"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Görünen âlemin görünmeyen kader kalıbı: Kitâb-ı mübîn

Abdurrahman AYDIN
22 Eylül 2019, Pazar
Evvelâ şunu belirtelim ki, Risale-i Nurlar’a göre Kitâb-ı Mübîn, ilk bakışta sanıldığı gibi görünen fizik âlem değildir. Zira o da, İmâm-ı Mübîn ve Levh-i Mahfuz gibi ilm-i ezelînin bir unvanı olup, bir vücûd-u ilmî dairesidir.1 Kayıtsız ve sınırsız olan İlm-i İlâhînin, belli bir ana ve mekâna yansımasını, başka bir deyişle kaderin an itibarıyla kâinatı düzenleyen kalıbını ifade eder.

Maddenin derinliğine inildiğinde onun, hadislerdeki tabiriyle “mevc-i mekfûf” yani malzemeyi saran heybe gibi dürülüp toplanmış, harice taşmaktan yasaklanmış bir dalga, bugünkü tabirle enerji olduğu görülüyor. Bilgisiz, şuursuz ve çevresinden habersiz bu enerji, yoğunlaşarak atomun yapı parçalarını meydana getiriyor. Bu atom ve zerreler eliyle ve onların hareketiyle milyarlarca yıldan bu yana, birbirinden harika san’at eserleri, canlı ve akıllı varlıklar, nihayet organik bir bütün halindeki bu mükemmel kâinat meydana geliyor. 

Zerrenin, daha açıkçası enerjinin, bu harikaları başarabilmesi için bütün kâinatı birden gören gözü ve çalışma sistemini ve nihâî hedeflerini bilen aklı olması gerekir ki, bu safsatayı maddiyyunlar bile reddediyor.

O halde, zahiren zerrelerin başardığı görülen bu mükemmelliği nasıl izah edebiliriz? “Zerreler İlâhî emirle hareket ederler” diyebiliriz. Ancak şuursuz zerrelerin İlâhî emir veya ilhamı alıp öyle hareket ettiğini söylediğimizde, yani İlâhî kelâma ve tekvînî emirlere onların bizzat muhatap olduğunu varsaydığımızda, bu defa başka problemler çıkıyor. Çünkü bir defa İlâhî izzet ve makam, varlığın en zayıf formu olan madde ile arasında bir mesafe istiyor ve doğrudan ve perdesiz mübaşereti reddediyor. Öte yandan şuursuz maddenin ilhama mazhariyetini akıl da zaten kabulde zorlanıyor. Demek fizik âlem ile ulûhiyyet makamı arasında, İlâhî emri veya ilhamı kavrayacak bir ara form gerekiyor ki, bu form nûrânî ve şuurlu olan meleklerdir. Nitekim, fizik âlem ile zaman ve mekândan münezzeh ulûhiyyet makamı arasındaki bu ara formu yani melâikeyi kabul etmeyen bütün beşerî dinler, bu fonksiyonu putlara ya da insan görünümlü tanrılara (!) yüklemeye mecbur kalmışlardır.

Bu noktada denilebilir ki, tamam, zerreler kendileri şuursuz ise de şuur sahibi melekler eliyle hareket eder. Ve İlâhî emirler izzet-i makam gereği, melekûtiyet-i eşyaya yani maddenin bir nevi ruhu hükmündeki 2 şuurlu, nûranî olan melekler boyutuna verilir. Bu doğrudur. Melâikenin “Müdebbirât” denilen amele kısmının vazifesi budur. “Melâikenin amele kısmı irade sıfatından gelen şeriat-ı tekvîniyenin hamelesi, mümessili ve mütemessilidirler.” 3 (Haşiye 1)

Peki, melekler zerreleri sevk ederken neye bakıyor? Burada karşımıza Kitâb-ı Mübîn çıkıyor. Bu Kitap “irade ve evâmir-i tekvîniyenin bir unvanı” 4 olduğundan bir uygulama projesi gibi, zaman boyutunda her an için, mekân boyutunda ise her yönden öyle hudutlar çiziyor ki, bu hudutları yani kaderin çizdiği sınırları gören, belki ilham ile kendilerine gösterilen melekler, mistar (cetvel) misali takdir edilmiş bu ilmî kalıplar içinde zerreleri sevk ediyor, bir yönüyle de onların hizmetlerini temsil ve takdim ediyor.

Kitâb-ı Mübîn olan ve her an yeniden şekil alan bu kalıplar neye göre tayin ve takdir edilir? İşte bu da olmuş ve olacak, geçmiş ve gelecek her şeyi planlamış sonsuz kapsamlı bir başka kader defteriyle yani İmâm-ı Mübîn ile belirlenir ve onun prensipleri doğrultusunda imlâ edilir. Kudret ve iradenin küllî ve umumî bir mecmua-i kavânini, bir defter-i ekberi olan ve her şeyin hususî vucutları ve mahsus sûretleri ona göre biçilen Levh-i Mahfuz 5 veya Ümmü’l-Kitap da denilen bu kader levhası, sabit ve dâimdir. Hadisin teşbihiyle bu levhada “kalem kaldırılmış ve sahifeler kurumuştur.” 6

“İmam-ı Mübin, mazi ve müstakbelin ve âlem-i gaybın etrafında dal budak salan şecere-i hilkatin bir programı, bir fihristesi hükmündedir. Şu manadaki İmam-ı Mübin, kader-i İlâhînin bir defteri, bir mecmua-i desatiridir... Kitab-ı Mübîn ise, âlem-i gaybdan ziyade, âlem-i şehadete bakar. 

Yani, mazi ve müstakbelden ziyade, zaman-ı hazıra nazar eder bir defteri, bir kitabıdır.” 7 İmam-ı Mübîn herşeyin geçmiş ve geleceğine baktığı için ilm-i İlâhinin bir divanı iken, Kitâb-ı Mübîn evâmir-i tekvîniyeye baktığı cihetle 8 güneşin şuâsı gibi her an yenilenen ve kuşatıcı olan “ol” emirlerinin bir kitabıdır, kâinatın anlık projesi ve bir kalıbıdır. Yani “İmam-ı Mübîn kader defteri ise Kitâb-ı Mübîn kudret defteridir.” 9

Bir pikabın plağını düşünelim. Nasıl ki, plağın üzeri, görünmeyen, dairesel kanallarla kaplıdır. Hiç müzik bilgisi olmayan iğne, bu kanal üstüne konup, kanal boyunca hareket ettirildiğinde ortaya mükemmel bir ilâhî çıkar. (Aslında bu bir zikirdir.)

Bu temsilde küçücük, camit ve şuursuz iğne zerreye tekabül ederken, o iğnenin hareketini sağlayan plağın altındaki manyetik güç, melekleri ifade eder. (Nitekim “melek” lügatte güç demektir). Sesin yani ilâhînin kalıbı mahiyetinde plak yüzeyindeki kanal Kitab-ı Mübîni gösterir. Ortaya çıkan ilâhî, elbette önceden bestesi yapılmış, notası yazılmış bir eser olduğuna nazaran işin bu kısmı İmâm-ı Mübîn olur. Peki o besteyi yapan, ilâhîlerin her türünü, mûsikînin her şeyini bilen kabiliyet neyi temsil eder? O da İlm-i Ezelîye işaret eder. İlâhî çalmaya başlayınca burada kaderin bir başka şekli daha devreye girer. O çalan ilâhî farklı nesnelere yine kaydedilir. (Bu kayıtlarla ilgili bir izah için “Sonsuzluğa Açılan Pencereler” makalemize bakılabilir.)

Bu temsil, nefsülemirdeki işleyişi elbette gösteremez. Zaten temsil, hakikatin kendisi değildir. Belki hakikate bakmak için sadece bir dürbünden ibarettir.

Dolayısıyla ilm-i İlâhînin birbirinden farklı tecellîgahları ve kaderin farklı levhaları ve bu levhaların ayrı işlevleri vardır. Kâdir-i Mutlak dilerse tek başına o iğneye de o ilâhîyi söyletebilir. Ancak O’nun Celal, İzzet, Hikmet gibi isimleri, Rubûbiyet, Saltanat gibi unvanları da tezahür istediğinden kâinatı bu sistem içinde çalıştırmayı irade etmiştir.

İmâm-ı Mübînden, onun fihriste ve prensiplerinden imla edilen Kitâb-ı Mübînin, melekler eliyle her an istinsahının sesini duymak için, zamanî ve mekânî toplam dört boyutunu fark edebildiğimiz bu fizik âlemden, en azından zaman boyutunun fonksiyonunu kaybettiği, bir çok boyutun ilâvesiyle her şeyin her bakımdan kuşatıldığı yedinci semanın ötesine geçmek ve oradan bakmak gerekir ki, bu farkındalığa sadece Rasûl-ü Ekrem (asm) Efendimiz erişebilmiş ve Mi’raç Gecesi’nde yedinci semâyı da geçip Arş’a yükseldiğinde “Sonra öyle bir düzlüğe çıkarıldım ki, ben orada kâinatın mukadderatını (Kitâb-ı Mübîni) yazan kalemlerin gıcırtısını duymaya başladım” buyurmuştur. 10 (Haşiye 2)

Bunlar bizim anlayabildiğimiz manalar olup doğrusunu Allah bilir.

Dipnotlar: 

 1- 24. Mektup, 2. Makam, 2. Mebhas, 5. İşaret.

 2- 29. Söz, 1. Maksat, 4. Esas. 

 3- 29. Söz, 1. Maksat, 2. Esas. 

 4- 26. Söz, 3. Mebhas. 

 5- 26. Söz, 3. Mebhas. 

 6- Hadislerle İslam, TİB Yay. I/606; Tecrid-i Sarih, DİB Yay, XII/222. 

 7-10. Mektup. 

 8- 26. Söz, 3. Mebhas. 

 9- 10. Mektup. 

10- Tecrîd-i Sarih, DİB Yay. X/70.

 (Haşiye1) İmtihan bitip kıyametle esbab perdesi ve mülk kabuğu yırtıldığında, melekûtiyet-i eşyaya doğrudan temas mümkün hale geleceğinden burada camit olan taşlar bile orada konuşacak ve emri anlayacaktır. (bk. 28. Söz)

 (Haşiye 2) Yedi kat semanın üstünde bulunan Kürsîde zaman kavramı yok ise de mekân kavramı vardır. Kürsînin üstünde bulunan Arşda ise ne zaman, ne de mekan kavramı vardır. Allah Arşın da üstündedir. (Teftazanî, Şerh-u’l-Akâid, Terc. Süleyman Uludağ, 311) Ebû Hanîfe ve İmam Eş”arî’ye göre Arş, Allah ile yarattıkları arasında bir sınırdır. İlâhî hükümranlığın ilk vasıtasıdır. (bk. TDV İslâm Ans. “Arş” md.) Hadîsin ifadesiyle yedi sema ve yedi arz, Kürsînin yanında çöldeki bir yüzük kadar kalırken, Kürsî de Arşın yanında çöldeki bir yüzük kadar kalmaktadır. (Kenzu’l-Ummal, H. No: 44158; İbn-i Kesîr, Tefsir, I/550) Ne muhteşem bir hükümranlık!

Okunma Sayısı: 1780
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Nilgün Yılmaz

    23.9.2019 00:46:45

    Muhterem ağabey Pikap örneği çok güzel olmuş.Bu örnek üzerinden kaderin levhalarını,zerre ve meleklerin konumunu kavramak kolaylaşıyor.Allah razı olsun..

  • Recep Tuna

    22.9.2019 20:03:20

    Yüreğinize kaleminize sağlık üstad. İzahlarınız meseleyi anlamada bir farkındalık oluşturdu. Derûni yazılarınızın devamını bekliyoruz. Selamlar.

  • Muzaffer Sözder

    22.9.2019 16:32:45

    Demek ki R. Nurlara iyi bakılsa kainatın çalışma sistemini görmek mümkün. Kaleminize sağlık.

  • Ramazan ÇALIŞAN

    22.9.2019 16:21:09

    Kendi yorumumun sonunda" kainat kur'an refsranslı okunmadığı zaman insanlar nerelere savruluyor"demek istemiştim yazıyı gönderince kur'an kelimesini eksik yazdığımı fark ettim.

  • Ramazan ÇALIŞAN

    22.9.2019 15:29:37

    Var olan herşeyin sonsuz evren enerjisinden meydana geldiğini ve enerjinin marifete sahip olduğunu iddia eden  Reiki ciler Allah ın ezeliyet sıfatını ve marifetini Evren enerjisine vererek ona bir nevi ilahlık isnat ediyorlar. birkaç gün önce bir reiki gurbunda yayınlana "Bizim bildiğimiz bütün var olan şeyler .Evren enerjisinden meydana gelmiştir .Bu Evren Enerjisi ,yahut Kozmik enerji sonsuz derecededir,marifete sahiptir.Yaratıcı Kudret ile  bu Evren Enerjisinin temas noktasını bilmiyoruz .Fakat bir temas noktası olduğunu biliyoruz .Temas noktası mevcut olduğuna göre ,sonsuz marifeti haiz bu Evren En erjisi ,bu serbest enerji ,en ağır ,en kaba kütleden ,en seyyal ,en ince kütleye kadar bütün varlıkların ,eşyanın meydana gelmesine sebeptir." diyen bu yazıya bir cevap niteliğinde olmuş.kainat kitabı referans alarak okunmadığında insanların nerelere savrulduğunu görüyoruz

  • Züleyha

    22.9.2019 15:04:13

    Hocam! Yazılarınızı dikkatle takip ediyorum. Gerçekten her biri Risale-i Nurlardaki bir çok kavramı birden ele alıyor ve birbiriyle uyum içinde açıklıyor. Okuyucunun önüne daha geniş bir tefekkür sahası açıyor. İstifadeye medar oluyor. Allah razı olsun.

  • Fikret KABA

    22.9.2019 14:45:18

    Bu konuda bir çok yazı okumuştum. Ama İmam-ı Mübin ile Kitab-ı Mübinin farkını ve kaderin başka yönlerini şimdi daha iyi anladım. Tebrik ve teşekkür ederim.

  • Naci

    22.9.2019 14:18:44

    Bu yazıyı iki defa okumak zorunda kaldım. Sonra diğer yazılarınızı inceledim. Başkalarına da tavsiye ederim. Örneğin, mehdiyet meselesini anlamak isteyene "Simurg Efsanesi" ni, Kesret, Enaniyet ve berzah yollarına girmeden Hakka gitmek için "Yolculuk" İnsanın hakikatini tanıtan "Latife-i Rabbaniye" sonsuzluğu, mülk ve melekûtu, âlem-i misal ve bir çok âlemi seyretmek için "Pencereler" yazıları. Bu yüzyılda neler olacak diye merak edenlere "İstihraçlar" yazısı. Herbiri çok güzel ve ufuk açıcı yazılar olmuş. Yeni yazılarınızı bekleriz.

  • Abdülbaki Çimiç

    22.9.2019 09:01:00

    Risâle-i Nur’un demir leblebi tabir edilen böyle ilmi meseleleri derin bir vukufiyetle ele alıp istifafemize sunan çalışmalarınızı takdir edip tebrik ediyorum. Bu tür tefekküri yazılara çok ihtiyacımız var. Devamını bekliyoruz inşallah.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı