Bediüzzaman Said Nursî’nin Görüşleri Işığında Küresel Vicdan, İnsaniyet ve Demokrasi paneli öncesi yapılan masa çalışmalarında temiz fıtrat ve vicdan kavramları öne çıktı. Vicdanları körleştiren istibdata karşı hürriyet ve adalet vurgusu yapıldı. “Mazlumların ahı, insanlığın vicdanını harekete geçiren tesirli bir duadır” dendi.
Demokrasi ve Hürriyetler Masası
Dr. Ömer Ergün/Yönetici,
Dr. Ümit Acar/Sekreter,
Prof. Dr. Nurettin Abut,
Prof. Dr. Hasan Tanrıverdi,
Prof. Dr. Ömer Önbaş,
Doç. Dr. Osman Özkul,
Doç. Dr. Vahap Coşkun,
Doç. Dr. A. Nasır Yiner,
Şükrü Bulut,
Latif Salihoğlu,
Mustafa Akça,
Adem Şahintürk,
Eyüp Tahir Yay,
Furkan Kösmene
1. Hürriyet; insanın yaratılışıyla başlamış ve bütün semavî dinler “sınava” tâbi tutulan insanın hürriyetini esas almıştır. İradenin tecellisi, hürriyetin varlığıyla mümkündür.
2. Nasıl ki uzun süren işitme problemleri, beyinde işitilmeyen kelimeleri ve anlamlarını yok ediyorsa; istibdat, tahakküm ve rey-i vâhid (tek adamlık) rejimleri de toplumsal aklı felç ederek adalet, liyakat ve hürriyet gibi fıtrî kavramların “müsemmasını” (özünü) yitirmesine neden olur.

3. Toplumun vicdanını sağırlaştıran, kitleleri “neme lâzımcı” öğrenilmiş çaresizliğe iten; adalet ve hürriyet gibi fıtrî kavramların anlamını zihinlerden silip yok eden her türlü istibdat, kayıtsız şartsız reddedilmeli, hürriyet fıtrî bir hak olarak tesis edilmelidir.
4. İstibdat ve tahakküm, insanın yüksek hislerini felç ederek onu yalnızca hayatta kalma güdüleriyle hareket eden ilkel bir canlıya indirger. İnsanın bu hayvanî reflekslerden ve dalkavukluktan kurtulup “İnsaniyet-i Kübra”ya ulaşması, ancak hür iradenin tesisiyle mümkündür.
5. Demokrasi ve kanun hâkimiyeti, ithal ve seküler bir “isim” olmaktan kurtarılıp, “meşveret-i meşrua” süzgecinden geçirilerek hakiki ruhuna kavuşturulmalıdır.
6. Yönetim ne kadar hukuka bağlı olursa, halkın hürriyet alanı o nispette genişler.
7. Demokrasi; sadece sandıktan ibaret bir mekanizma değil; siyaset ve sermaye gibi gücü elinde tutan unsurlara karşı, insanın onurunu ve karar alma hakkını savunan vicdanî bir ortaklıktır.
8. İnsan davranışları, seçimleri ve inancı bir veri seti veya pazarlama nesnesi olamaz. İrade ve hürriyetini ipotek altına alan her türlü düzen, insanı fıtratından koparan bir çeşit istibdattır.
9. Bu zamanda borçlandırma, ödemeyeceğinden fazla şeyi tüketmeye yönlendirme en gizli istibdat aracıdır; bizi yarınımızdan endişeli, sistemin çarklarına mecbur bırakan bu zinciri “iktisat ve kanaat” prensipleriyle kıracağız.
10. Bugün ülkemizde ve dünyada demokraside yaşanan sancılar geçici bir durumdur. Demokrasi, sorun çözme kapasitesine sahiptir.
11. Bediüzzaman’ın deyişi ile Meşrutiyet, adalet ve meşveretten ibarettir. Devlet başkanının seçim ile gelmesi ve seçimle gitmesi, halkın işlerinin halledilmesi için seçimle gelen bir meclisin olması ve devletin hukuk devleti olması demokratik cumhuriyetin temel esaslarıdır.
12. Devlet rejiminin otokratik olmasının en büyük etkisi, hiyerarşik olarak bütün kademelere bunun sirayet etmesidir. Otokratik rejimlerde kişiler de kendisini bir otokrat görerek hareket eder. Bu durum, toplum hayatının zehiridir ve toplumun bozulması demektir.
***
Uluslararası ilişkiler ve adalet
Prof. Dr. Ahmet Battal/Yönetici,
Ahmet Said Aydil/Sekreter,
Prof. Dr. Ahmet Yıldız,
Prof. Dr. Ertan Efegil,
Dr. Mehmet Akif Koç,
Dr. Ahmet Küçük,
Dr. Bilal Tanrıverdi,
Dr. Said Bayraklılar,
Mustafa Özcan,
Müfid Yüksel,
Ahmet Dursun,
Muttalip Aslan,
Safa Okay,
Ahmet Ertuğrul Doğan
1. Bugün dünyada yaşanan kriz, uluslararası hukukun tamamen çöküşü değil; güçlüye esnek, zayıfa katı biçimde işleyen seçici bir uygulama krizidir. Normlar varlığını sürdürmektedir; asıl mesele bu normların arkasındaki siyasî iradelerin eşitsiz dağılımıdır.
2. Günümüzün krizi yalnızca siyasî ya da hukukî değil; aynı zamanda ahlâk ve medeniyet krizidir. Teknolojik gelişmenin ahlâkî gelişmeyi otomatik olarak beraberinde getirmediği; aksine, ikisi arasındaki makasın açılabildiği tarihin dersiyle ispat edilmiştir.

3. BM Güvenlik Konseyi’nin veto mekanizması, büyük güçlerin engellemediği meselelerde hukukun işlediğini, engellediklerinde ise tamamen askıya alındığını göstermektedir. Bu konjonktürel bir arıza değil yapısal bir tıkanıklıktır.
4. İnsan hakları söylemi araçsallaşmıştır. Siyasî çıkarla örtüştüğünde evrensel bir ilke olarak sunulan bu söylem, çıkarlarla çeliştiğinde askıya alınmaktadır. Bu çifte standart, uluslararası meşruiyetin en derin krizini oluşturmaktadır.
5. Adalet bir araç değil, amaçtır. Devletin bekası, istikrar ya da güvenlik gibi gerekçelerle bir masumun hakkının feda edilmesini meşrulaştıran her sistem, zamanla zulmün kurumsal dayanağına dönüşür.
6. Adalet-i izafiye perdesi altında işlenen zulümler ile “masumun hakkını korumaya öncelik veren adalet” demek olan adalet-i mahza arasındaki çatışma, günümüz dünya düzeninin özündeki ana gerilimdir. Çoğunluk fetişizmine dayanan bir adalet anlayışı, azınlığın ve mazlumun haklarını güvence altına alamaz. Suçun şahsiliği ilkesi evrensel bir norm olarak tesis edilmedikçe zulüm meşrulaşmaya devam eder.
7. İktidar olduğunda önceden eleştirdiği sisteme dönüşen muhalefet hareketleri, adalet iddiasının sürdürülebilirliğini en temel düzeyde sarsmaktadır. Bu nedenle adalet söylemi, iktidara geçiş senaryoları için de somut ve bağlayıcı çerçeveler üretmelidir.
8. Birleşmiş Milletler, İslâm İşbirliği Teşkilâtı ve Avrupa Birliği gibi uluslararası kurumların pasifliğine yöneltilen eleştiriler, bu kurumların gereksizliğini değil, yeniden fonksiyonel kılınmaları gerektiğini ifade etmektedir. Bu gibi kurumların tamamen çöküşü hukukun da tamamen ortadan kalkmasına zemin hazırlar; geride yalnızca anarşi ve kaba güç kalır.
Uluslararası kurumlar meşruiyetlerini zedelemiş olsalar dahi, savunulması gereken bir mevzi ve kaybedilmemesi gereken bir ideal olarak önemini korumaktadır. Bu kurumlardan vazgeçmek, onları işlevsiz kılan güç yapılarına teslim olmak anlamına gelir.
9. BM Güvenlik Konseyi, içindeki beş daimî üye ülkenin veto hakkı sebebiyle, uluslararası hukuku tesirsiz kılabilen antidemokratik bir organdır. İkinci Dünya Savaşının güç dengelerini donmuş halde sürdüren Konseyin bu yapısal krizini aşmak için bu organın zorla uygulama yetkisinin Genel Kurul’a devredilmesi şarttır.
10. İstibdat yalnızca bir yönetim biçimi değil; insanın insaniyetini aşındıran, hukuku ve ahlâkı tahrip eden yapısal bir zulüm rejimidir. Buna karşı konulacak tek meşru zemin hürriyet, meşveret ve hukukun üstünlüğü ilkeleridir. Bunlar yalnızca iç siyaset için değil, uluslararası düzenin meşruiyeti için de belirleyici kriterlerdir.
11. Said Nursî’nin “vicdan-ı umumî” kavramı, Gazze’den Myanmar’a uzanan ortak seslerin teorik karşılığıdır. Bu küresel vicdanın kurumsallaşması, evrensel barışın da önünü açar.
12. İslâm coğrafyasındaki sivil teşebbüslerin ve uluslararası hayır fonlarının; somut adalet projelerine, hukuki destek mekanizmalarına ve müellefe-i kulûb benzeri köprü kurma girişimlerine yönlendirilmesi, soyut dayanışma fikrini kurumsal kapasiteye dönüştürmek açısından kritik önem taşımaktadır.
13. Hiçbir devlet başka bir devletin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal edemez. Bu yasak yalnızca hukuki bir kural değil; Said Nursî’nin ifadesiyle kâinatın işleyiş kanunlarının devlet düzenine bir yansımasıdır ve pozitivist toplum sözleşmesi fikrinin ötesinde fıtrata dayanan evrensel bir normdur.
***
Hanımlar Masası
Doç. Dr. Nurcan Deniz,
Dr. Nuray Çiftkaya,
Dr. Burcu Aytaç,
Dr. Yasemin Yaşar,
Dr. Elif Nur Özcan,
Feyza Yılmaz,
Arzu Ergün,
Nurdan Kuşe,
Gülcan İleri,
Havva Küçük Konur,
Aslınur Torun,
Nokta Nur Acar
1. İnsanın ebediyet arzusu, dünyada teknolojik bir ‘sahte cennet’ inşa ederek değil; ancak sonsuz bir kudret sahibiyle kurulan bağ sayesinde tatmin edilebilir. İnsanlığın; transhümanizmin, ölümsüzlük vaatlerine ve ‘ademoğlunun ikinci kez tuzağa düşürülme tehlikesine’ karşı uyanık olması gerekir.
2. İnsaniyet-i suğra olan medeniyetin keşifleri, buluşları, teknolojileri; İslâmiyetin getirdiği esaslar çerçevesinde kullanılmazsa insanlığa nimet yerine nikmet olur.

3. Hisler, doğru kullanıldığında küresel manada; merhameti, akıl doğru kullanıldığında adaleti, irade doğru kullanıldığında sorumluluk bilincini, Latife-i Rabbaniye doğru kullanıldığında insanlığın kemalâtını arttıracaktır.
4. Devletler ve milletler; hürriyet ve demokrasiyi hakikatlerine uygun; adalet, hakkaniyet ve insan onurunu esas alarak kullandıkları ölçüde, yalnız kendi milliyetlerine değil bütün insanlığa hizmet etmeyi temel bir sorumluluk kabul ederler.
5. Farklı inanç ve düşüncelere sahip bireylerin bir arada barış içinde yaşaması, hakiki hürriyet ve demokrasi ile sağlanır.
6. Uluslarası ilişkilerde ve toplumsal yapılarda, güç ve çıkar odaklı yaklaşımlar yerine, hakkaniyet ve müşterek sorumluluk anlayışı esas alınmalıdır. Devletler, kurumlar ve bireyler, küresel sorunların çözümünde ortak bir vicdan zemini oluşturarak, sürdürülebilir barış ve adalet için işbirliği içinde hareket etmelidir.
7. İman ile nurlanmış fıtrata uygun işleyen bir vicdan, Rabbine olan intisabıyla kişinin şahsî âlemine cesaret, emniyet ve hürriyet hali verir. Kalbinde bir yasakçı bırakarak toplumsal hayatı emniyet altına alır. Mazlumun, hakkın ve adaletin hâkim olmasına vesile olur.
8. Dünyayı adeta bir köy haline getiren sefih medeniyet ve gaflet perdesinin kalınlaşmasına, hız ve haz eksenli hayatın insanı sürüklediği maddî ve manevî buhranlara karşı; küresel ölçekte ahlâkî, insanî ve manevî değerleri esas alan çözümler geliştirmek insanlığın ortak sorumluluğudur.
9. Duyguların dengeli kullanımı, hür irade, yüksek ahlâk ve semavî kanunlar ile insaniyetin hakikati ortaya çıkar.
10. İnsanın sahip olduğu şehvet, gadap ve akıl kuvveleri doğru kullanılmadığında insaniyeti zedeler; dengeli kullanıldığında ise insaniyeti kemale ulaştırır.
11. Meşakkat, musibet ve nefsin arzuları karşısında vicdan; bir dayanak bulamazsa, zamanla zulmü normalleştiren bir bahaneler mekanizmasına dönüşür.
12. Bediüzzaman’a göre demokrasi, her türlü otoriter yapıya karşı hukukun üstünlüğünü korumayı, toplumsal kutuplaşmaya karşı meşveret ve diyalog zeminini güçlendirmeyi, maddî kalkınmayı maneviyatla taçlandırmayı gerektirir.
***
Küresel Vicdan Masası
Prof. Dr. Sedat Koçak/Yönetici,
Yusuf Sabri Şimşek/Sekreter,
Prof. Dr. Hüseyin Kurt,
Prof. Dr. Süleyman Yılmaz,
Prof. Dr. Mehmet Tikici,
Doç. Dr. Veysel Kasar,
Doç. Dr. İlhan Cevheri,
Doç. Dr. Ömer Seyfettin Sevinç,
Dr. Bülent Adil,
Dr. Salih Aytemur,
Dr. Aytekin Coşkun,
Sebahattin Yaşar,
Bilal Said Parlakoğlu,
Asım Bera,
Ekrem Dombaloğlu,
M. Said Çatalkaya
1. İnsan fıtratının bir kanunu olan vicdan, Cenab-ı Hakkı tanıtan dört büyük öğreticiden biridir ve yaratıcı ile yaratılan arasında güçlü bir bağ tesis eder.
2. Küresel vicdan, akl-ı selim ve kalb-i selimin bir tezahürü olarak hak nereden gelirse gelsin taraftar olmak; haksızlık nereden ve kimden gelirse gelsin karşı durabilmektir.

3. Bir kişinin vicdanının uyanması bir aileyi, bir ailenin hareketlenmesi bir toplumu, bir toplumun canlanması da küresel anlamda bütün toplumların ayağa kalkmasını netice verir.
4. Kur’ân’ın manevî bir tefsiri olan Risale-i Nur, insanın aklına, kalbine ve ruhuna iyi geldiği gibi vicdanını da parlatır. Said Nursi ‘Evlerinizi küçük bir medrese-i nuriye yapınız, her yerde küçük bir medrese-i nuriye açınız,’ diyerek, küresel vicdanın tesis metodunu ortaya koymuştur.
5. İnsanın en tesirli mualliminin validesi olması hakikati, bize vicdanın da küçük yaşta şekillenmesi hususunda validelerin ne kadar önemli bir vazifesi olduğunu ihtar etmektedir.
6. Sosyal medya, dezenformasyon ve manipülasyon yoluyla vicdanî körlüğe yol açabileceği gibi müsbet manada da küresel vicdanın uyanışına vesile olabilmektedir.
7. Hür olmayan vicdan, hakikati tam olarak idrak ve ifade edemez. Baskı ve istibdat ortamları vicdanın örselenmesine yol açar. Hürriyetin hakim olduğu ortamlarda vicdani duyarlılık daha sağlıklı gelişir.
8. Vicdanı hür fertlerden müteşekkil toplum inşası için, riyaset-i şahsiyenin değil, meşveret ve şûrâya dayalı hürriyetçi parlamenter sistemin hâkim olduğu yönetim şekli İslâm ülkelerinin aslî yönetim biçimi olmalıdır.
9.Küresel vicdan, çevre ahlâkını adaletle başlatır, iktisatla korur ve nezafetle görünür kılar.
10.Menfaatini esas tutan, hayattaki prensibi mücadele olan, başkasını yutmakla beslenen ve hakkı kuvvette gören küresel vicdansızlığa karşı, yardımlaşmayı, sulh ve adaleti esas alan; kuvveti değil hakkı üstün tutan İnsaniyetin güçlendirilmesi esastır.
11. Bediüzzaman Hazretlerinin ittihad-ı İslâm ideali, ehl-i hakkın ittifakına vabestedir. Tevfik-i İlâhî’nin celbine vesiledir.
12. İlâhî yardıma ulaşmak için kardeşlik ruhunu korumak suretiyle mü’minlerle ittifak etmek, sünnetullaha uygun davranmak, hata ve kusur sonrasında değişime açık olmak, şahıslara husumet yerine eksik ve kusurlu sıfatın değiştirilmesine yönelmek gerekir.
***
İnsaniyet Masası
Prof. Dr. Fikret Çalışkan/Yönetici,
Baki Çimiç/Sekreter,
Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç,
Prof. Dr. Şevki Adem,
Prof. Dr. İlyas Üzüm,
Doç. Dr. Halil İbrahim Şengün,
Doç. Dr. Hakan Murat Aslan,
Dr. İ. Seyda Durgun,
Dr. Ali Bengi,
Dr. Cafer Kaysıcı,
M. Yusuf Akbaş,
Abdullah Öztürk,
Caner Kutlu,
Hakan Özlen,
Fatih İnan
1. Yaradılışı itibariyle insanın asıl vazifesi, kâinatın yaratıcısını tanımak, O’nun sanatını tefekkür etmek ve O’na şükredip ibadet etmektir.
2. İnsan, kâinattaki her bir şeyle bağ kurma potansiyeline sahiptir. Bu potansiyel ancak İslamiyet ile kuvveden fiile çıkar.

3. Baskıcı yönetimler ve anlayışlar fıtratın zehri; İman ve tevhid ise zulmün panzehiridir.
4. Mazlumların ahı, adl-i ilâhinin tecellisiyle insanlığın vicdanını harekete geçiren tesirli bir duadır.
5. Yaratılış kodlarını ifade eden “fıtrat ve vicdan” insanlığın başta anlam arayışı olmak üzere temel sorularının cevabını bulmada önemli bir kaynaktır.
6. Doğruluk, adalet, merhamet, sevgi, barış, hoşgörü, iyilik gibi temel insanî değerler, kaynağı itibariyle ilâhî olup Allah’ın adl, rahmet, kerem ve afv gibi sıfatlarının tecellisidir.
7. Çağımızda temiz gıdaya erişimden çevre problemlerine, iklim değişikliklerinden göç ve savaşlara varıncaya kadar insanlığı tehdit eden problemler ancak vicdanî ve insani değerlerin küresel çapta hâkim olmasıyla çözülebilir.
8. İç dünyasında “firavun” taşıyanın, dış dünyada barış tesis etmesi imkansızdır.
9. Toplumsal ilişkilerde dışlayıcı, damgalayıcı, tahkir edici ve kutuplaştırıcı bir tavırdan uzak durulmalı; ihtilaf yerine ittifakı, rekabet yerine yardımlaşmayı esas alan bir dil kullanılmalıdır.
10. Ötekileştirme, tarafgirlik ve toptancı anlayış insanlığı tahrip eden manevî bir hastalıktır.
11. Faiz sistemi; bireyleri ve ülkeleri ağır bir yük altına sokmakta, özgürlüklerini kısıtla- makta ve adaletsiz bir servet dağılımına neden olmaktadır.
12. İnsan; inancı, kimliği veya aidiyeti ne olursa olsun saygıya lâyıktır. Toplumsal ilişkilerde husumet yerine muhabbet esas alınmalıdır.
Fotoğraflar: Erhan AKKAYA - YENİ ASYA