AÇILIŞININ 106. YILINDA; HUKUK DEVLETİ, MİLLET İRADESİ, DEMOKRASİ TARTIŞMALARININ SÜRDÜĞÜ GÜNÜMÜZDE, BEDİÜZZAMAN’IN BİRİNCİ MECLİS’TE YAPTIĞI TARİHÎ İKAZLAR HÂLÂ YOL GÖSTERİYOR.
DUALARLA AÇILMIŞTI - MECLİSE SUNULAN TARİHÎ REÇETE - TEMEL TAŞLAR SAĞLAM OLMALI
MECLİS MİLLETİN KALBİDİR
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 106. yılında; hukuk devleti, millet iradesi, demokrasi tartışmalarının sürdüğü günümüzde, Bediüzzaman’ın Birinci Meclis’te yaptığı tarihî ikazlar hâlâ yol gösteriyor.

Bugün “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.”

106 yıl önce Osmanlı Meclis-i Meb’usan’ı 23 Nisan 1920’de görevini Ankara’da kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisine devretti. O gün, Hacı Bayram Camii'nde Cuma namazı kılındıktan sonra, caminin avlusunda büyük bir kalabalık toplanmıştı ve törene katılmış olanların geçeceği yolun iki tarafına halk ve asker sıralanmıştı. Kurbanlar kesilip dualar okunduktan sonra meclis açıldı.

Meclise sunulan tarihî reçete
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, başarılarıyla tanınan bir gönüllü alay komutanı olarak Anadolu’daki direnişe destek vermiş, İstanbul’u işgal eden İngilizlere karşı “Hutuvat-ı Sitte” isimli eseri neşretmişti. Ankara hükûmetinin uzun süre devam eden ısrarlı davetleri neticesinde 9 Kasım 1922’de mebusların takdir ve alkışları arasında “hoşâmedi merasimi (hoş geldin töreni)” ile karşılandığı ve kürsüye gelerek zafer ve Anadolu gazileri içi dua ettiği Meclis-i Mebusan’da daha sonra on maddelik bir beyanname neşreder. Bu on maddelik beyannâmede, hâlâ önemle üzerinde durulması gereken devletin temel esaslarından bahseder.

"Temel taşlar sağlam olmalı"
“Ey mücâhidi-i İslâm ve ey hall ve akd (yasama ve yürütme ehli) hitabıyla başlayan beyannamede, yeni kurulan Cumhuriyeti bir “inkılâb-ı azîm” olarak görür; ve “şu inkilâb-ı âzîmin temel taşları sağlam gerek” tespitini yapar. Bediüzzaman, Cumhuriyetin temelini teşkil eden demokrasi ve hürriyetlerle anlamlandırılması gerektiğini belirtir. Bu açıdan Meclis’in mânevî şahsiyetinin millet iradesinin siyasî kuvvetini temsilen saltanatın manasını üzerine aldığı gibi, İslâm'ın esaslarını bizzat yerine getirmekle bütün dünyada İslâm âleminin mânevî birlik ve bütünlük sembolü olan hilâfetin manasını da temsil etmesi gerektiğini açıklar.

Doğuyu ayağa kaldıracak din ve kalbdir
"Enbiyanın ekseri Şarkta ve hükemanın ağlebi Garpta gelmesi kader-i ezelînin bir remzidir ki, Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir, akıl ve felsefe değil. Şarkı intibaha getirdiniz; fıtratına muvafık bir cereyan veriniz. Yoksa, sa’yiniz ya hebâen gider, veya muvakkat, sathî kalır." Bediüzzaman Said Nursî, bu sözüyle, milletin ihyasının ancak manevî değerlerle mümkün olacağını ortaya koyar.
"Din zayıflarsa millet de zayıflar"
Bu on maddelik beyannamenin diğer maddelerinde özetle, zaferin kalıcı olması için şükür ve ibadetin, Kur’ân’ın en açık emri olan namaz ve farzların ihmal edilmemesi gerektiği ifade edilir. Dinî hayat zayıflatılırsa milletin manevî gücünün de zayıflayacağı, toplumun yapısına uygun olan yolun, iman ve maneviyat merkezli kalkınma olduğu vurgulanır. Eğer Bediüzzaman’ın hem Osmanlı Meclis-i Meb’usanı’na, hem de TBMM’ye yaptığı tarihî ikazlar dikkate alınmış olsaydı, bugün çocuk bayramında çocuklarımızın yasını tutuyor olmazdık. Çocuk şiddetini, çocuk açlığını konuşuyor olmazdık. Ülkemiz bu gün maddî ve mânevî bakımdan daha istikrarlı, daha huzurlu ve daha müreffeh bir seviyede olabilirdi.

Meclis, milletin kalbidir
"Zaman-ı sabıkta revâbıt-ı içtima ve levazım-ı taayyüş ve fevaid-i medeniyet o kadar tekessür ve teşâub etmediğinden, bazı kalîl adamların fikri devletin idaresine yarı kâfi gibi idi. Amma bu zamanda revâbıt-ı içtima o kadar tekessür etmiş ve levazım-ı taayyüş o derece taaddüd etmiş ve semerat-ı medeniyet o kadar tefennün etmiş ki, ancak yalnız kalb-i millet hükmünde olan Meclis-i Mebusan ve fikr-i ümmet makamında olan meşveret-i şer’î ve seyf ve kuvvet-i medeniyet menzilinde bulunan hürriyet-i efkâr o devleti taşıyabilir ve idare ve terbiye edebilir." Bediüzzaman Hazretleri, devletin ancak milletin ortak aklıyla, istişareyle ve fikir hürriyetiyle sağlıklı yönetilebileceğini, istibdatın (baskıcı tek merkezli yönetimin) bu çağın ihtiyaçlarına cevap veremeyeceğini her fırsatta dile getirmiştir.
(Münâzarât, s. 170)
İSTANBUL - MEHTAP Y. YÜKSELTEN