"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Meşrûtiyetin iyiliğine delil nedir?

Atilla YILMAZ
22 Eylül 2021, Çarşamba
Bir meşrûtiyet açılımı: Münâzarât ( 11 )

Bediüzzaman istibdat ve meşrûtiyeti anlattıktan sonra dediler ki: “İstibdatın çirkinliğine, meşrûtiyetin iyiliğine delilin nedir?” “Yani bu nasıl olacak? bize örnek ver.” anlamında sordular.

O günün idarî atmosferini ve halkın durumunu bu kadar güzel ortaya koyabilmek, ancak Bediüzzaman gibi birisine ait olabilir. Çok çarpıcı bir tasvir ve bir örnekleme. Bediüzzaman’ın en belirgin özelliklerinden birisi de halk tabakasından havassa kadar toplumun bütün kesimlerine hitap edebilme kabiliyeti olsa gerek.

Aşiretlerin bu sorusuna cevap verirken; avam kesiminin özelliklerinden yola çıkarak bir betimleme yapıyor. Avam olanlar görerek duyarak değil de hayalen tefekkür ederler. Bu sebeple onlara mesel tarzı, temsil tarzı, hikâye ederek; olayları ve fikirleri anlatmak gerekir. Bu sebeple Bediüzzaman, hem istibdatı hem meşrûtiyeti hikâye tarzında misallerle onlara anlatmayı tercih ediyor.

Hükümeti bir tabibe, bir doktora benzeten Said Nursî; Abdülhamid dönemini, tek adam yönetimine dayanan idarî yapıyı çok çarpıcı bir misalle (bilmana) anlatıyor.

“Farz edin ki ben bir doktorum. Sizin şu çadırınızda oturuyorum. Etraftaki her köyde de çeşit çeşit hastalıklar var. Ben doktor olarak o köylere gidip tetkik edip araştırıp hastalıkların neler olduğunu teşhis etmeden buradan çadırda oturduğum yerde reçeteler ilâçlar yazıyorum. Etrafımda ve yanımda da beni rahatsız etmek istemeyen; dalkavuk, riyakâr, yağcı kimselerden başka kimse yoktur. ‘Tanımadığım bir hastalığa, görmediğim hastaya’ çadırdan ilâç gönderiyorum. 

Bu ilâcı kullanan hasta şifa mı bulur yoksa ölür mü?” diye soruyor.

İşte siz de sizleri görmeden, hayat tarzınızı, yaşantınızı, sosyal dertlerinizi bilmeden, teşhis etmeden yapılan icraatlarla, kopkoyu karanlıklar içerisinde çaresiz kaldınız. Ve daha ölüm gelmeden ölmek sırrına eriştiniz.

Bu misalde çadır İstanbul payitahtıdır, padişahın sarayıdır. Etraftaki köylerde taşra tabir edilen özellikle Şarkî Anadolu’dur. Padişahın, vezirin, sadrazamın veya padişahın avanesinin uğramadığı, kuş uçmaz kervan geçmez Anadolu bozkırlarının Şark steplerinin saraydan yönetimi ne hal alacaktır ve bu halkın vaziyeti nasıl olacaktır acaba?

Peki Şark’ın sosyal ve içtimaî hastalıklarına, halkın huzursuzluğuna ve perişanlığına, fakirliğine ve kalkınmamışlığına karşı; Sarayın gönderdiği ilâçlar nelerdir? Bulduğu çareler nelerdir?

Bir bakalım: Bediüzzaman daha da özelde misalden, hakikate geçiyor ve onlara reel örnekler vermeye başlıyor.

Açlıktan karın ağrısına tutulmuş sizin (Kürtler) ve emsalinizdeki (Arap, Ermeni, Süryani, vb.) bu ağrıyı dindirmek için hazım (sindirim) ilâcı hükmünde olan gıda yardımı toplayarak geçimini temin etmek bir tedavi midir? 

Açlığa, fakirliğe, geri kalmışlığa bir çözüm müdür?

Veyahut eşkıyalık ve husûmet yüzünden başı belâda olan Doğu insanına, aşiretlere ‘Hamidîlik’ uygulamak bir çare midir? 

Bu durum; zaten içinden çıkılmaz bir hal almış olan husûmet ve kavgayı daha da arttırmaz mı?

“Aşiretlerin saldırıları ile 1899 tarihinde sadece Mardin sancağının Nusaybin kazasında 70 küsur köy zarar görerek boşalmış durumdaydı. Aznavur nahiyesi halkı ve Tay aşireti boşluktan ve asayişsizlikten istifade ederek bu köylerdeki arazilere el koymuştu.” 1

“Resulyan kazasına yerleştirilen Çeçen aşiretlerin faaliyet alanlarının Mardin Ovası olduğu anlaşılmaktadır. Sık sık ovadaki köylere baskın düzenleyen aşiretlerin bu faaliyetleri şikâyetlere sebep olmaktaydı.” 2

Ağalığın ve derebeyliğin böylesine hâkim olduğu bölgelerde bir de resmî ağalık anlamına gelen ‘Hamidîlik’ uygulaması; aşiretler arası kavgayı ve asayişsizlikleri daha da körüklüyordu.

PEKİ ‘HAMİDÎLİK’ NE OLA Kİ?

“II. Abdülhamid merkeziyetçi, reformcu, dengeci ve İslâmcı politikalarıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da merkezi otoriteyi tesis etmeyi amaçladı.” 3

“Ülke çapında padişah adına yapılan hayır işlerinin tamamı, bürokratik bir devlet mekanizmasını değil, Abdülhamid’in şahsını temsil eder görünüme büründürülmüştür.” 4

Sultan Abdülhamid’in İstanbul’dan Şark’ın en ücra yerine kadar yaptırdığı imar yapılarının genel olarak adı çoğunlukla ‘Hamidiye’ ismini taşımaktadır. Hamidiye Mektebi, Hamidiye Çeşmesi, Hamidiye Yolu, Hamidiye Köprüsü, Hamidiye Bahriyesi, Hamidiye Hicaz Demiryolu vb.

Hamidîlik, bir nevi; adını yüceltme, şahsını öne çıkararak şahs-ı manevî yerine kendisini koymak, kendisini yüceltmektir. Bu bütün istibdat devirlerinde aynen uygulana gelen bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır.

“Bu dönemde ülke sathına yapılmış olan okullar, saat kuleleri, camiler, mescidler ve Osmanlı armaları gibi bir çok unsurun temel gayesi, Abdülhamid iktidarının bütün Osmanlı coğrafyasının her köşesinde hâkimiyetini sağlamlaştırmak ve görünür kılmaktı.” 5

Anlaşılan her yapılan işe ‘Hamidî’ adını koymakla Sultan; tebaayı önce kendine bağlayacak, sonra da kendi ismi üzerinden devlete bağlı kılacaktı.

“Cami ve mekteplerin bir kısmına Osmaniye, Orhaniye, Selimiye, Süleymaniye, Mahmudiye, Mecidiye, Hamidiye gibi Osmanlı padişahlarının isimleri verilmişti.” 6

Sultan Abdülhamid aynı zamanda Doğuda kendi adını taşıyan ‘Hamidiye Alayları’ isimli askerî alaylar da kurmuştur.

“Hamidiye Alayları’nın kuruluş amacı, Doğu Anadolu’da merkezi otoriteyi sağlama, aşiretlerin askerî güçlerinden faydalanma, Osmanlı ordusunun gücünü ve nüfuzunu arttırma, Ermeni faaliyetlerini engelleme vs. olarak açıklanabilir.” 7

Bu ‘Hamidîlik’ merkezi otoriteyi daha da güçlü ve baskın kılıyordu. Bunun sonucunda istibdatı daha da arttıran bir paranoya oluşuyordu. Bu durumda Hamidîlik, aşiretler arası kavgaların zaten yaygın olduğu bölgede baskıyı ve şiddeti körüklüyordu.

Bediüzzaman, avam olan Aşiretlere istibdatın kötülüklerini müşahhas delilleriyle ortaya koyarak anlatıyordu.

Dipnotlar:

1- Ar. Gör. Hakan Aslan, Dicle Ünv, Tarih bl, Devlet, Aşiret ve Eşkıyalık Bağlamında Osmanlı Muhacir İskan Siyaseti, 1860-1914, Göç Araştırmaları Dergisi, Cilt 2, Sayı 3, Ocak-Haziran 2016.

2- Dr, İbrahim Özcoşar, Merkezileşme Sürecinde Bir Taşra Kenti, Mardin (1800-1900), s, 166, Şarkiyat Enstitüsü Hazırlık Yayınları, No: 1, Mardin Artuklu Ünv. Yayınları.

3- Dr. Hümmet Kanal, “Sultan II. Abdülhamid’in Osmanlı Eğitimine Yaptığı Önemli Katkı: Emlak-ı Hümayun’a İnşa Edilen Okullar”, SUTAD, Güz 2016; (40): 151-176.

4- a. g. e.

5- a. g. e.

6- a. g .e.

Okunma Sayısı: 1115
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • R.Kalyoncu

    22.9.2021 06:51:39

    Sultan Hamid'e karşı çıkanların tamamı, ondan sonra gelen Ittihatçılar ve Cumhuriyet döneminde gerçek istibdadın ne olduğunu görmüşler ve perişan olmuşlardır. Tarihî hadiseleri cereyan ettikleri devrin şartları tahtında değerlendirmek gerekir. Bugünden bakarak yüzyıl önceyi değerlendirmek hakikati görmeye engeldir. Kaldı ki, müellif-i muhterem o devirdeki düşüncelerini yansıtan Münazarat kitabı hakkında, daha sonra kaleme aldığı Lahikalarda gerekli tavzih ve tashihleri yapmaktadır . O uyarıları görmezden gelmemek lâzım..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı