ABD/İsrail’in İran’a 28 Şubat 2026’da başlayan saldırılarında, 8 Nisan’da 15 günlük ateşkes sürecine girildi.
Ateşkesle yeni saldırılar geçici olarak önlense de, bu süreçte savaşı sonlandıracak bir çözümden bahsedilmiyor. ABD Başkanı Donald Trump, kendisine ülkesi içinde ve dışında çıkış yolu arayışında. Ancak Tahran yönetimi siyasî anlamda ayakta ve küresel ekonomiyi Hürmüz Boğazı’nda rehin tutuyor.
Trump’ın “bütün bir medeniyeti bir gecede yok etme” tehditlerinden, en azından 15 günlüğüne kıyametin/savaşın gölgesinden uzaklaştıracak ateşkesin duyurulmasına kadar geçen süre 10 saat kadardı. Trump “Tahran, Hürmüz’ü yeniden açmaz ve ABD’nin ateşkes şartlarını kabul etmezse, İran’ın sivil altyapısını bombalayacağını” iddia ederek “İran’ı taş devrine geri götüreceği” ültimatomunun dolmasına 90 dakika kala, Washington-Tahran, Pakistan’ın arabuluculuğunda ateşkese gittiler. Ateşkes temelde Hürmüz’ün açılması ve ABD/İsrail saldırılarının durdurulmasını içeriyor.
Uluslararası aktörler ateşkesin barıştan ziyade, çok kırılgan ve istikrarsız bir dengede durduğunu biliyorlar. İsrail, ateşkesin parçası olmadığını duyurduğu Lübnan’da saldırılarını sürdürüyor. Bununla birlikte her iki taraf da ateşkesi zafer ilân etti.
Diğer taraftan ateşkes, Trump’a bir çıkış yolu sunuyor. İran ateşkesi kabul etmeseydi, Trump ya müdahale etmeden ültimatomun süresinin dolmasına izin vererek itibar kaybedecekti ya da arkasında bir strateji olmadan ciddi bir tırmanışı başlatmak arasında seçim yapmak zorunda kalacaktı. Ayrıca Trump’ın ateşkes hakkında “Amerikan zaferi” söylemi, geçerliliğini yitiriyor. Çünkü Trump’ın bu savaştaki stratejisinin başarısızlığı görüldü. Trump’ın “kıyamet tehditlerinin, İran’ın hayattaki liderlerini teslim olmaya zorlayacağı iddiası temelsiz çıktı. Savaş başladıktan sonra İran halkının isyan ederek Tahran rejimini devireceği söylemi de gerçekleşmedi. Savaştan olumsuz etkilenen, ama yıkılmayan Tahran rejimi, bölgede kendi kıyamet senaryosuyla tehditlerde bulundu”. Anlaşıldığı üzere, ABD/İsrail’in binlerce füzeyle saldırmasına rağmen, İran’ın misilleme kapasitesi ortadan kaldırılamadı. Savaş öncesinde İran’da toplumsal kesimlerin gösterileri gerçekleşirken, devrik Şah’ın oğlu Muhammed Rıza Pehlevi’nin, ABD/İsrail’in yönlendirmesiyle dışarıdan iktidara getirileceği öngörüsü de boşa çıktı. Yine savaştan önce toplumsal gösterilerle zayıf ve izole görünen Tahran rejimi, saldırılara karşı toplumsal kesimlerin konsolidasyonunu sağlayarak, dinî lider Ali Hamaney’in öldürülmesine rağmen, yeniden toparlanmış görünüyor. Ayrıca bölgedeki Arap devletlerin yüksek meblağlar ödedikleri ABD korumasının, mutlak bir güvenlik garantisi sağlamadığı da anlaşıldı.
Washington yönetimi bir süredir İran’da “rejim değişikliği, nükleer programın sonlandırılması ve Hürmüz’ün tamamen ABD kontrolüne geçmesi” hususları arasında gidip geldi. Şimdi Washington, müzakereler için temelde bu hususların hiçbirini kapsamayan bir planı kabul etti. İran rejimi ayakta ve öldürülen lider kadrolarının yerine yeni neslin radikal isimlerinden atamalar gerçekleşti. Tahran, ateşkesle Hürmüz’den gemilerin geçmesin izin verdi. Ancak Hürmüz’ün kontrolünü devretmeyi kabul etmedi. “Müzakere edilen anlaşmanın Farsça versiyonunda uranyum zenginleştirme hakkının tanınması yer alırken, Batılı gazetecilere dağıtılan İngilizce versiyonunda bu maddenin olmadığı görüldü”.
Savaştan önce Hürmüz Boğazı, İran’ın resmî hiçbir kontrol uygulamadığı açık deniz yoluydu. Hürmüz’ün kapanmasına ve enerji krizine yol açan sebep ise, ABD/İsrail saldırılarıydı. Bir de müzakerelerde gemilerin “İran ordusuyla koordineli geçmesi karşılığında, Tahran’a önemli bir gelir sağlanması” söz konusu. Bu gerçekleşirse İran’ın bölge ülkeleri ve küresel ekonomi üzerindeki nüfuzu ciddi oranda artacak.
ABD/İsrail’in İran’a saldırıları ABD’nin güvenilirliğini zayıflattı; Rusya’yı ve Çin’i ve Tahran’daki sertlik yanlılarını güçlendirdi; NATO içindeki ilişkiler gerginleşti; Hizbullah ve Husiler hakkındaki belirsizlik sürüyor.