"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hukukçu-Araştırmacı İsmail Doğan: Küreselleşen dünya milliyetlerin farklarını aşındırıyor

28 Ocak 2024, Pazar 01:42
Hukukçu-araştırmacı İsmail Doğan: “Ne var ki küreselleşen dünya her geçen gün milliyetlerin muhtevasında yer alan farkları aşındırıp, törpülüyor. Bu aşınma, uzun vadede insanlığın mutlak çoğunluğunu sosyal ve kültürel olarak birbirine benzetecek, yakınlaştıracaktır. Bu durum da şüphesiz fikirlerin, ekollerin, akımların, ideolojilerin ve inançların birbirine yakınlaşması, değişmesi, birbiri ile kaynaşarak dönüşmesi ya da krize girerek kayboluş süreçlerini tetikleyecektir.”

DİZİ - 3

Muhtelif milletlerin İslamiyet’e girmeleri

kinci evrensel dine yani İslam’a baktığımızda yine benzer bir durum söz konusu. Şia’nın İran’da kök bulması bir tesadüf değildir. Şia’nın ayrışması Persin yani Farsın Arap’la hesaplaşmasıdır. Rivayete göre Hz. Hüseyin’in eşlerinden biri son İran Kisrasının torunlarından biri olan Şehribani ya da Şehribanudur. Hz. Hüseyin’in destek için gittiği Kûfe, mevalilerin yani Farsın yoğun olduğu bir yerdir.

Risalelere bu açıdan baktığımızda Mektubat’ta 15. Mektup’ta Hz. Ömer’le ilgili bahiste geçen cümleler önem kazanıyor. “Pek çok muhtelif milletlerin İslâmiyete girmeleriyle, birbirine zıt ve muhalif çok cereyanlar ve efkâr karıştı.”

Dikkat ederseniz İslam toplumunda birbirine zıt ve muhalif cereyanların ve fikirlerin ortaya çıkışı bir sonuç. Nedeni ise pek çok muhtelif milletlerin İslamiyet’e girmeleri. Şimdiye kadar anlattıklarımız içinde din ve milliyetçilik konusunda bu cümle bizce anahtar bir cümledir. Pasajın tamamını bu gözle baştan okursak,

“Pek çok muhtelif milletlerin İslâmiyete girmeleriyle, birbirine zıt ve muhalif çok cereyanlar ve efkâr karıştı. Bahusus, bazıların gurur-u millîleri Hazret-i Ömer’in (ra) darbeleriyle dehşetli yaralandığından, seciyeten intikama fırsat beklerlerdi. Çünkü onların hem eski dini iptal edilmiş, hem medar-ı şerefi olan eski hükûmeti ve saltanatı tahrip edilmiş. İntikamını, bilerek veya bilmeyerek hâkimiyet-i İslamiye’den almaya hissen taraftar bir suret almış.”

Yine Selefîlik Arap milliyetçiliği ile iç içe geçmiştir. Selefîliğin ayrışması bir Arap-Osmanlı hesaplaşmasıdır. Sonrasında Arap-Fars çatışmasına da dönüşür.

Selefilik ne der? “Öze dönelim, en geriye gidelim.” Çünkü en geride Türk ve Fars yoktur. Sadece Arap vardır. Vehhabilik bir Arap iç çatışması olarak başlar. Mekke, Medine, Şam merkezleri ile Necid Bölgesi arasında tarihsel bir gerilim vardır. Risale-i Nura bu açıdan baktığımızda aşağıdaki pasajlar yardımcı olabilir:

“Şu Vehhâbi meselesinin kökü derindir. An’anesi zaman-ı Sahâbeden başlayarak gelmiş. İşte o an’ane, üç uzun esaslarla gelmiştir:

“Birincisi: Hazret-i Ali (ra), Vehhâbilerin ecdâdından ve ekserisi Necid sekenesinden olan Hâricîlere kılıç çekmesi ve Nehrivan’da onların hâfızlarını öldürmesi, onlarda derinden derine, hem din namına Şîalığın aksine olarak, Hz. Ali’nin (ra) faziletlerine karşı bir küsmek, bir adâvet tevellüd etmiştir. Hazret-i Ali (ra) ‘Şâh-ı Velâyet’ ünvânını kazandığı ve turuk-u evliyanın ekser-i mutlakı ona rücû etmesi cihetinden, Hâricîlerde ve şimdi ise Hâricîlerin bayraktarı olan Vehhâbilerde, ehl-i velâyete karşı bir inkâr, bir tezyif damarı yerleşmiştir.

“İkincisi: Müseylime-i Kezzabın fitnesiyle irtidada yüz tutan Necid havalisi Hz. Ebûbekir’in (ra) hilâfetinde Halid İbn-i Velid’in kılıncıyla zir-u zeber edildi. Bundan necid ahalisinin hulefa-i raşidine ve dolayısıyle ehlisünnet vel cemaata karşı bir iğbirar (gücenme) seciyelerine girmişti. Halis müslüman oldukları halde yine eskiden ecdadlarının yedikleri darbeyi unutmuyorlar.”

Ecdatlarının yedikleri darbeyi unutmuyorlar

Şu cümleyi dikkatinize özellikle sunuyorum: “Halis Müslüman oldukları halde yine eskiden ecdatlarının yedikleri darbeyi unutmuyorlar.” Konuyla ilgili ilginç ve farklı bir örnek de günümüzden verebiliriz. Suudi Arabistan ve Yemen arasında bir gerilim var. Bu kavganın da kökeni çok ilginç. Fil vakasını ve Ebrehe’yi hatırlayalım. Ebrehe Habeşistanın Yemen Valisi. Yemen ve Mekkelilerin o zaman da arası bozuk. Bir rekabet var. Hatırlarsanız Ebrehe Kâbe’nin popülaritesini kırmak için çok güzel bir kilise yaptırıyor. Araplardan biri de gelip kirletiyor. Ebrehe güya o zaman için Hıristiyanlığı yaymak amacıyla Mekke’ye saldırıyor. Dikkat ederseniz hesaplaşma ilk bakışta Hıristiyan-Pagan mücadelesi gibi. Ancak örtüyü kaldırdığımızda Yemenli ile Arap mücadelesi olduğunu görüyoruz. Şimdiki Suudi-Husi Savaşı ilk bakışta Şii-Sünni savaşı gibi duruyor. Ancak ardında, kökleri yüzyıllar öncesine Ebrehe-Abdulmuttalib’e kadar giden bir Yemenli-Arap rekabetinin olduğunu görüyoruz.

Mezhep devletlerden ulus devletlere geçişte kırılım noktası Fransız ihtilalidir. Bu kırılım noktasını iyi anlayabilmek için geçmişe doğru flaşbek türünden bir projeksiyon yapmamız mümkün.

Prof. Dr. Şener Aktürk’e göre 500 sene öncesine gitsek, 1500’lerde, bugünün Bavyera’sında, Marsilya’sında veya Edirne’sinde bir kişiye “siz kimsiniz” diye sorsak; 1500 yılının Bavyera’sında, Hans “ben Hıristiyan’ım” derdi. Hans okuma yazma bilmezdi. “Ben Yuhannes’in oğluyum” derdi. “Ben Bauernhof köyündenim” derdi. Her pazar kiliseye giderdi. “Bavyera Kralı Ludwig’in tebaasıyım” derdi. Ancak “ben Alman’ım” demezdi, diyemezdi. Öyle bir kimlik yoktu. Edirneli “Ben Türk’üm” diyemezdi. Marsilyalı da “ben Fransız’ım” diyemezdi.

Özetle insanlar günlük hayatta kendilerini inançları üzerinden, tebaası oldukları Kral, Prens, Sultan, Şah ya da Çar üzerinden, dedeleri veya doğup büyüdükleri köy ve kasaba üzerinden tanıtırlardı. Ancak bunlardan en önemli iki tanesi dinî kimlik ve tebaası olunan hanedan kimliği…

İşte Fransız Devrimi ile bu iki kimlik düştü. Burbonlar, Fransa’daki son hanedan üyeleri, giyotinle idam edildi. Kilisenin mallarına el konuldu. Papazlar maaşa bağlandı. Rahip ve papaz atamalarında Papalığın yetkisine son verildi. Zaman zaman silah yapımında kullanılmak üzere çanlara el konuldu. Kiliselerdeki değerli eşyalara el konuldu. Fransız İhtilali’nin ‘din’ ile hesaplaşması asıl itibariyle ‘Katolik Kilisesi’ ve onun siyasi hayattaki yansıması olan ‘Kilise Teşkilatı’ ile hesaplaşmadır. Bu nedenle, ihtilalin hedefinde, Kardinaller ve Başpiskoposlar’la birlikte Kilise Teşkilatı’nın tamamı vardır. O zamana kadar Katolik baskısı altındaki Protestanlığa ve Yahudiliğe ise özgürlük tanınıyor.

Kısaca Fransa’da önce egemenliğin sahibi olan Hanedan düştü. Daha sonra egemenliğin kaynağı olarak gösterilen veya egemenliği meşrulaştıran rıza unsurunu oluşturan dinî kurumların düşüşü gerçekleşti. Fransa’da kim egemen olacak? Artık Burbonlar yok. Bundan sonra ihtilalle gelen bu düşünceler bütün dünyaya yayılıyor. Hanedanlıklar yani imparatorluklar çöküyor. Geleneksel dinî kurumlar zayıflıyor, değişiyor, dönüşüyor. Yeni bir düzen kuruluyor. Ve karşımıza ulus devletler çıkıyor. Böylece mezhep devletlerden ulus devletlere geçiş süreci tamamlanıyor.”

Milliyetçilik ideolojisini ikame bir din olarak nitelendirmek

Doğan, son basamakta da “İlahi evrensel dinlerden seküler ulusçu ideolojilere ve dinlere” başlığı ile alakalı da şunları kaydetti: 

“Bu başlığı da yine kaynağından ele almak gerekiyor. Fransız Devrimi sonrasına dönmemiz gerekiyor. Devrimle gelen özgürlük fikrinde ‘biz bireyi her türlü bağdan ve Katolik kilisesinden kurtarmalıyız’ düşüncesi öne çıkıyor. Tabii bu fikir kademe kademe Fransa’yı Hıristiyansızlaştırma düşüncesine dönüşüyor. Kilisenin arazilerine el konuluyor. Kiliseler yağmalanıyor. Bazıları yıkılıyor. Hatta bir ara çok daha ileri gidiyor bu iş. Bazı Jakobenler ‘Akıl dinini’ öne çıkarıyor. Fransa Millî Devrim Meclisi, 10 Kasım 1793’te ‘akıl dini’ni resmen kabul ettiğini Fransız halkına şöyle duyuruyor: ‘Paris halkının bir Meclis üyesi aracılığıyla ilettiği rica üzerine Millî Devrim Meclisi, devlet kilisesinin bundan böyle ‘akıl tapınağı’ olarak adlandırılmasına karar vermiştir.’

Böylece milliyetçilik farklı bir ideolojiye dönüştü. Bu noktada Prof. Dr. Şener Aktürk’ün Batı’da bazı yazarların milliyetçilik ideolojisini ikame bir din olarak nitelendirdiğine dair ifadeleri önem kazanıyor. Bu kapsamda, ondan alıntılayarak devam edersek, Hayes 1926’da “milliyetçilik modern dindir” tezini kitabında yazmıştır. Toynbee de 1949’da şöyle yazmış: ‘Batı dünyasındaki en yaygın din milliyetçiliktir. Hatta o kadar ki Batıda ilahi dinlere yani Yahudilik, Katoliklik veya Protestanlığa inananlarımızın bile dininin dörtte üçü, milliyetçiliktir.’

Hegel bu konuyu şöyle ifade eder: Gazeteler modern insan için sabah duasının ikamesi olarak hizmet görür. Dinî bayramlar vardır ve milli bayramlar vardır. Dinî törenler vardır ve milli törenler vardır. Dinlerin kutsal kitapları vardır ve ulusların Anayasaları vardır. Ulusun bütün fertleri örneğin bütün Almanlar kardeştir. Dinde de bütün din mensupları kardeştir. Bir ülkede yaşayan insanlar aslında birbirini tanımaz ancak aralarında bir çıkar bağı olduğu salık verilir. Dinde de aynı dinin mensupları için durum böyledir. Din insana uzun bir geçmiş ve uzun bir gelecek fikri sunar. Milliyetçilik de uzun bir gelecek ve uzun bir geçmiş fikri sunar. ‘Sen şimdi 2024 yılında bir Alman’sın, Fransız’sın, Arap’sın ancak bundan bin yıllar önce senin ataların Almanlar ve Cermenler vardı. Onlar şunları şunları başardılar. Senin geçmişin, köklerin çok eskilere dayanıyor.’ der. Yine uzun bir gelecek fikri sunar. ‘Senin milletin senin ulusun varlığını ebed müddet sürdürecek’ der.

Slezkine bu fikri şöyle özetliyor: ‘Modern Çağın başlıca dini milliyetçiliktir... Her vatan vaat edilmiş, her dil Ademî, her başkent Kudüs, her halk seçilmiş (ve kadim)… Milliyetçilik Çağı, bir başka deyişle, her milletin Yahudileşmesidir.”

Milliyetçilik ideolojisinin bireysel dinî düşünceye ve duyguya etkisine baktığımızda Prof. Dr. Şener Aktürk’e göre milli dinlerde milliyetçilik düşüncesi din duygusunu pozitif etkilemektedir. Mesela Şintoizm’de, Musevilik‘de milliyetçilik dindarlığı destekler. Evrensel dinlerde ise kuruluştaki düşmanın kimliği belirleyici olur. Mesela Türk Kurtuluş mücadelesinde olduğu gibi düşman farklı bir dinden ise ki Yunanlılar ve İngilizler Farklı bir dindendi, din ve milliyet birbirini pozitif etkiler. Ancak Kolombiya ve Meksika’nın İspanyollarla savaşında olduğu gibi düşman aynı dinden ise din ve milliyet birbirlerini negatif yönde etkiler.

İnsanlığın farklı milletler olarak yaratılışı bir realitedir

“Sonuç olarak şunları ifade edelim: İnsanlığın farklı farklı kavimler, milletler olarak yaratılışı bir realitedir. Asla yok sayılamaz. Ancak bu farklılık kavimlerin birbirine üstünlüğüne, tahakkümüne, birbiri ile yıkıcı rekabetine veya düşmanlığına gerekçe gösterilemez. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Hucurat Suresi’nin 13. Ayeti bu konuda temel çerçeveyi şöyle çizer. “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi kaynaşmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.”

Diğer taraftan bir insan topluluğunun kavmiyeti, milliyeti o topluluğun kadimden beri gelen dünyayı algılama biçimini hem şekillendirir hem de bünyesinde muhafaza eder. Milleti bir insana benzetirsek, milliyet bu insanın karakterini oluşturur. Din ise nihayetinde hem bir kurallar bütünü hem de bir inanç sistemidir. Kurallar ve inançlar da uygulamada kaçınılmaz olarak yorumlanır. İşte bu noktada milliyetlerin farklılığı; yorumların, fikirlerin, ekollerin, mezheplerin farklılığını doğurur.

Ne var ki küreselleşen dünya her geçen gün milliyetlerin muhtevasında yer alan farkları aşındırıp, törpülüyor. Bu aşınma, uzun vadede insanlığın mutlak çoğunluğunu sosyal ve kültürel olarak birbirine benzetecek, yakınlaştıracaktır. Bu durum da şüphesiz fikirlerin, ekollerin, akımların, ideolojilerin ve inançların birbirine yakınlaşması, değişmesi, birbiri ile kaynaşarak dönüşmesi ya da krize girerek kayboluş süreçlerini tetikleyecektir.

Vahyin sahih versiyonunu elinde tutan Müslümanların gelecekten ümitli ve gayretli olmalarının en önemli sebebi de Risale-i Nur gibi eserlerde görünen bu sahih yorum kapasitesidir.   

-SON-

Okunma Sayısı: 1400
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı