Ülkemizde sıklıkla gördüğümüz protokol girişlerini son yıllarda yeni yapılan adliyelerde de “Protokol Girişi”ne rastlar olduk.
Havaalanında, stadyumlarda, üniversitelerde protokol girişini anladık da adliyede protokol girişinin işi ne? Bazı eşhasların sahip olduğu siyasî veya sosyal imtiyazları anladık, ama bağımsız, tarafsız ve herkesin eşit kabul edildiği mahkemelerde yani adliyelerde “Protokol Girişi” imtiyazını anlayamadık. Çünkü herkesin eşit kabul edildiği mahkemelerde bu eşhaslara adliyelerde de protokol imtiyazını vermek eşitlik ilkesine ters düşmez mi?
Halbuki hukuk devletinin ana umdesi adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesidir. Bu ilke daha adaletin dağıtılacağı kurumun kapısında çiğnenmektedir. Artık muhakeme esnasında adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesinin halini varın siz düşünün.
Sözüm ona anayasamız devletimizin bir hukuk devleti olduğunu söylüyor ki hukuk devletinin de ilk kuralı adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi olduğundan, adliyelerde yapılan protokol girişleri bu ana umdeyi fiilen çiğnemektedir. Eğer biz adalet ve kanun önünde eşitlik diyorsak bunu sadece Anayasa ve Ceza Hukuku kitabının ilk sayfalarında değil, hayatımızın her safhasında halimizle, hareketlerimizle herkesin (adliye girişinde) alet ve kanun önünde eşit olduğunu göstermeliyiz. Keza, İslâm Hukuku’nda şahı geda yektir. Şah da olsa geda da olsa adliyeye aynı kapıdan girmesi, aynı sandalyelerde oturması ve aynı muameleye tabi tutulması sonucunda, eşitlik ilkesi tam manasıyla uygulanmış olur. Meselâ Hz. Ömer, bir Hıristiyan ile aynı şartlar altında muhakeme olmaları ve yine Osmanlı hükümdarı Fatih Sultan Mehmed’in mimarı olan Sinan Atik isimli bir Rumla aynı mahkemede, aynı muamelelere tabi tutularak muhakeme olmaları, adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesinin fiilî uygulanmış numuneleridir.
Tarihimizdeki bu nadide örnekler, modern hukuk dalı, kanun önünde eşitlik ilkesini, hukukun en temel esası haline getirmeden asırlar önce, adaletin timsali olan Hz. Ömer ve İstanbul Fatihi Sultan Mehmed bize bu ilkenin ne olduğunu bizatihi yaşayarak öğretmişlerdir. Bu konuya Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de Sünûhat adlı eserinde “Bir şah, bir gedayı öldürse şeriat kısasa hükmeder, ikisini bir görür” sözüyle adalet noktasında herkesin bir olduğunu açıkça ifade etmektedir. Yoksa hukuk devleti deyip ve bu devletin adalet dağıtacağı kurumun kapıları bile farklı olan adliyelerde dâvâlı ve dâvâcının adalet ve kanun önünde eşit olduğunu söyleyebilir miyiz?
Bediüzzaman Hazretleri “adaletin tevziinde (dağıtılmasında) adalet olmazsa zulüm görünür. Bir hatır için bin hatır kırılmaz” sözüyle, siyasî veya sosyal imtiyazlara sahip olanlara adalet noktasında da imtiyaz tanınırsa o zaman adaletsizlik olacağını belirtiyor. Velhasılı kelâm bu ülkede eşitlik ilkesi süregelen zihniyet ile ancak hukuk kitaplarında bulunur ve eşitlik ilkesinin ülkemizdeki yansıması ise adliyede protokol kapısı olur.