"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir meşrûtiyet açılımı: Münâzarât ( 5 ): Meşrûtiyet hakkında açıklamalar

Atilla YILMAZ
03 Ağustos 2021, Salı
Emma ba’d: Bundan sonra asıl meseleye gelelim diyor.

Ve ekliyor:

Hamiyet ehlinin, vatanseverlerin, memleketin hayrına düşünenlerin nazarlarına arz ediyorum. Onlara hitap ediyorum diyen Bediüzzaman; Osmanlı toplumunun gündemine yeni gelen Meşrûtiyetle ilgili sözlerine giriş yapıyor.

Bir zaman Meşrûtiyet ikinci senesinde iken, yani; 1910 senesinde İstanbul temsil ettiği, bulunduğu asırın (ki bulunduğu asır hürriyetlerin, insan haklarının söz ve yazı hürriyetinin, düşünce hürriyetinin bulunduğu bir asırdır.) çağlar gerisinde adeta orta çağa doğru sürüklendiği bir dönemde; Bediüzzaman bir bahar mevsiminde, Kürt aşiretleri içerisinde; Güz mevsiminde de Arap beldelerine doğru kış mevsiminde bir yolculuğa çıkmaktadır.

“Van’a avdet: 1909-10 (Batum, Tiflis, Van) Aşairi İrşad. Şam Hutbesi: 1911’’ 1

Bediüzzaman, Meşrûtiyetle ilgili düşüncelerini adeta, Şark’ın bütün aşiretlerini dolaşarak, dağlardan vadilerden, çetin sarp tabiat şartlarına aldırış etmeden, bütün coğrafyayı adeta bir medreseye çevirmiştir. Ve Meşrûtiyeti onlara ders vermiştir.

“İstanbul’un büyük camilerinde halka hitap ederek, dindar halk kitlelerindeki muhalefetin kırılmasına önemli katkı sağladılar. Said Nursî bu konuda çok aktif rol oynadı… Kürt illerine bir gezi yaparak bizzat aşiret liderleriyle, medreselerdeki öğrenci ve hocalarla görüşerek Meşrûtiyetle ilgili sorularını cevaplandırarak, bu konudaki kaygılarını gidermeye çalıştı.’’ 2

Meşrûtiyetin şarkta aşiretler asrında yanlış telâkki edildiğini, aslından çok farklı bir şekilde algılandığını gören Said Nursî; aşiretlerin, meşrûtiyetle alâkalı kendisine tevcih ettikleri soruların; hep menfi bir tarzda, sanki bir yanlış yönlendirmeden anlatımdan ve algılanmadan ileri geldiğini görüyor.

Bunu fark eden Said Nursî; hastalığın, olumsuzluğun teşhis edilebilmesi açısından, bu konularda ne düşündüklerini anlamak için onlara konuşma fırsatını veriyor. İlk sözü onlara bırakıyor.

Adeta; bir doktora gidersiniz de tabip; ‘Ey hasta neren ağrıyor, şikâyetin nedir?’ diye sorar ya. Aynen bunun gibi Bediüzzaman bir tabip; toplum meşrûtiyet konusunda hasta; onların dertlerini, şikâyetlerini soru cevap şeklinde izah etmeye başlıyor.

‘Siz sorun ben de ona göre cevap vereyim’ diyor.

Bediüzzaman’ın bu söylediği onların hoşuna gider. Çünkü Kürtlerin fıtratlarında, tabiatlarında meşrûtiyetperverlik vardır. Herkes fikrini söyler, herkes konuşur. Derslerini de münâzarâ ve münakaşa suretinde okurlar. Medreseleri de adeta, küçük bir ilmî mebusan meclisini andırır.

“Medreselerde tartışmalar Kürtçe yapılır ve hemen hemen bütün konular tartışılır.’’ 3

Bediüzzaman, Aşiretlerin sorularına verdiği cevaplarla; soru ve cevapları kucaklaştırdığını ve birleştirdiğini ifade ederek, Münâzarât eserinin vücut bulduğunu söylüyor.

Bediüzzaman bu seyahatinde elbette ki bütün aşiretlerle ve Kürtlerle muhatap olamamıştır. Bu sebeple, bu eser aynı zamanda Said Nursî’nin göremediği, muhatap olamadığı Kürtler ve emsali insanlar için de onlara bir yol gösterici ve bir ders mahiyetinde olacaktır. Onların sorularına da aynı zamanda bir cevap verecektir.

Aynı zamanda bu eser onların kalplerinde olan, içlerinde olan, ama lisanen, dil olarak ifade edipte söyleyemedikleri suallere de bir cevap mahiyetinde kaleme alınmıştır.

Bu eser hem Kürt nüfusun Meşrûtiyetle ilgili ve o günün Osmanlı toplumu içerisindeki hal ve vaziyetleri ile alâkalı suallere cevap verdiği gibi; memleket idaresinde olanlar açısından da hastalıkların teşhisi ve tedavisi noktasından önemli bir işlevi, bir görevi yerine getirecektir.

Kürt ve emsallerinin fikren meşrûtiyet perver olduklarını ve olmaya başladıklarını söyleyen Bediüzzaman; Kürt nüfus dışında, onların emsali Şark’ta yaşayan, Araplar, Ermeniler, Süryaniler vs kavim ve topluluklarında Meşrûtiyeti istedikleri ve Meşrûtiyete taraf olduklarının altını çiziyor. Bu Bediüzzaman’ın Şark’taki aşiret ve ve bölge topluluklarını gezerken, onlara Meşrûtiyeti ders vermesi sonucundaki tesbitleridir.

Bütün bu olumlu bakışına rağmen Bediüzzaman’ın, Meşrûtiyetin uygulanması konusunda bir çekincesi vardır ki aradan yüz yıldan fazla zaman geçmesine karşılık; Meşrûtiyetin kendisine uygulama sahası bulmadığı da maalesef Said Nursî’yi haklı çıkarmıştır. O da; fikren meşrûtiyete taraf olmalarına rağmen; Şark’taki saha çalışmalarından sonra, Bediüzzaman’a göre; Devlet memurlarının meşrûtiyeti tatbik noktasında hâlâ eski alışkanlıklarına devam ederek, istibdat tarzı davranışlar sergiledikleri ve davranış, muamele ve fiiliyatta bu memurların meşrûtiyet perver olmalarının bir hayli zor olacağını da gözlemlemiş olmasıdır.

Oysa burada önemli olan meşrûtiyetin fikren benimsenmesinin yanında, asıl önemli olanın devlet memurlarının ve devlet kademesinde görev alanların davranış ve muameleleri ile gerçekten meşrûtiyet perver olduklarının da fiiliyatta gösterilmesi gerekmektedir. Bu halk için önemli bir durumdur.

Bu tesbitlerinden sonra Bediüzzaman; kendisine Meşrûtiyet ve uygulamaları konusunda sorulan sorulara cevaplar verecektir.                                                                                                                                     

Dipnotlar:

1- Bediüzzaman Said Nursî, Muhtasar Tarihçe-i Hayatı, Bilal Tunç.

2- İbrahim Halil Ozan, II. Abdülhamid Döneminde İslâmcı Muhalefet ve Mehmet Âkif Ersoy, Yüzüncü yıl Ünv, İlahiyat Fak. Dergisi, Yıl 2016, Sayı, 4-5.

3- Kürt Dindarların Siyasî Gücü: Medreseler. Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu-Bitlisname.

Okunma Sayısı: 1164
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı