ABD/İsrail’in İran’a 28 Şubat 2026’da başlayan saldırıları hakkında, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun itirafını, Daily Mail 2 Mart’taki nüshasında “Rubio’nun İsrail’in ABD’yi İran’la savaşa zorladığını itirafı öfkeye sebep oldu: Olabilecek en kötü şey”, başlığıyla haberleştirdi.
Yani ABD’nin İran’ı hegemonik gücüyle engellemek yerine, İsrail’in saldırılarına katılması “olabilecek en kötü şey” olarak değerlendiriliyor.
ABD’nin saldırılarda yer alması “Önce İsrail” gündeminden kaynaklanıyor. “Önce İsrail,” Tel-Aviv’in her türlü talepleri dinî/siyasî muhtevalı Evanjelizm’e dayandırılıyor. ABD’de siyasal Hıristiyanlığın başında gelen Evanjelikler, ABD Başkanı Donald Trump’ın en önemli destekçilerinden. Ancak İran’a saldırılarla birlikte, Trump’ın İsrail’i destekleyen politikalarına toplumsal destek giderek azalıyor. Trump yönetimi ise, azalan desteği durdurmak için baskıcı kanunlara ihtiyaç duyuyor.
ABD/İsrail’in İran’a saldırılarının hemen ardından yapılan anketlerde ABD’lilerin çoğunluğu savaş istemiyor. Reuters/Ipsos’un 01 Mart’daki anketine göre, “ABD’lilerin dörtte biri ABD’lilerin İran’a yönelik saldırılarını destekliyor. Katılımcıların %43’ü saldırılara karşı çıkarken, destekleyenler %27 oranında. Kararsızlar ise, %29.” İsrail-İran arasında Haziran 2025’te yapılan 12 günlük füze savaşında bile, ABD’lilerin savaşa desteği %36 iken, %45’i aleyhteydi. Haziran 2025 savaşıyla karşılaştırıldığında, 28 Şubat 2026’da başlayan İran’a saldırılarda ABD’lilerin desteği düşmüş durumda.
Trump’a kendi partisi “Cumhuriyetçiler’den de destek azaldı. Cumhuriyetçiler’in Haziran 2025 savaşına desteği %69’du. Şu anki İran saldırılarına destekleri %55’e geriledi”. İran’da ABD kayıplarının ve petrol fiyatlarının artmasıyla, Cumhuriyetçiler’in görüşlerinde değişiklikler olacağı muhtemeldir.
Diğer taraftan İran’a saldırılarda Demokratlar’ın lider kadrolarındaki sessizlik dikkat çekiyor. Fakat Demokrat seçmenin sadece yüzde 13’ünün İran operasyonlarını desteklediği belirtiliyor. Böylece Demokratlar’ın üst yöneticileriyle, seçmen tabanı arasında bir görüş ayrılığı olduğu anlaşılıyor. Aslında ABD’de yönetici/siyasî elitlerin İran’la geçmiş yıllara dayanan hesaplaşmayı önceledikleri, ama seçmenlerin büyük kısmının bu hesaplaşmadan uzak olduklarına dair politik görünüm söz konusu.
Siyasîlerle seçmen kitlesi arasındaki farklılık, Trump’ın İran’la savaş hakkında verdiği demeçlere de yansıyor. Trump, 28 Şubat Washington Post’a “İran halkı için özgürlük,” 2 Mart’da New York Times “İran’ı yönetmek için dört veya beş hafta, üç mükemmel seçenek,” 06 Mart’da Axios’a “Anlaşma iki veya üç gün içinde tamamlanabilecek,” Social Truth’taki mesajlarında ise, çok daha savaşçı bir tavırla beyanat verdi. Trump’ın açıklamalarının günlük değişkenlik göstermesi, Kasım 2026’da gerçekleştirilecek ABD ara seçimleri hakkındaki ihtiyatlılığına yorumlanıyor. Ayrıca Trump’ın bu tutumunda, “ABD başkanı Jimy Carter (1977-1981) döneminden beri, ABD’yi rahatsız eden İran sorununu çözdüğünü göstermek istiyor.” Ancak bu çözüme nasıl ulaşabileceği hususunda belirsizlikler mevcut. Zikredilen belirsizlikler Trump yönetimi “İran dinî lideri, üst düzey kademesi ve sivilleri öldürerek, İran’ın laiklikten uzak veya rejimin taraftarlarını konsolide etti.”
ABD/İsrail’in İran’a saldırıları, ABD’nin 2003’teki Irak’ı işgaliyle karşılaştırıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Irak’ın 2003’teki işgalinde, ABD’lilerin yüzde 72’si destek vermiş ve ABD milliyetçiliği güçlenmişti. Ancak anketlere göre, İran’a saldırılarda ABD toplumu 2003’ten çok daha farklı düşünüyor. Hatta Trump’ın önemli seçmen tabanı MAGA’dan (Make America Great Again-Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) da savaş isteyen “İsrail’e karşı” eleştiriler geliyor.
ABD’de 6 milyondan fazla üyesi bulunan İsrail yanlısı en önemli lobi kuruluşlarından AIPAC’in Demokratlar ve Cumhuriyetçiler içerisindeki etkisi azalıyor. Her iki partiden artık AIPAC’in desteğini istemeyenler artıyor.
ABD’de Trump/Savaş/İsrail karşıtlığı yükselişte.