"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demokrasilerde, vatandaşlar Devletin ortağıdır

25 Haziran 2019, Salı
Demokrasi dediğimiz vatandaşa tanınan haklarla ilgilidir. Vatandaşa ne kadar hak tanındığı da vatandaşın devlete olan sahipliğiyle ilgilidir. Demokrasilerde, vatandaşlar devletin sahibidir ve onun ortağıdır. Her vatandaş devletin mülkiyetine ortaktır. Dolayısıyla sistem farklılığı var.

Dr. Ömer Ergün “ADALET ve LİYAKAT” Semineri - 5

***

Moderatör: Hocam şimdi hukukun evrensel ilkeleri var. Özellikle ceza hukukunun evrensel ilkeleri olarak bildiğimiz, suçun şahsîliği ilkesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesi, masumiyet karinesi, suçta ve cezada kanunîlik ilkesi… Bunların İslâm’la çatışır bir tarafını göremiyoruz. Nasıl oluyor da İslâm âlemi bunları sahiplenip uygulamayla bağdaştıramamış? Yani şüpheden sanık yararlanır ilkesinin İslâm’la çatışan nesi olabilir? Ya da suçta kanunîlik ilkesinin, masumiyet karinesinin… Bunlarla ilgili ne diyeceksiniz?

Ömer Ergün: Şimdi şöyle… Kanunların kolay uygulanabilmesi için yazılı hale getirilip kodlanması dediğimiz bir sistem var, Batıda geliştirilmiş. Ama İslâm âleminde bu tam anlamıyla gerçekleştirilememiş. Yani İslâm âleminde hukukun gelişmesi içtihada dayalı olmuş, hukuk sistemi kadıların vermiş olduğu kararlara bağlı olarak gelişmiş. Ama normalde modern hukuk sisteminde, olaylar kodlanıyor, soyut kural haline getiriliyor. Ve insanların anlamasına, öğrenmesine ve dolayısıyla uymasına yönelik olarak kamuya sunuluyor. Demek bu olay da daha ziyade demokratik bir sistemle veya despotik bir yöntemle yönetilmekle alâkalı.

DEMOKRASİ DEDİĞİMİZ...

Demokrasi dediğimiz vatandaşa tanınan haklarla ilgilidir. Vatandaşa ne kadar hak tanındığı da vatandaşın devlete olan sahipliğiyle ilgilidir. Demokrasilerde, vatandaşlar devletin sahibidir ve onun ortağıdır. Her vatandaş devletin mülkiyetine ortaktır. Dolayısıyla sistem farklılığı var.

Henüz İslâm Âleminde böyle bir hukuk sistemi oluşmamış. Osmanlı’nın son dönemlerinde Mecelle ile ve Aile Kararnamesi ile bunlar kısmen yapılmış, ama 23’ten sonraki sistem bunun devamına bir ket vurmuş ve engellemiş. Belki o Mecelle ve Hukuk-u Aile Kararnamesi gibi kodlamalar ve modern hukuk sistemine geçiş anlamındaki işlemler devam ettirilebilseydi Müslüman devletler de bu sisteme daha rahat adapte olabilecekti.

KANUNUN KAYNAĞININ KUDSİYETİ

Moderatör: Her şeyi devletle izah ediyoruz. Ama biraz da iğneyi kendimize batıralım. İslâm ülkelerindeki insanların kanuna uyma bilinci ve sorumluluğu yani kanuna uyma oranı ile Avrupa’da vatandaşların kanuna uyma oranı farklı görünüyor. Bunun sebebi ne olabilir?

Ömer Ergün: Bediüzzaman Hazretleri kanunun kaynağının kudsiyetine vurgu yapıyor. Bilhassa dinin ve kalbin ön planda olduğu Doğu toplumlarında vatandaş bilirse ki kanun ve kuralların kaynağı kudsîdir, kendi inancından gelir, uyma oranının daha yüksek olacağı açıktır.

Bu aslında Batıda ve bilhassa Avrupa’da yasaların demokratik yolla ve halkın temayülleri dikkate alınarak yapılması ile benzer bir şeydir. Bu da kanunu sahiplenme ve uyma oranını yükseltebilir. Çünkü neticede halkın kendi tercihleri var, onların tercihleriyle oluşmuş bir meclis var, o meclisin de o toplumun değerlerini dikkate alarak oluşturduğu yasalar var.

Biz fakültede öğrenci olduğumuz dönemlerde, bir kısım dindar arkadaşlarımızın şöyle bir açmazı vardı: Medeni Kanun İsviçre’den alınmış, İsviçre Hıristiyan bir ülke, dolayısıyla kâfir… Bu kâfir ülkeden alınmış kanunlar getirilmiş bize uygulanıyor. Bundan kurtulmamız lâzım, ama nasıl? Şimdi eğer olaya bu şekilde bakarsanız tabi ki bunun uygulanma oranı çok düşecektir. Niye? Çünkü “ben Müslümanım, dışarıdan alınmış bir kanunu niye uygulayayım” ya da “bana ve dâvâma neden böyle bir kanun uygulansın” diyecektir.

Ama bilmek lâzım ki o kanunların içinde İslâm’ın emir ve yasaklarına açıkça aykırı hükümlerin sayısı çok çok azdır ve bunları ıslah ya da tadil ederek modern ve İslâmî bir kanun metnine ulaşılabilir.

KANUN YAPARKEN DÖRT MEZHEP

Nitekim Bediüzzaman Hazretleri de Mecelle’yi ve oradaki soyut kural metoduyla kanun yapma olayını övüyor biliyorsunuz, yani müsbet bakıyor. Ama bu övgünün bir sebebi de şu: Diyor ki, bunlar kaynağını İslâm’dan alarak yapılan kanun ve kural çalışması. “Nasıl yasa yapılır”ı tekniğini usûlünü elbette Batı’dan alabiliriz, ama kanunları yaparken dört mezhepten, Asr-ı Saadet’ten, Kur’ân’dan mehaz alarak oradan hüküm istinbat ederek kanun çıkarılması ve halkın da bu konuda bilinçlendirilmesi lâzım. Çünkü Batı’dan da alsanız, İslâm’dan da alsanız, hatta ilimdir deyip Çin’den de alsanız olur. Ama halk kaynak ve gerekçe konusunda bilinçlendirilmemişse kanunlara uyma bilinci eksik kalmış olur.

Şûrâ ve istişareyle ilgili âyetlere vurgu yapılması, dört halifenin seçimle iş başına gelmesi ya da Asr-ı Saadet’ten beri tam adaletin uygulanması noktasındaki hassasiyet ve sair konularda halkın bilgilendirilmesi, kanunlara uyma oranını yükseltebilir.

Batı’da bir de kanunlara uymanın temel bir sebebi var. Batı’da hukuk, insan onuru üzerine kurulmuş. İnsan onuru kutsaldır deniyor. 

İnsan onurundan kasıt da şu:

İnsan değerli bir varlıktır. Diğer canlılardan, yani bitkilerden, hayvanlardan daha üstün bir şekilde yaratılmıştır. Bu onun bir değeridir. Yani bir hayvan değiliz, bitki değiliz. Dolayısıyla, Batı’daki hukuk sistemi insana böyle bir değer veriyor. “İnsanın bir insanlık onuru var, onun onuruna dokunamazsınız” diyor. “Değerli olduğundan dolayı da insan saygıya lâyıktır” diyor.

İSLAM TOPLUMLARININ ÖNÜ NASIL AÇILIR?

Bu İslâm’daki “Biz insanı eşref-i mahlûkat olarak yarattık” ile bağlantılıdır. Yani oradaki mantık ile buradaki mantık hemen hemen aynı.

İnsan onurlu olduğundan dolayı bütün hak ve hürriyetlere de sahiptir. Dolayısıyla onun hak ve hürriyetlerine herhangi bir şekilde müdahale edemezsiniz. Batı ülkeleri devlet sistemlerini ona göre kurmuş. Hak ihlâline engel oluyor ve kişiyi temel hak ve hürriyetler konusunda koruyor.

Bizim eksiğimiz ve derhal elde etmemiz gereken özellik işte bu.

Özetle Bediüzzaman Hazretleri’nin de aslında vurguladığı üzere İslâm toplumlarının sanki iki ana problemi var gibi gözüküyor. Bir, din ile çağdaş hukukun bağdaştırılması. İki, din ile bugünkü bilimin mezcedilmesi.

Bu ikisinin arasında çelişki olmadığının, telif edilebilirliğinin anlatıldığı oranda, İslâm toplumlarının da önü açılacaktır, diye tahmin ediyorum.

ARAYIŞ VAR

Moderatör: Hocam, adalet konusunu işlediniz. Liyakat konusuna pek girmediniz. Biraz da liyakat konusundan bahsedebilir misiniz?

Ömer Ergün: Adaletin gerçekleşmiş olması liyakati de ifade eder. Adaletin iki yönü söz konusudur: Haklıya hakkını vermek birinci yönüdür. Haklıya hakkını verdiğimiz zaman zaten layık olana hakkını vereceğiz. Müspet adaletin içerisinde zaten liyakat de vardır.

Yani siz adaleti, hukuk sistemini, temel hak ve özgürlükleri önemseyeceksiniz, daha doğrusu mutlak adaletin gerçekleştirilmesi anlamında hukuk devleti ilkelerini uygulayacaksınız, ama mesela hâkimleri seçerken liyakate uymayacaksınız. Olmaz. Çeliştiniz.

Adalet gerçekleştiği zaman liyakat de zaten onunla birlikte gerçekleşiyor. Bunlar birbirinden bağımsız şeyler değil. Bu ikisini birlikte tezahür eden bir işlem gibi görüyorum ben. O anlamda zaten liyakat da adaletin içerisinde diye ifade ettim. Uzatmamak için de çok fazla değinmedim.

Moderatör: Din ve vicdan özgürlüğü nasıl anlaşılmalıdır ve ne işe yarar? İslam ülkelerine baktığımız zaman yaygın olarak görülen devleti elde ederek dine hizmet ettirme anlayışının yani kısaca Siyasal İslamcılığın gerçekten dine hizmet etme şansı var mıdır?

Ömer Ergün: Bazı şeyleri gözden kaçırıyoruz. Devletin veya toplumun gelişmesini, İbn-i Haldun, helezonik bir yapıya tabi tutuyor. Yani bazen zirvedesin, ondan sonra düşüyorsun. Bu asır itibariyle İslam maalesef dibe vurmuş. Yani ona kaderinde o düşüyor.

Yani şu anda biz dibe vurduk, çıkma yoluna geliyoruz veya onun arayışı içerisindeyiz. Dibe vurduk, dibe vurduğumuz da herkes tarafından, Müslümanlar tarafından biliniyor, hissedildi. Bir arayış var. İşimiz kolay. Zira “dert bilinirse devası bulunur” denilmiştir.

Din ile devlet arasındaki ilişkileri Batı Toplumu laiklik ve vicdan özgürlüğü kuralları ile çözmüş. Biz de ders alabiliriz.

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 729
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı