Vefat yıl dönümünde Ermenek’te yâd edildi - Zübeyir Gündüzalp’in vefatının 55. yılı dolayısıyla Ermenek’te düzenlenen programda, onun iman hizmetindeki sadakati, istikamet çizgisi ve Risale-i Nur meslek ve meşrebine bağlılığı vurgulandı.
İkinci Bölüm: Meslek ve meşrebe sadakati ile örnek oldu
HABER: Nurseza PARLAKOĞLU
Fotoğraflar: Erhan AKKAYA

Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin “Kâinata değişmem” dediği talebesi Zübeyir Gündüzalp’in vefatının 55. yıl dönümü dolayısıyla, Yeni Asya Gazetesi Ermenek Temsilciliği ile Ermenek İlim ve Kültür Vakfı tarafından Karaman’ın Ermenek ilçesinde 4 Nisan 2026 Cumartesi günü geleneksel mevlid programı gerçekleştirildi. Programa Türkiye’nin çeşitli illerinden çok sayıda kişi katıldı.

Programın ardından Belediye Düğün Salonu’nda “Zübeyir Gündüzalp paneli” düzenlendi.

Moderatörlüğünü Prof. Dr. Hakkı Polat’ın yaptığı programın selâmlama konuşmasını Ermenek İlim ve Kültür Vakfı Başkanı Avukat Hayrettin Yıldız, açış konuşmasını ise Yeni Asya Medya Grup Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Atik gerçekleştirdi.

Panelde Edebiyatçı-yazar İslâm Yaşar, Eğitimci-yazar Abdülbâki Çimiç ve Prof. Dr. Ahmet Battal konuşmacı olarak yer aldı.

Cafer Kaysıcı’nın Kur’ân-ı Kerîm tilavetiyle başlayan programın sunuculuğunu ise Mehmet Emre Baran yaptı.

HİZMET REHBERİ İSTİKAMET BELGEMİZ
“Emanet şuuruyla hizmete devam ediyoruz”
Açış konuşmasında Yeni Asya Medya Grup Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Atik, Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin vefatının 66., Zübeyir Gündüzalp’in ise 55. yıl dönümüne dikkat çekerek, Üstad’dan alınan iman hizmeti emanetinin anlaşılması ve yaşatılması gerektiğini ifade etti.

Zübeyir Gündüzalp’in bu emanetin muhafazası ve istikamet üzere devamı noktasında önemli bir vazife üstlendiğini belirten Atik, onun Risale-i Nur’dan aldığı ölçülerle hizmetin nasıl sürdürüleceğine dair bir yol ortaya koyduğunu dile getirdi. “Zübeyir Ağabeyin Üstadımızdan aldığı öyle bir emanet var ki, maalesef ne bizler, ne İslâm dünyası, ne de insanlık o mesajı tam anlayamadı. Ama biz bundan vazgeçecek miyiz? Hayır” diyen Atik, Hizmet Rehberi’nin bu çerçevede ortaya konulan önemli bir istikamet belgesi olduğunu ifade etti. Bu emaneti daha ileriye taşımak için gayret gösterdiklerini belirten Atik, geçmişte bu hizmete emek veren isimlerin bıraktığı mirasın korunmasının önemine işaret etti.

Zübeyir Ağabey hizmetin istikametini korudu
Konuşmasında iman hakikatlerinin anlaşılmasının ehemmiyetine de değinen Atik, insanların doğuştan itibaren çevrelerinden öğrendikleri “taklidî iman” ile kalmaması gerektiğini, asıl hedefin tahkikî iman olduğunu vurguladı. İnsanların rehberliğe ihtiyaç duyduğunu ifade eden Atik, bu sebeple müceddidlerin ortaya koyduğu hizmet çizgisinin yol gösterdiğini belirtti. Asrın müceddidinin bir numaralı varisinin Zübeyir Gündüzalp olduğuna dikkat çeken Atik, tahkiki imanı arama yolunda “müteharrik-i bizzat” olmak gerektiğini ifade etti. Atik, “Risale-i Nur’da Üstadımızdan aldığımız, Hizmet Rehberi’yle de tahkim edilen ve Zübeyir Ağabeyimizin üzerinde durduğu asıl mesele; hepimizin fert olarak müteharrik-i bizzat olmamız noktasındaki çalışmadır” şeklinde konuştu. Atik, Bu tür programların söz konusu şuurun gelişmesine katkı sağladığını dile getirdi.

RAHMETLE ANILMAK GÜZEL BİRŞEY
Dünya büyük bir manevî buhran geçiriyordu
Panelin ilk bölümünde konuşmacılardan Edebiyatçı-Yazar İslâm Yaşar, merhum Zübeyir Gündüzalp’i anarken onun yetiştiği dönemin ağır şartlarına dikkat çekerek, “Rahmetle anılmak güzel bir şey. İnsanlar kendilerinden sonra bir şeyi bırakmışlarsa, bıraktıkları şeyler değerleri nispetinde onların rahmetle anılmasına vesile olur” dedi.

Zübeyir Gündüzalp’in doğduğu yılların hem dünya, hem de ülke açısından derin bir manevî buhran dönemi olduğunu ifade eden Yaşar, “1921’li yıllar, dünya büyük bir manevî buhran geçiriyor. Ülke onlardan daha büyük bir manevi buhran geçiriyor” sözleriyle dönemin zorluklarını anlattı. Bu buhranın toplumun her kesimini etkilediğini dile getiren Yaşar, “Torosların zirvesinde, Ermenek yaylasında dünyaya gelen bir kişi de bundan etkileniyorsa, elbette bu buhran hayata, dem ve damarlara işlemiş bir buhrandır” ifadelerini kullandı.

TOROSLARDA ATILAN TOHUM ÇINAR OLDU
Zorluklar içinde yeşeren bir şahsiyet
Zübeyir Gündüzalp’in yetiştiği coğrafyanın ve hayat şartlarının onun karakterini şekillendirdiğini belirten Yaşar, bu süreci tabiattaki bir tohumun büyümesine benzetti. “Bir çınar ağacından bir rüzgar küçük bir çekirdeği koparır; götürür bir taşın çatlağına koyar Cenab-ı Hakk’ın emriyle” diyen Yaşar, bu çekirdeğin zamanla güçlü bir ağaca dönüşmesini anlatarak, “Artık onları rüzgârlar yıkamaz, fırtınalar deviremez” ifadelerini kullandı. Zübeyir Gündüzalp’in de benzer şekilde zorlukları aşarak yetiştiğini dile getiren Yaşar, “Zor hayat ama zorluklar yıldırdığı zaman, insanlar zorlukların karşısında zorluklar galip gelir. Ama insan yılmaz, zorlukları yenerse o zaman insan galip gelir” dedi. Bu süreçte aile terbiyesi ve alın terinin önemine dikkat çeken Yaşar, “O alın teri var ya; işte Zübeyir Gündüzalp gibi insanlar yetiştiren sır; ananın duası, babanın gayreti ve emeği” şeklinde konuştu.

Küçük bir kitapla büyük bir kapı açıldı
Zübeyir Gündüzalp’in gençlik yıllarında yoğun bir ilim arayışı içinde olduğunu ifade eden Yaşar, okuma sevgisinin onun hayatında belirleyici olduğunu söyledi. Ancak bu arayışın gerçek karşılığını Risale-i Nur’la bulduğunu belirten Yaşar, “Zübeyir Gündüzalp okuduğu sandık sandık kitapların yanında küçücük bir kitap bulur: Küçük Sözler” dedi. Bu eserin ilk cümlesinin onun hayatında bir dönüm noktası olduğunu dile getiren Yaşar, “Kitap küçüktür, ama daha ilk cümlesinde büyüklüğünü anlar: ‘Bismillah her hayrın başıdır’” ifadelerini aktardı. Yaşar, bu süreçte Zübeyir Gündüzalp’in iç dünyasında büyük bir değişim yaşadığını belirterek, “Ve o çok kitap okuduğuyla övünürken artık tek kitap okuduğuyla övünür. Risale-i Nur’dur bu” dedi.

Ziver artık Zübeyir’dir
Yazar İslâm Yaşar, Zübeyir Gündüzalp’in Bediüzzaman Said Nursî ile karşılaşmasını, onun hayatındaki dönüm noktası olarak anlattı. Bu buluşmayı aktaran Yaşar, “Onu görür, elini öper ve ağlamaya başlar. Önce sicim sicim ağlar, sonra hıçkıra hıçkıra ağlar” dedi. Bediüzzaman’ın karşılaşma sırasında ismini sorduğunu ifade eden Yaşar, yaşanan diyalogu aktardı: “‘Senin adın ne?’ ‘Ziver.’ ‘Zübeyir, hoş geldin.’ ‘Ziver efendim.’ ‘Zübeyir, hoş geldin.’ ‘Efendim benim adım Ziver.’ ‘Zübeyir, hoş geldin.’ dediği anda üçüncü ikazda anlar sırrı ve ‘Kabul ettim üstadım’ der. Ziver artık Ziver değil, Zübeyir’dir.” Bu sürecin yalnızca bir isim değişikliği değil, aynı zamanda bir yöneliş olduğunu belirten Yaşar, “Zihni ancak o gözyaşlarıyla yıkanır. O gözyaşlarıyla temizler zihnini ve berraklaşır. Safiyedir, ılıktır, pırıl pırıldır” sözleriyle yaşanan manevî dönüşüme dikkat çekti. Bu karşılaşmanın ardından verilen kararı da aktaran Yaşar, “Üstadım ben hizmetinize girmek istiyorum” dediğini, ancak buna karşılık “Sen git biraz daha oku, yetiş” cevabını aldığını ifade etti.

ÜSTADI İÇİN HAPİSHANEYE KOŞARAK GİTTİ
Hapishaneye koşarak giden bir insan
Zübeyir Gündüzalp’in Üstad ile görüşmesinin ardından hizmet yolunda adım adım ilerlediğini ifade eden Yaşar, bu sürecin zamana yayılan bir olgunlaşma süreci olduğunu belirtti. “Yavaş yavaş Nur talebesi sıfatını kazanmaya başlar” diyen Yaşar, onun bir taraftan memuriyetini sürdürürken diğer taraftan asıl vazifesine yöneldiğini dile getirdi. Bu süreçte onun iç dünyasında oluşan değişimi de anlatan Yaşar, “Âdeta kendi içinde bir güneş inşa eder” ifadesini kullandı.

Zübeyir Gündüzalp’in hizmet anlayışını ise “Bediüzzaman ona göre güneştir, Zübeyir Gündüzalp aydır. Hep ondan ışık alarak etrafa saçmak için çabalar” sözleriyle özetleyen Yaşar, bu bağlılığın zamanla daha da belirgin hâle geldiğini vurguladı. Üstadından ayrı kalmaya razı olmayan bu tavrı anlatan Yaşar, “Ben burada üstadımın hizmetinde olmalıyım” diyerek hapishaneler etrafında dolaştığını, en sonunda “Hapishaneye sevinerek giden bir insan, koşarak giden bir insan” hâline geldiğini ifade etti.

—Devamı Yarın—