pek çok hatıra bırakarak ayrılmıştık onlardan. Bazıları daha önce bildiğimiz okuma programlarına katılmışlardı. Ama bu biraz daha okul formatındaydı. Onlarla olan birlikteliğimizi daha önce bu köşede sizinle paylaşmıştım.

Liselilerden sonra orta okul grubuyla da benzer programı icrâ etmek nasip oldu. Her yaşın kendine göre güzellikleri vardır elbette. Belki anne gözüyle bakılırsa, başka kelimeler söylemek gerekir. Eskilerin deyimiyle “bebek beşikte sevilir”miş. Yani kucağına alabildiğin zaman daha çok seviliyor. Çocuk büyüdükçe kucağa sığmıyor ve yalnız başına hareket etmek istiyor. Ama annesinin gözünde çocuk her zaman çocuktur, hiç büyümez. Annelik şefkati devam eder.

Okulların veli toplantılarında dikkat ettiyseniz, ilköğretimde yoğunluk yaşanır. Hemen her çocuğun velisi toplantıya katılır. Bazen bu toplantılarda annelerin yanı sıra baba ve kardeşler de yer alır. Bu manzara çocukların da çok hoşuna gider. Çünkü onlar kendilerini ispat etmeye çalışmaktadırlar. Öğretmenleri ve arkadaşları yanında ailesinin desteğini ararlar.

Çocukların sınıfları büyüdükçe velilerin toplantıya katılım oranı azalır. Hatta çocukların, velilerinin toplantılara katılmasından rahatsız olduklarını bile görürsünüz, duyarsınız. Belki bunda kendisinin desteksiz ayakta durabildiğini göstermeye çalıştığını düşünür. Her ne ise…

Öğrenmenin yaşı var mıdır?

Öğrenmenin yaşı yoktur. Her yaşta insanın öğrenebileceği çok şeyler vardır. Bir insanı–yaşı ne olursa olsun—öğrenci olarak bir sıraya oturtursanız, onda öğrenci davranışları görürsünüz. Belki yaşı kırktan yukarıdır, ama davranışları yirmiden aşağıdır. Bu öğrencilik psikolojisi olsa gerektir. Öğretmenlik hayatımda bunların çok örneklerini gördüm.

Temmuz ayının ortasında gruplar halinde orta okul öğrencileri Yeni Asya Asyayla Sosyal Tesislerine gelmeye başladı. Kimisi minibüsle, kimisi özel arabayla. Gelenlere çevre ve bina tanıtıldı; kalacakları odalar gösterildi.

Çoğu belli ki, ilk defa ailesinden ayrılıyordu. Çocukların çoğu aileleri tarafından teslim edilmişti ağabeylerine. Ama onlardan pek çoğu Nurlu havalara daha önce alışmıştı. Bu ayrılık kısa süreli olduğu için iki tarafa hiç de zor gelmemişti. Şimdi biraz daha uzunca olacaktı.

Burada belki şefkatli annesi yoktu, onun arkasından koşacak, dağınıklıklarını toplayacak. Ama onların dertleriyle dertlenecek ağabeyleri, kendileriyle oynayacak ve ders çalışacak arkadaşları, yemeklerini pişirecek aşçıları vardı. Burası daha büyük bir aile idi; ağabey ve kardeşlerden oluşan.

Çocukların ilk günü tanışmak, arkadaşlarına ısınmak ve yerleşmekle geçti. Bazıları için zor bir gün olmuştu. Aileden ayrı yaşamak ağır gelmişti. Şefkatli annelerini arayanlar oldu. İkinci gün ailelerin ziyareti başladı. Bizim için de ailelerle tanışma fırsatımız oldu. Tesislerimizi gezdirdik. Dertlerini ve tavsiyelerini dinledik; yardımcı olmaya çalıştık. Güzel şeyler oldu, kısaca.

Programa ikinci gün başlanabildi; sabah namazıyla, tesbihatıyla ve namaz dersiyle…

Sonra günlük derslere geçildi: Tevhid, nübüvvet, haşir, ilmihal, adab-ı muâşeret…

Kur’ân-ı Kerim’in üzerinde durduğu esaslara uygun olarak dersler işlenmeye, konular anlatılmaya başlandı, birer birer.

Rabbimizi bize tarif eden tarif ediciler

Rabbimizi bize tarif eden küllî tarif edicilerin yardımıyla…

Kâinat kitabından bazı sayfalar açıldı, mânâ-i harfî ile okundu; satır satır…

Sonra kâinat kitabının en büyük yıldızı olan Hatemü’l-Enbiya’ya (asm) geçildi, tanıtılmaya çalışıldı; asırlar öncesinden günümüze uzanan mu'cizeleriyle…

O konuşan bürhanın şahs-ı manevisine baktık:

“Sath-ı arz bir mescid, Mekke bir mihrab, Medîne bir minber; o bürhan-ı bâhir olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i imâna imam, bütün insanlara hatip, bütün enbiyâya reis, bütün evliyâya seyyid, bütün enbiyâ ve evliyâdan mürekkeb bir halka-i zikrin serzakiri; bütün enbiyâ hayattar kökleri, bütün evliyâ tarâvettar semereleri bir şecere-i nurâniyedir ki, her bir dâvâsını, mu’cizâtlarına istinad eden bütün enbiyâ ve kerâmetlerine itimad eden bütün evliyâ tasdik edip imza ediyorlar. Zîrâ, o ‘la ilahe illallah’ der, dâvâ eder. Bütün sağ ve sol, yani mâzi ve müstakbel taraflarında saf tutan o nurânî zâkirler, aynı kelimeyi tekrar ederek, icmâ ile mânen ‘Doğru dedin ve söylediğin haktır’ derler.”6

Bizim için yeryüzü bir mescid, Mekke bir mihrab, Medine bir minber ve o konuşan bürhan (asm) o büyük cemaate imam olmuştu. O büyük camide namaz kılıyorduk. İmamımız, hatibimiz, reisimiz, seyyidimiz ve serzakirimiz Resûl-i Ekrem’di (asm). O ‘lâ ilahe illallah’ dedikçe, biz de ‘lâ ilâhe illallah’ dedik. O'nun (asm) asırlar önce söylediği hakikatlere biz de “Doğru söyledin ve söylediğin haktır Yâ Resulallah!” dedik. Çünkü O (asm) şu geniş Arabistan Yarımadasında vahşî ve âdetlerine mutaassıb ve inatçı muhtelif kavimleri, ne çabuk âdetlerini ve vahşice kötü ahlâklarını birden temelinden kaldırarak bütün güzel ahlâk ile teçhiz edip bütün âleme öğretmen ve medenî milletlere üstad eyledi. Bakınız, değil zâhirî bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri feth ve teshîr etti. “Mahbub-u kulûb, muallim-i ukûl, mürebbî-i nüfûs, sultan-ı ervâh oldu.” 7 Yani kalblerin sevgilisi, akılların öğretmeni, nefislerin terbiye edicisi ve ruhların sultanı oldu.

İman ve Kur’ân hakikatleri okundu, anlatıldı, müzakere edildi. Asyayla, Allah’ın adının anıldığı Nurlu bir yer oldu. Melekler gıpta ile seyrettiler o güzel insanları.

Gıpta edilen insanlar

Asyayla bir çiçek bahçesi oldu. Rengârenk çiçekler açtı. Bal arısı gibi ziyaretçiler gelmeye başladı. Gelenler çiçekleri kokladı, tekrar gelip yeniden kokladı. O çiçeklerin kokusu yayıldı, köyden köye, ilden ile…

Bediüzzaman’ın dediği gibi, o dersler, “ulûm-u imaniyeden” yani iman ilimlerindendir. Hem o dersi dinleyenler yalnız insanlar değil ki. Cenâb-ı Hakk’ın şuurlu çok mahlûkatı vardır ki, iman hakikatlerinin dinlenilmesinden çok zevk alırlar. Melekler gibi.

Hem mütefekkirâne o çeşit iman sohbeti, yeryüzünün bir mânevî süsü ve medar-ı şerefi olduğuna işareten biri demiş ki: “Semâvât (gökler) zemine gıpta eder ki, zeminde hâlisen lillâh sohbet ve zikir ve tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar, kendi Sâni-i Zülcelâlinin çok güzel âsâr-ı rahmetini ve çok hikmetli ve süslü âsâr-ı san’atını birbirine göstererek Sânilerini sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler.”

Kur’ân’da çok defa yer gökle birlikte zikredilmiştir. Halbuki yerle gök maddî açıdan kıyas edilemeyecek kadar küçüktür. Ama maneviyat yönünden dünya göklere ağır basmaktadır. Yeryüzünde Allah’ın adı ihlâsla anılmakta; sohbet, zikir ve tefekkür için bir-iki adam, bir-iki dakika beraber otururlar. Sonra Allah’ın çok güzel rahmet eserlerini ve çok hikmetli ve süslü san'at eserlerini birbirlerine gösterirler. Böylece o san'atların San'atkârını sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler. Gök ehli (melekler gibi) bu manzarayı hayranlıkla seyrederler. Sonuçta gök ehli gıpta etmeye başlarlar. Ne güzel değil mi, gıpta edilmek!

İki çeşit ilim

Bediüzzaman’a göre ilim iki kısımdır: Bir nev'î ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfî gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi, her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte iman ilimleri bu kısımdandır. Risâle-i Nurlar İnşaallah o cümledendir. 8

Asyayla yaz okulunda öğretilen ilimler ikinci çeşit ilimlerdendi.

Saatler saatleri, günler günleri kovaladı. İman ve Kur’ân hakikatleri minik gönüllerde çiçekler açtı. Şimdi açılan çiçekler ileride meyve verecektir. İnşallah…

Yaz okulundaki faaliyetler Asyayla’ya ve derslere münhasır kalmadı. Haftanın beş-altı günü gündüzleri derslerle geçiyordu. Bunun dışında diğer faaliyetler yoğunluktaydı.

Cuma namazları, kasabanın camisinde kılındı ve cemaatin yaş ortalaması aşağılara çekildi. Cami cemaati renklendi. Nur çiçekleri kasabada, kasabanın camiinde açtı. İmam ve cemaat bu manzaraya hem şaşırdı, hem de sevindiler. Karamsarlık ve ümitsizlik girdabında kıvranan Müslümanlara ümit ve ışık oldu.

10.08.2009

E-Posta: ahmed@ahmedozdemir.com


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (09.08.2009) - Nurlu mekânlardan Nur Menzillerine (1)

  (20.07.2009) - Niçin bizim yaz okulumuz olmasın?

  (06.07.2009) - Kalem yazmak zorunda

  (29.06.2009) - Âdetleri ibadetlere çevirmek

  (22.06.2009) - Hayatımızda nelere daha çok önem veriyoruz?

  (18.06.2009) - Hava sayfasına vurulan tevhid damgası

  (01.06.2009) - Dünya hayatının trafik işaretleri

  (25.05.2009) - Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) bir şefkat peygamberidir

  (21.05.2009) - Zarûretler haramı helâl kılar mı?

  (16.05.2009) - Nurun kahramanlarından Ali İhsan Tola Ağabeyi yolcu ederken

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdullah ERAÇIKBAŞ

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Gültekin AVCI

  H. Hüseyin KEMAL

  H. İbrahim CAN

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Mehtap YILDIRIM

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Osman GÖKMEN

  Osman ZENGİN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Said HAFIZOĞLU

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin YAŞAR

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İbrahim KAYGUSUZ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular’ın STV Haber’deki programını izlemek için tıklayın.
Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.