"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Arafta artakalan

Fazilet Kırmızı
11 Temmuz 2020, Cumartesi 00:35
Gökyüzüne karanlık bastırdıkça uzaklara dalıyor gözlerim.

Samimiyeti hiç uğramadığı kalabalıklardan sıyrılıp  yalnızlığıma çekiliyorum. Belki de  ruhumun sokaklarına sığınıyorum.

Hayata her şey her zaman yolunda gitmiyor. İnsan bazen, bulutların ardına saklandığı hayallerini uzakta buruk bir tebessüm ile seyrediyor.

Bitmek bilmeyen arzular ve istekler yakamızdan bir türlü el çekmiyor.  

Oysa bu dünyada, elimizden her şey bir bir yitip gidiyor. Günlerimiz, çocukluk arkadaşlarımız, gençliğimiz, en sevdiğimiz mevsimler birer birer geçip gidiyor. Her gidiş ve her kalış sessiz bir acıdır.

Bu kadar çok gidişin bir anlamıyor yok mu? Ve bu gidişler, telâşından nefes nefese kaldığımız dünyanın faniliğine en açık bir ifade ile ayna tutmuyor mu? Fani dünyanın kıskacından ne zaman yakasını kurtarır insan? Bir uyanış için bir uçurumun ucuna kadar gitmek, sahiden bir kaide miydi? Ölümle yüzleştiği zaman, artık aklın başına gelmesi neye çare olabilir ki? Hayat geri dönüş bileti olmaya bir yolculuktur. 

Risale-i Nur’da insanın yolculuğu şöyle izah edilmiştir:  İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.”

Bu yolculukta bazen iki yol arasında sıkışır kalırız. Kalbimizin  kapısını ansızın  bir araf çalar. Yolu arafa düşmeyen insan var mıdır hayatta? Araf, Cennet ile Cehennem arasındaki yer olarak tarif edilir. Araf arada kalmak olsa bile, bir kayboluş hikâyesi  değildir.  Araf insanın kendisini aramasıdır. Araf bir  arayıştır aslında.

Araftayız. Bir yanımız eksik hep. Çünkü farkında olmasak dahi hayatımızda bir şeyler  eksiliyor. Bir fırtına tutar yüreğini. Avuçlarının arasından yitip giden her şey, gökyüzündeki kayıp giden yıldızları andırır zihninde. Gecenin en karanlığında, beklenmedik bir ışık hüzmesi sızar ruhunun en kuytu köşesine. Karanlığın yerini yavaş yavaş aydınlık alır. Ve insan bir araf ile kendi okuyarak kâinatı ve yaratılış gayesini idrak eder.

Zira kendini okuyan bir insan  fani dünyanın, geçici zevklerine aldanmaz,  insanı  oyalamaktan ibaret olan meşguliyetlerine dalmaz  ve insanı yaratılış gayesi ile uzak düşüren tuzaklara düşmez .

Araf aslını, aslî vazifelerini arayışıdır.  İnsan kendini aramalı, kendini bilmeli, kendini tanımalıdır. “Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku” düsturunu, harf harf  aklına, ruhuna ve kalbine bir çivi yazısı gibi kazımalıdır.

Okunma Sayısı: 1374
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı