"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Buralar çok derin, çocuklar gelmeyin!

25 Aralık 2019, Çarşamba
Dilsizdir merhamet, söyler sözünü çocukların kalbinden. Yaşlı gözlerinin değdiği yerlerde yeşeren… Kitabın orta yerinden konuşur gibi yükselen… Kulaklar kapansa da kapanmaz vicdandaki sayfa. Gözler kapansa da acılar görünür gönülde. Dünya kör, sağır, dilsiz, elsiz, ayaksız, gönülsüz, vicdansız. Merhamet ve adaletin olmadığı bir dünyaya doğuyor çocuklar.

Doğu Türkistan’da, Myammar’da, Yemen’de, Filistin’de Suriye’de... Dünyanın dört bir tarafında çağın vicdanı kadınlar ağlatılıyor, kanları akıtılıyor. Cennet anaların ayakları altında, ama zalimlerin ayakları altında inliyor. Kadınlar dünyanın eli, dili, kalbi, vicdanı. Kadınlar dünyanın kandili, erkeğin kalp aydınlığı. Kadınların elleri ve kalpleri kırıldı, dilleri tutuldu. Kandil sönüyor, erkeklerin kalbi kararıyor, yeryüzü zindana dönüyor. Kadının nuru dünyadan çekiliyor, insanlık çöküyor. Merhemdir merhamet, yeryüzü yaralı kalplerle dolu. Dünya merhemini arıyor, insan gün gün eriyor.

Peygamberlerin kanıyla tartılır masumların gözyaşı. Artık mevsimler çok sıcak, havada kardeşkanı kokusu var. Bedenler parçalanıyor, ekmeğimize kan, kardeşliğimize can doğranıyor. Mazlumlar zalimleri Allah’a şikâyet ediyor, merhametine sığınıyor. Sen de duymayınca ey Anadolu, zulmü Allah’a havale etmek kalıyor.

Masumlar, mazlumlar, yoksullar darasıdır dünyanın. Dünyanın darası düştü, masumlar, yoksullar ölüyor. Merhametin kalesi düştü, insanlık adım adım çözülüyor. Masumların çığlığı zalimlerin naralarında kayboluyor.

Kekik kokusu karışıyor kemik kokusuna Myammar’da. Boyunları bükülüyor fesleğenlerin, dal dal çocukların. Çocuklar arkadaşlarının arasında, meleklerin yanında. Yoksullar buğdayla ekmek, mazlumlar örsle çekiç arasında. Demirci İbrahim Peygamber ateşler içinde kahırdan eriyor Urfa’da.

Değmiyor süslü dünya zenci kadınların bir ahına. Değmiyor denizler çocukların bir damla gözyaşına. Tartmıyor terazi gözyaşının yasını, ağrının ağırlığını. Dünyaya maya çalmıştır masumların denize karışan gözyaşları. Bekle bizi dünya, mayanın tutmasına az kaldı.

Merhamet ey Rabbim merhamet, merhamet Sana emanet. Ölümden öte köy, Anadolu’dan öte vatan yok, Rabbim merhamet…

Mazlumlar gölgesini bilinmez bir dosta bırakıp göçüyor dünyadan. Hakkını Anadolu’ya bırakmış çekip gidiyor buralardan. Anadolu şefkatli bir anasın sen dünyayı sarıp sarmalayan.

Merhametli bir babasın sen mazluma sahip çıkan. Ekmeğini bölüşen, kalbini paylaşan, güneş gibi ısıtan, ay gibi ışıtan. Ateşler içinde kalanlar için ağaçsın gölgesinde oturulan.

Dünya çetin bir kıştan geçiyor, baharı sen getireceksin. Çürümüş kalpleri sen dirilteceksin, çiçeklere hayat vereceksin. Güneş gitti, ay söndü, dünya karanlığa gömüldü. Güneşi ufukların arkasından sen getireceksin, kıyı görüldü. Kaleminle kalpleri işleyeceksin, merhamet devşireceksin. Mızrağın mızrap olacak, ninniler söyleyeceksin, kalplere iyi geleceksin.

Ufka bak, Nuh bandralı gemiler geliyor Ağrı Dağı’ndan. Bağrında Yunuslar, Musalar, Mustafalar taşıyan. Kâğıttan gemiler, ağaçtan atlar yapalım dostlar. Limanda mülteci çocuklar, mahzun kadınlar var. Doğu Türkistan’da insanlık tırpanlanmış. Suriye’de bir çocuğun hayalleri çalınmış. Filistin’de bir kadının rüyaları yakılmış. Anadolu’da bir anneyi evlât acısı yıkmış. 

Bütün dünya karşında olsa da hüzünlenme, gayrı korkma. Musa’nın asası, Yunus’un balığı, İbrahim’in karıncası yanında. Hz. Muhammed Mustafa’nın (asm) devesi seni bekliyor mağarada. Örümcek ağını örmüş, güvercin yumurtayı bırakmış. Varsın tetikte beklesin akrepler, yılanlar, çıyanlar. Hazırlansın, ateşler, denizler, kuyular, zindanlar, boykotlar. Mazlumlar, yoksullar senden gelecek merhameti bekliyor. 

 Ve sen Zübeyir olacaksın. “Vazifen; dikenler arasında güller toplayacaksın. Ayağın çıplaktır batacak, elin çıplaktır kanayacak…Ve sen buna sevineceksin. Firavun kucağında büyüyen çocuk Musaları safına alacaksın. Aldığın için dövecekler, konuştuğun için zindana atacaklar. Ve sen buna memnun olacaksın. Çöllere sürülsen kanınla ağaç yetiştireceksin. Kutuplara sürülsen ısınla sebze yetiştireceksin. Yeşilliği sevmeyenler olacak yakacaklar, yıkacaklar. Ve sen bunu sabırla seyredeceksin. Karanlık zindanlara sokarlarsa ışık, paslı vicdanları görürsen ümit, imansız kalplere rastlarsan nur vereceksin. Sen verdiğin için suç, sen getirdiği için ceza, sen konuştuğun için mahkûm olacaksın. Ve sen buna şükredeceksin. Anadan, yardan, serden ayrılacaksın. Damla iken deniz, nefes iken tayfun olacaksın. Derdini yazmak için derini kâğıt, kanını mürekkep edeceksin. Kimse ile görüştürmezlerse Mmecnun olup çöllere düşeceksin. Leyla arar gibi Nur arayanları bulacaksın. Bulamazsan üzülmeyeceksin…”

Okunma Sayısı: 2287
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı