"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üç esaretten kurtulma fırsatı Kur’ân’la geldi

26 Aralık 2019, Perşembe 00:13
İnsanı istekleriyle bunaltan nefsin baskısından; zorbalık eden yöneticinin şerrinden; dinî uhdesine alıp onu güç ve menfaat temini için kullanan ruhbanın riyasetinden.

Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi’nde düzenlenen ‘hürriyet’ temalı Mustafa Akça Semineri -2-

Mustafa Eren Bozoklu - ANKARA

***

İnsan iradesi, güç merkezli okumayı dayanışma odaklı bir okumaya dönüştürmeyi becerdiği an medeniyetin büyük çiçekleri açmaya başlar. Çin, Hind ve Aztek medeniyetleri ile Grek Felsefesi ve Roma Hukuku bu şekilde açan çiçeklerden sayılabilir. Kuvvete bedel hak; menfaat yerine fazilet, mücadele ve boğuşma yerine dayanışma; heva ve hevesin peşinden koşmak yerine hakkın ve doğru olanın ikamesine çalışma; birlik ruhunu bozan her türlü menfi ayrımcılık yerine birliğe hizmet eden her türlü bağın kuvvetlendirilmesi gibi medeniyeti inşa eden bütün hususlar; insanın hürriyet problemini ele alış yönteminden medet alır.

Musa Aleyhisselâmla Şeriat (Hukuk) halini almış vahyin Yahudi Bilginler tarafından dünyevileştirilmesiyle din ruhunu kaybetmiş bir halde iken Hz. İsa Aleyhisselâm’ın müjdesi (İncil) yayılmaya başlar. Ölü bedeni dirilten Hz. İsa Peygambere inen vahiy ile, kabuğu kalmış dine tekrar ruh üflenir. Artık Tanrı kralların ve zahir putların hükümranlığı bitmeye; İman ve vahyin medeniyeti yeni bir safhaya taşımasına şahit olacağımız bir döneme girilmiştir. Kralı, feodal beyi ve sürekli boğuşan bir coğrafyayı şefkat ve sabır diliyle hâkimiyeti altına alan Hıristiyanlık sanat ve ilimin gelişmesine en büyük kaynaklık edecektir. Hz. İsa Peygamberden üç asır sonra vahyin özü zedelenir, insanı doğrudan Yaratıcıya bağlayan iman perdelenmiş bir duruma gelir. Daha önceki dönemlerden farklı olarak çok sofistike bir şirk endüstrisi ortaya çıkar. Kilise, beşaret sunduğu insanlığa artık bir zorba gibi davranmaya başlamış; insan iradesi ve iman ile vahiy arasına aracı bir kimlik olarak kendisini yerleştirmiştir.

Bir yandan kralın bir yandan feodalin diğer yandan Kilisenin baskısı altında yaşamaya devam eden insanlığa şirkten temizlenmiş şekliyle Rabbin son Kelâmı, Âdem’den beridir sürekli olgunlaşan vahyin kemale ermiş şekli olarak Kur’ân indirilir. Hem Hz. Musa’nın (as) hem Hz. İsa’nın (as) dininde olanların imanlarını tashih eden Kur’ân onları ortak bir kelimede buluşmaya çağırır: “Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda ortak (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: ‘Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız.” (Âl-i İmran, 64).

KUR’ÂN ADALETİ TEMİN ETMİŞ

Muhammed-ül Emin’e (asm) inen vahiy ile insanlık üç büyük esaretten kurtulma fırsatını bulmuştur: İnsanı sürekli istekleriyle bunaltan nefsin baskısından; kuralsız ve keyfi şekilde zorbalık eden yöneticinin şerrinden; dinî uhdesine alıp onu güç ve menfaat temini için kullanan ruhbanın riyasetinden. Kur’ân bu üç zorbaya karşı hürriyeti muhafaza etmek, insan haysiyetini ayağa kaldırmak ve adaleti temin etmek için hukuk ve siyaset üretmeye çağıran mesajıyla mevcut dünya düzeninin değişiminin fitilini ateşler.

İnsanın doğru hürriyeti, huzur ve saadeti arayışı devam etmektedir. Avrupa’da Krala, Feodale ve Ruhbana karşı sanat ve edebiyatı kullanarak mevzi almaya çalışan bir topluluk belirir. Kıtalar arası seyahat ve keşifler ile hem zenginleşen hem kültürleri tanıyan maceracı ruh ekonominin hâkimiyetini ele alır. Rönesans ve Reform Hareketleri ve 18. Yüzyıl Felsefe Devrimi insan zihnini ve emeğini yeni bir hürriyet düzlemine taşıyan bir devri inşa eder. Sonunda, Sanayi Devrimi ile Köleliğin fonksiyonunu kaybetmesi ve kölenin yerini “çalışan-işçi”nin almasıyla Ecir ve Ücretlilik Devri başlar. İnsan, tarihte ilk defa sistematik şekilde kendi emeğini bir ücret karşılığında başkalarına kiralayarak geçimini temin etmekle bir düzeyde müstakil ve hür olmak fırsatını yakalamıştır. Ancak 18. Yüzyıla kadar insan hürriyetini sürekli arttıran en önemli unsur olarak vahiy; Pozitivizm, Materyalizm, Sekülerizm gibi Felsefe Devrimiyle ortaya çıkan paradigmalar tarafından hırpalanmaya, küçümsenmeye; insanı her şeyin merkezine yerleştiren Hümanizm ise vahyin ve dinin yerine ikame edilmeye başlar.

Endüstri Devrimi ve Hümanist Yaklaşımın derinleşmesi dinin otoritesinin iyice zayıflamasına yol açar. Bunun sonuçları farklı olur. Artık ne dinden ne hanedanlıktan ne de ağalıktan kaynaklanmayan bir güç odağı ortaya çıkmaktadır. Anayasal Monarşi ve Cumhuriyet Döneminde “Üniversite, Basın, Bürokrasi ve Siyaset” alanında ortaya çıkan şahsiyetler yönetimi ele alır; laik hukuk ortaya çıkar, yönetici erk seçim yoluyla belirlenmeye başlar, ümmetler yerine uluslar türemeye, fikir ve istikamet de ruhbanın ve ulemanın yerine entelektüeller, sanatçılar ve bilim adamları tarafından üretilmeye başlar. Artık insanı Yaratıcıyla bağlayan pek çok unsur ortadan kaldırılmış; dolayısıyla dünyada bir Cennet üretme hayali gerçekleşmeye başlamıştır.

Ancak maneviyatın çekilmesiyle ruhlar anarşiye düşer; vahşet ve bedeviyetin kuralları medeniyet suretinde tekrar işlemeye başlar. Yönetici erkin karşısında fazlasıyla zayıf kalan fertler hem Faşizmde hem Komünizmde tarihin görmediği şekilde bir baskı altına alınır; İki Dünya Savaşı’nda çok büyük bir karmaşa, buhran ve zulüm ortaya çıkar. Yüz milyonlarca insan ölür. Dört asır boyunca dini dünyadan tecrit için uğraşmakla ortaya çıkan Deccal Ruhu insanlığa hürriyet suretinde bir felâketi sunmuştur. İnsanlık ikinci kez ayartılmış; ancak düşüşü ilkinden çok daha acılı olmuştur. Ücretli kölelik sistemi, suri bir hürriyet verdiği insanlığı dehşetli bir felâkete sürüklemiş; maneviyat ve psikolojiler darmadağın olduğu gibi, gelecek tasavvuru da çıkmaza girmiştir. İnsanlığın ezici çoğunluğu ücretli ve dar gelirli olmaya mahkûm hale gelmiş; birkaç ailenin, tröstlerin, sermaye guruplarının ve silâh tüccarlarının üretilen zenginliğin neredeyse tamamına sahip oldukları bir döneme girilmiştir. Hümanist proje insanı ücretli köleliğe mahkûm ettiği gibi tüm psikolojik dayanaklarını da elinden almıştır. İnsan tam anlamıyla “ebter” bir hâle gelmiştir.

İNSANA LÂYIK BİR SİYASET DÜZLEMİ

Dünya Savaşları’ndan sonra ne yapmak gerektiği her tarafta sorgulanmaya başlar. Monarktan kurtulan insanlık başka zorbaların ellerinde heba olmak riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Yeni zorba gurubunun dizginlenmesi ve önünde herhangi bir manevî engel ve dini kural bulunmayan dünyada barışı sağlamanın, hürriyeti tamir etmenin ve daha âdil bir paylaşımı gerçekleştirmenin bir yolunun bulunması gereklidir. Avrupa Birliğine giden yol; insan hürriyetini yeni bir yola sürükleyecektir.

Önce ekonomiyi sonra siyaseti bir düzeye kadar iyileştiren Avrupa’da hürriyetin hâlâ seküler ve hümanist yorumu hâkim durumdadır. Vatandaşlar, seyahat ve iş edinme gibi pek çok hakkını rahatlıkla kullanabilmekte; gerektiğinde göç edebilmekte, devletini daha üst bir otoriteye şikâyet edebilmektedir. Modern devletin iki formunun, faşizm ve komünizmin saldırgan tutumu devletlerin egemenlik haklarının kritik bir kısmını daha üst bir otoriteye teslim etmesiyle dizginlenebilmiş; en küçük ilçe yönetiminden en üst devlet parlamentolarına; Birlik organlarından İnsan Hakları Mahkemesine ve Adalet Divanına kadar birbirini denetleyen, dizginleyen ve birbiriyle istişare eden bir mekanizma ile sosyal adalet, hukuk düzeni ve ferdî hürriyetler dünyanın başka bir yerinde bulunmayan bir demokratik düzeye çıkabilmiş durumdadır.

Avrupa Birliği, son dönemde ortaya çıkmış zorbalık biçimlerini bir şekilde dizginlemeyi başarmış olmakla ve insana lâyık bir siyaset düzlemini inşa etmeye girişmekle beraber; bir maneviyata, ölümden sonra var olmak hayaline ve daha pek çok zengin psikolojik ve sosyolojik özelliklere sahip fert insanın nefsinin baskısından kurtulması ihtiyacını anlama düzeyine gelememiştir. Hürriyet hâlâ hümanist yoruma uygun şekilde “insan ne isterse, başkalarının sınırlarını aşmadıkça, yapabilir” çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu yaklaşımla insanlık, nefsin baskısını kıran ve bir gelecek tasavvuru sunan imanın güzelliklerinden mahrum kalmaya devam etmektedir.

Bugüne gelindiğinde Hıristiyanlığın mirasçısı olan Avrupa Birliği’nin artık vahyi de tekrar dinlemeye başlamak gibi bir zorunluluğu olduğu ortaya çıkmıştır. Kuantumla birlikte dine itirazın merkezi konumunda olan pozitivist bilim anlayışı ve tabiat fikri, dolayısıyla insanlığa sunulan hümanist perspektif darmadağın olmuştur. Şu haliyle insanlık, teknolojinin baş döndürücü unsurlarıyla etki altına alınmakta; internet üzerinden sağlanan sosyal ağlarla bir derece meşgul edilmektedir. Dijital çağ, insanı ücretlilikten kendi işine sahip olmaya zorlamaktadır. Dünyanın her tarafında sosyal etkileşimler hızla gerçekleşmekte ve hürriyet isteği ve tartışmaları dördüncü dönemin bitişini göstermektedir. Beşinci dönemin, Serbestiyet ve Malikiyet Devri’nin doğru bir düzleme oturması gerekmektedir.

Tahrif olmuş bir dinin değil İslâmiyet’in pir ü pak maneviyatının Avrupa ile ve dünyanın diğer kesimleri ile tanışmasıyla, ancak insanlık beşinci döneminde gerçekten rahat yüzü görebilecektir. Hürriyetin iki yüzünden dünyevî olanını elde etmiş olan Avrupa ile bir gelecek tasavvuru olan ve nefse karşı hürriyeti de temin eden İslâmiyet’in düsturlarına sahip Müslüman toplumların buluşmaları kaçınılmazdır. Hem tarihî hem coğrafi olarak Avrupa’nın ve İslâm Dünyası’nın kaderinde, her ikisini düşman kabul etmiş unsurlara karşı ittifak etmekten başka çıkar yol gözükmemektedir.

Okunma Sayısı: 2687
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı