"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Vefa timsali: Hasan Atıf Egemen

17 Temmuz 2019, Çarşamba
Hasan Atıf Egemen 1900 yılında Sinop’ta dünyaya gelir.

Defalarca Bediüzzaman’la görüşme bahtiyarlığına erer. Cesareti, ihlâs ve sadâkatiyle kısa zamanda haslar dairesine girer. Üstadın ifadesiyle Hüsrev ve kahraman Tâhirî’nin bir üçüncüsü olur. Risalelerin birçok yerinde adı anılır. Hizmet hayatı daha çok Aydın taraflarında geçtiğinden, Risalelerin bazı yerlerinde ismi “Aydınlı Hasan” olarak geçer. Kastamonu Lâhikasında “Kürt Atıf” olarak anılır. Bunun ilginç bir hikâyesi vardır. 1930’lu yıllarda Denizli’de hizmet ederken tutuklanır. Vali “Kürt Atıf sensin ha?” diyerek hakaretamiz sözler söyler. Atıf o gün ilk kez kendine böyle hitap edildiğine şahit olur. Emniyet Üstada ‘Kürt Atıf’ı sorar. Üstad bir yanlışı düzelterek cevaplar. “Atıf Kürt değil, fakat talebemdir. O da benim gibi dünya ile alâkasızdır.”

1930’lu yıllarda sağlık gerekçesiyle Ege’ye yerleşir. O günlerde Nazilli’de bulunan Mehmet ve Denizli’li Yakup Cemal vesilesiyle Risaleleri tanır. Afyon-Sandıklı civarında aşk ve şevkle hizmet etmeye başlar. Güzel yazısıyla gönüllere taht kurar. 1943 yılında Denizli’nin Homa Kasabası’na gelerek Nur hizmetini başlatır. Mehmed Ali Çakıcı ile derin bir dostluk kurarak hizmeti ihya ederler. 

Bilâhare Çakıcı’nın kardeşiyle evlenerek dostluğa bir de akrabalık katar.

Bazı dinî çevreler hükümetle işbirliği yaparak Üstad ve Atıf’ın nezdinde Nur Talebelerini sıkıştırmaya çalışır. Gelişen hizmetten rahatsız olanlar sadece hacı ve hocalar değildir. Emniyet de tehlikenin (!) farkındadır. Nitekim bir başçavuş Denizli Hapsine sebep olacak olayların tetiğini çeker. Allah aşkıyla dopdolu olduğunu söyleyerek Atıf’tan Risale ister. Atıf başlangıçta hayır dese de ısrarlara dayanamayarak kabul eder. Başçavuş karakterinin gereğini yapar; kitabı delil göstererek savcılığa suç duyurusunda bulunur. Üstadın ‘hoca bozması kıskançlar’ dediği vaiz ve müftü de başçavuşun kumpasına destek verince olay büyüyerek savcılığa intikal eder. Eski bir medrese hocası olan Savcı olayı örtbas etmeye çalışsa da Valinin ısrarı üzerine soruşturma açılarak Nur Talebeleri tutuklanır.

Üstad olaydan haberdar olunca üzüntüsünü dile getirir. “Hafız-ı Hakikî’nin hıfzına dayanıp telâş etmeyiniz. Fakat ihtiyat ediniz. Hapsolan Atıf ve arkadaşlarına teselli veriniz ve merak etmesinler.” Bazılarının habbeyi kubbe yapıp tutuklama dalgası başlatacağından endişelenir. “Kemal-i ferah ve istirahatla ‘Görelim Mevlâ neyler, neylerse güzel eyler’ deyip kemal-i teslimiyetle müsterih olduk. Siz de öyle olunuz, fütur getirmeyiniz.” diyerek teselli eder. Üstad endişelerinde haklı çıkar. Homa’dan sonra kendisi ve diğer şehirlerdeki talebeleri de tutuklanarak Denizli’ye getirilir. Hapse girer girmez talebelerini uyarır. “Hadiseye sebebiyet verenlere itap etmeyiniz. Bu musîbetin geniş ve dehşetli planı çoktan kurulmuştu. Fakat manen pek çok hafif geldi. İnşallah çabuk geçer.”

Üstad her ne kadar maznunları teskin etmeye çalışsa da Atıf olaydan çok etkilenir. Kendisi yüzünden Üstad ve talebelerinin mağdur olduğunu düşünerek üzülür. Oysa Üstad olayların perde arkasını görmektedir. Zamanın ruhunu iyi okumaktadır. Atıf’ı teselli eder. “Merak etmesin ve müteessir olmasın. O da bir kaza-i İlâhî’dir. İnşaallah, Risale-i Nur’un lehine dönecektir.” Üstadın dediği çıkar. Başlangıçta aleyhe görünen hadise lehe döner. Başlangıcı şer görünen hadisenin akıbeti hayır olur. 9 ay sonra Üstad ve talebeleri beraat eder. Böylece Risale aleyhine açılabilecek dâvâların önü kesilmiş olur.

Bediüzzaman defalarca zehirlenir. Bunlardan en dramatik olanları Denizli Hapsinde gerçekleşir. 

Atıf, bunlardan birine şahit olur. O gün Üstad ıztırap içinde Atıf’dan yardım ister. O da gereğini yapar. Böylece şifa bulur, duâlar ederek teşekkür eder.

Tahir Mutlu: Bir kutlu fail

Homa’da Beşinci Şuâ’nın ele geçirildiği günlerde Üstadın arzusu Miftahu’l-İman olmasına rağmen Yedinci Şuâ Tahiri Mutlu tarafından tab ettirilir. Yapılan baskında Beşinci Şuâ olduğu zannıyla el konulur. Dolayısıyla dosyalar birleştirilir. Tahiri gibi denge ve sadâkat timsali birinin böyle bir karışıklığın içinde olmasının gerçekte derin hikmetleri vardır. Görünüşte hata olarak algılanan davranışının altında Hz. Ali’nin kerameti saklıdır. 

Nitekim Hz. Ali Âyetü’l-Kübrâ Risalesi dolayısıyla Denizli Hapsinin gerçekleşeceğini, yine aynı eserle hapisten kurtulunacağını belirtmiştir.

Hapsin ilk günlerinde Atıf rüya görür. “Dokuz ay, on gün yatacağız. Sonra hapisten günahsız olarak çıkacaksınız.” diye müjde verir. Müjdesi gerçekleşir ve tahliye olurlar.

Hapiste talebelere dağıtılmak üzere Atıf’a dışarıdan para gönderilir. Üstad da teberrüken alın, der. Atıf’ın İbrahim Fakazlı ile arası çok iyidir. Paraları Fakazlı’ya dağıttırır. Tahliye oldukları gün Atıf, Mustafa Kocayaka ve Fakazlı ile kahvehane buluşur. Fakazlı’yı Kocayaka ile tanıştırır. Kocayaka Denizli esnafından hayırsever bir Nur Talebesidir. Önünde mendil içinde deste deste para vardır. İhtiyaç sahiplerine vermesi için Fakazlı’ya uzatır. O da İzzet Durgut için 36 lira alır. Israrlarına rağmen kalanına dokunmaz. Onlar işte böyle tevazu ve iktisat sahibi yaşayan evliyalardı.

AHİRETE HİCRET  

Selami Özer birkaç kez Üstadı ziyaret eder. Babası ders almak üzere Atıf’a gönderir. 3 ay eğitim alır. O günden sonra irtibatları hiç kesilmez. İzmir’in güzide Nur Talebelerinin Atıf’a karşı büyük muhabbeti vardır. Onun gözlerinin önünde olmasını isterler. Vefatına iki sene kala eşiyle İzmir’e aldırırlar. 

Vefat edinceye kadar da nezaret ederler. Bir yıl kadar Özer’in evinde kalır. Ayşe Anne “Dağ dağ üstünde olur, ev ev üstünde olmaz.” diye ayrılma fikrini açıklayınca onlara ayrı ev tutarlar. Bir yıl kadar da bu evde kalırlar.

Atıf hastanede ağırlaşmıştır. Selami Özer ve Mustafa Birlik durumu Sabri Karagöz ile paylaşırlar. “Atıf Ağabeye ‘Nereye defnedelim?’ diye bir soruversen.” Sabri’ye zor bir görev düşmüştür. Şimdi ne desin Atıf’a. Atıf’a varır. Epey sohbet etmelerine rağmen konuyu bir türlü kabristan meselesine getiremez. Tam kapıdan çıkarken Atıf “Sabri!” diye seslenir. “Arkadaşlarla ne konuştun?” “Hocam, A. Feyzi Ağabey, ‘Arzu eden yanıma gelebilir’ demiş.” “İyi madem, onların dediği gibi olsun.” Bir hafta sonra 27.04.1988 tarihinde dünyasını değiştirir. Mustafa Birlik ve birkaç Nur Talebesi mevtayı alıp Camiye getirirler. Haberi işiten koşar. 

Dışardan gelenlerle birlikte büyük bir kalabalık oluşur. O gün Osman Demirci Hoca bu kalabalık karşısında Atıf’ın makamını bir cümlede özetler. “Ey kardeşlerim! Hiç keramet aramayın, şu kalabalığa bakın yeter.” Vasiyeti üzerine namazını Mustafa Tezcan kıldırır. 

Çamlık’ta A. Feyzi Kul’un yanında ebedî istirahatgâhına çekilir.

Okunma Sayısı: 1444
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Özcan Yurtsever

    31.7.2019 10:51:46

    Atıf Abi uzun boyluydu ve parmakları uzundu yani sanatkâr ruhluydu.Ben de 1982'lerde ziyaret etmiştim.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı