Yaklaşık 6 bin 500 kilometrelik karayoluyla yaptığımız Umre yolculuğunda, her sınır kapısı ayrı bir sabır, her durak ayrı bir tefekkür vesilesi oldu. Kâbe’yi ilk gördüğümüz anda ise tüm yorgunluklarımız silinip gitti.
GEZİ - NURULLAH ÖZER
[email protected]
27 Mart Cuma günü altı arkadaşın niyet ederek çıktığı Umre yolculuğuna, İzmit’te katıldığım Üstadı anma programı sebebiyle biraz gecikmeli dahil oldum. Gece 01.30’da uçakla Adana’ya ulaştım. Arkadaşlarımın beni havalimanından almasının ardından, sabah saat 07.30 civarında Hatay Reyhanlı Cilvegözü Sınır Kapısı’na vardık. Böylece yaklaşık 6.500 kilometrelik uzun ve meşakkatli, fakat bir o kadar da anlamlı yolculuğumuz başlamış oldu.

Yolculuk öncesinde Suudi Arabistan vizemizi internet üzerinden kolaylıkla aldık. Bir yıllık, çok girişli ve 90 gün kalış hakkı tanıyan vize için yaklaşık 107 dolar ödeme yaptık. Başvuru süreci oldukça pratikti; kısa süre içerisinde sonuç e-posta adresimize ulaştı. Ayrıca Medine’de Ravza ziyareti için randevumuzu da önceden alarak planlamamızı tamamladık.
Sınırlar ve yollar
Türkiye tarafındaki işlemler oldukça hızlı ilerledi. Cilvegözü’nden çıkış yaptıktan sonra Suriye’deki Bab el-Hava Sınır Kapısı’na geçtik. Burada kişi başı vize (25 dolar) ve araç geçiş işlemleri (araç için 50 dolar, 31 Mart itibarıyla 100 dolar) yapıldı. Suriye’ye girişin ardından yolculuğumuzun en dikkat edilmesi gereken kısmı başladı. Bu noktada en önemli tavsiyem, Suriye geçişinin mutlaka gündüz yapılmasıdır. Güvenlik açısından ciddî bir problem yaşamamış olsak da yolların bozuk olması, yol çizgilerinin bulunmaması ve sürücülerin riskli araç kullanımı dikkat gerektiriyor.

Suriye’den çıkışta 5 dolar araç için çıkış ücreti alınıyor, ardından Ürdün’ün Nassib Sınır Kapısı’na ulaştık. Burada işlemler biraz daha uzun sürdü. Araç tamamen boşaltılarak hem eşyalar, hem de araç detaylı X-ray taramasından geçirildi. Türk vatandaşlarına vize uygulanmıyor, ancak araç için zorunlu sigorta yaptırılıyor. (80 dolar)
Suudi Arabistan’a giriş
Suudi Arabistan sınır kapısında işlemler daha sistemli ve hızlı ilerledi. Pasaport ve vize kontrollerinin ardından araç ve eşyalar detaylı aramadan geçirildi. Gerekli işlemleri tamamladıktan sonra artık mübarek topraklara giriş yapmış olduk. Burada araç için sigorta isteniyor. (287 Sar)

Medine’de ihrama girdik
Tebük üzerinden ilerleyerek Medine’ye ulaştık. Burada Zulhuleyfe Mikatı sınırında bulunan Mescid-i Âbâr-ı Ali’de ihrama girerek niyetimizi yaptık ve Mekke yoluna koyulduk. İhramlarımızı kuşanıp niyetimizi yaptıktan sonra, tekbirler, tehliller ve salavatlar eşliğinde kalplerimizde tarifsiz bir heyecanla yola koyulduk. Her adımda artan bir manevî coşkuyla, sanki bütün âlemin merkezi olan Kâbe’ye doğru değil de kendi özümüze, hakikatin kalbine doğru ilerlediğimizi hissediyorduk. Duaların, zikirlerin ve içten yakarışların eşlik ettiği bu yolculuk, sadece mesafeleri değil, gönüller arasındaki perdeleri de bir bir aralıyordu.
Yaklaşık 450 kilometrelik yolculuğun ardından Mekke’ye ulaştığımızda, Türkiye’den çıkışımızdan itibaren yaklaşık 36 saat geçmişti. Otelimize yerleşir yerleşmez, büyük bir heyecanla Kâbe’ye doğru yola çıktık.
Kâbe ile ilk buluşma
Yatsı vaktiydi ve Harem-i Şerif son derece kalabalıktı. Buna rağmen büyük bir huzur ve kolaylık içinde tavaf alanına ulaşabildik. Umre tavafımızı yaparken yaşadığımız duyguları tarif etmek gerçekten zor. Ardından sa’yimizi tamamlayarak tıraş olduktan sonra Umremizi gerçekleştirdik. Kâbe’yi görmek, insanın kendisini âdeta dünyanın merkezinde hissetmesine vesile oluyor. Yol boyunca yaşanan tüm yorgunluk ve zorluklar, bu ânın manevî derinliği karşısında anlamını yitiriyor.
Mekke’ye veda
Mekke’de bulunduğumuz süre boyunca namazlarımızı mümkün olduğunca Harem-i Şerif’de kılmaya özen gösterdik. Ayrıca Peygamber Efendimiz (asm) ve Sahabelerin izlerini taşıyan önemli mekânları ziyaret ettik. İkinci Umremiz için Mescid-i Âişe’ye (Tenim Mescidi) giderek yeniden ihrama girdik. Dört gece kaldığımız Mekke’den artık ayrılma vakti gelmişti. Sabah namazını Kâbe’de kıldıktan sonra veda tavafımızı gerçekleştirdik ve en kısa zamanda tekrar bu mekanlara gelebilmek için dualarımızı yaptık ve Kâbe’ye ve Mekke’ye veda ettik.

Medine: Huzurun şehri
Umremizi tamamladıktan sonra Medine’ye doğru yola çıktık. Vardığımızda ilk işimiz Mescid-i Nebevî’de namaz kılmak ve Peygamber Efendimizi (asm) selâmlamak oldu. Ravza ziyareti için aldığımız randevu saatini sabırsızlıkla bekledik. Ravza-i Mutahhara, Peygamber Efendimizin (asm) “Cennet bahçelerinden bir bahçe” olarak tarif ettiği, manevî atmosferin zirveye ulaştığı bir mekân. Burada geçirilen anlar, kalpte derin izler bırakıyor. Ravza randevu saatimiz geldiğinde görevlilerce aldığımız randevu QR kodu okutularak sırayla içeri alınıyoruz. Bir miktar bekledikten sonra Cennet Bahçesine giriyoruz. Burada namazlar ve dualar eşliğinde tarifi imkânsız duygular içinde ayrılıyoruz. Yine sabah namazını Mescid-i Nebevî’de eda ettikten sonra namazdan sonra ziyarete açılan Cennetü’l-Bakî kabristanını ziyaret ettik. Medine’deki diğer önemli yerleri de gezdikten sonra Cuma namazımızı Mescid-i Nebevî’de eda ederek dönüş yolculuğuna başladık.

Emevî Camii
Dönüş yolculuğu, gidişe göre daha hızlı geçti. Sınır kapılarındaki kontroller daha azdı. Şam’da mola vererek Emevî Camii’nde öğle namazını kıldık. Bu kadim mabette bulunmak, geçmişin izlerini derinden hissetmek açısından oldukça etkileyiciydi. Ancak şehir genelinde savaşın izleri hâlâ çok belirgin; yıkık binalar ve hasarlı araçlar dikkat çekiyor. Şam’da Emevî Camii’nin avlusuna adım attığımızda, sadece bir tarihî mekâna değil, aynı zamanda derin bir fikrî mirasın izlerine de yaklaşmış olduğumuzu hissettik. Bu kadim mabedin sütunları arasında dolaşırken, 1911 yılında burada irad edilen ve İslâm dünyasının hâlini bütün açıklığıyla ortaya koyan Bediüzzaman Said Nursî’nin hutbesi zihnimizde yeniden yankılanıyordu.

Henüz otuz beş yaşında bir âlimin, on bin kişilik bir cemaat karşısında, üstelik yüzlerce âlimin huzurunda irticalen dile getirdiği hakikatleri düşünmek, insanı derin bir tefekküre sevk ediyor. O gün dile getirilen, İslâm toplumlarını geri bırakan temel hastalıkların üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ büyük ölçüde varlığını sürdürdüğünü müşahede etmek ise kalpte ayrı bir hüzün bırakıyor.

Sessiz muhasebe
Caminin içinde atılan her adımda, geçmiş ile bugün arasında görünmez bir köprü kuruluyor sanki. Bir yanda ilmin, hikmetin ve diriliş çağrısının yankıları; diğer yanda bu çağrının ne ölçüde karşılık bulduğuna dair sessiz bir muhasebe… Bu atmosferde insan, sadece bir ziyaret gerçekleştirmiyor; aynı zamanda kendi dünyasına, içinde bulunduğu ümmete ve geleceğe dair derin bir sorgulamanın içine de giriyor.
“Kardeşlerimize selâm söyleyin”
Burada bizi en çok etkileyen şeylerden biri Suriyelilerin Türklere karşı gösterdiği samimiyet ve misafirperverlikti. Caminin girişinde bir Suriyeli ağabeyin ısrarla bizi evine davet etmesi, ikramda bulunmak istemesi unutulmaz anılardan biri oldu. Aynı şekilde görevli turizm polislerinin Türkçe bilmesi ve yardımcı olmaları da dikkat çekiciydi. Bizden tüm Türkiye’deki kardeşlerimize selam söyleyin bizlere dua etsinler demesi gerçekten çok etkileyiciydi.

Sonuç: Unutulmaz bir yolculuk
Karayoluyla Umre yolculuğu, zahmetli olduğu kadar derin anlamlar barındıran bir tecrübe. Her kilometresi ayrı bir sabır, her durağı ayrı bir ibret ve her anı ayrı bir manevî kazanım… Netice itibarıyla, bu yolculuk sadece fizikî bir seyahat değil; aynı zamanda insanın kendi içine yaptığı uzun ve anlamlı bir yolculuk olarak hafızalarda yerini alıyor.