ABD/İsrail ile İran arasında 8 Nisan’da varılan 15 günlük ateşkesin sonuna yaklaşılırken, ABD Başkanı Donald Trump’ın 22 Nisan’da “İran liderlerinin görüşmelerde ortak bir öneriye ulaşmaları için ateşkesi uzattığını” duyurması beklenmeyen bir gelişmeydi. Çünkü Trump, ateşkesin uzatılmasına karşı olduğunu daha önce söylemişti.
Bununla birlikte ateşkesin uzamasından saatler sonra, İran güçleri, Hürmüz Boğazı’nda el koyduğu iki gemiyi İran kıyılarına götürdü. İran Parlamento Başkanı ve Baş Müzakereci Muhammed Bağher Ghalibaf 22 Nisan’da “tam bir ateşkes, ancak deniz ablukasının kalkmasıyla ve dünya ekonomisini ele geçirilme çabalarının sona erdiği takdirde anlamlıdır” açıklamasıyla, kırılgan ateşkesin girdiği çıkmazdan, Trump’ın ablukasını sorumlu tutuyor. Trump’ın “savaşı bitirmek için aceleye gerek olmadığı” ifadesi de ateşkesin kırılganlığının göstergesi.
Uluslararası kaynaklar bölgede 21 ABD savaş gemisinin bulunduğunu ve bunlara 7 adet geminin daha katılacağını belirtiyorlar. Yine bu gemilerden 12 adedi İran limanlarını deniz ablukası altında tutmakla görevliler. Kırılgan ateşkes devam ederken, ABD Deniz Kuvvetleri Bakanı John Phelan’ın 22 Nisan’da görevden alınması büyük yankı yaptı. İkinci döneminde daha sert tavır takınan Trump, bunu uyuşturucu kaçakçısı gemilere ve Venezuela’ya operasyon ile Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılmasında gösterdi. Şimdi de ABD/İsrail’in İran’a saldırıları takip ediliyor. Trump’ın ikinci döneminin başlangıcından itibaren sert askerî operasyonlar, ordunun merkezi Pentagon’da üst düzey askerler arasında da tartışmalara yol açtığı biliniyor. Savunma Bakanlığı’nın isminin Savaş Bakanlığı şeklinde değiştirilmesi, “Savaş Bakanı Pete Hegseth’in Genel Kurmay Başkanı Randy George’u 2 Nisan’da görevden alması ve George’la Kara Kuvvetleri Bakanı Dan Driscoll arasında giderek artan gerilimler de mevcuttu.” Tüm bu gelişmeler, İran’la savaş sürerken Pentagon’da kaos ortamına ya da belirsiz bir stratejiye işaret ediyor.
Diğer taraftan Hürmüz Boğazı’nın kontrolü, ABD’nin savaşı başlatma sebeplerinden değil. Çünkü Hürmüz, savaştan önce uluslararası açık su yoluydu. Ancak İran’ın Hürmüz’ü kapatması, savaşın en önemli meselesi hâline getirdi. “Trump ise 22 Nisan’da ABD Donanması’nın izni olmadan Hürmüz’den hiçbir geminin geçiş yapamayacağını ve bir anlaşmaya varana kadar Hürmüz’ün kapalı olacağını” yineledi. Buna rağmen “ABD ablukasının, İran’ı Hürmüz’ü yeniden açmaya ve Washington’un önerdiği teslimiyet şartlarını kabul etmeye ikna edebileceği düşüncesi” de yersiz görülüyor. The New York Times’ın 22 Nisan’daki haberinde “Washington’un Venezuela ve Küba’ya uyguladığı ablukalardan sonuç alamadığını ve ekonomik anlamda yıpratabilir, ama İran üzerinde de ablukanın etkili olmayacağını” yazdı. Savaşın veya kırılgan ateşkesin devamı, ABD ve küresel ekonomi için olumsuz sonuçlarının da devamı anlamındadır. Bölgenin petrol üreticisi ülkeleri için de olumsuz neticeler geçerli. Hatta uzun süreli abluka, piyasalar için daha da artan fiyatlar demektir. Trump yönetiminin, ABD Kasım 2026’da yapılacak ara seçimlerde, savaş kaynaklı negatif ekonomik gidişatı sonucunu kaybedilmiş oylarla göreceği kuvvetle muhtemeldir.
Savaşta, Hürmüz tek sorun değil. İki tarafın birbirine şüphe ve güvensizlikleri mevcut. ABD, İran’ın nükleer programına şüphesini sürdürürken, ABD/İsrail’e karşı İran’ın vekil unsurları desteklediği güvensizliğini ileri sürüyor. İran da ABD’nin 2018’de Nükleer Anlaşma’dan tek taraflı çekilmesini ve müzakereler esnasında ABD/İsrail’in saldırılarını örnek gösteriyor. Kırılgan ateşkesin uzaması olumlu olmakla birlikte riskli görülüyor. Ateşkes, savaş dışılık, ama barış dışılık anlamına da geliyor. Neticede kırılgan ateşkes söz konusu.