"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Deprem İlâhî ikaz değil mi?

Ömer Faruk ÖZAYDIN
08 Kasım 2020, Pazar
Yine deprem ve yine can kayıpları; yıkılan binalar, sakat, kötürüm kalabilecek yaralılar, dağılan evler, göz yaşı ve toz toprak içinde umutla bekleyen gözler..

Kurtarma ekipleri, yardım kampanyaları ve hükûmetlerin bildik hamaset vaadleri..

Gündemden düşmeyen depreme dayanıklı projeler, her seçimde oya kurban edilen şehirleşme planları, orman yangınları sonunda yangın yerine yapılan villalar, sadece kârını düşünüp demirden çimentodan çalan para gözlü müteahhitler..

‘99 dempreminde toplanan, rutine bağlanan ve nereye harcandığı belli olmayan deprem vergileri..

Bunlar hep yazılıp çiziliyor, ancak depremden daha yıkıcı ve yakıcı bir problemimiz var ki, ah iman, vah iman..

Korkusu ve sarsıntısı uzun seneler yürekten çıkmayan deprem, dünya hayatına yaralar açabilir bir felâket iken, imansızlık yarasının, hele ki gafletten gelen bir sarhoşlukla acısı yürekte hissedilmezse tedavisi ve telâfisi de çok zor. Dünya depremi evimizi başımıza yıkarken bu deprem ebedî hayatımızın damını başımıza yıkıyor. Burada beş on senelik eziyetli bir hayata bedel orada milyon seneler külfetsiz ve daimî bir hayatı tehdit ediyor.

Öyle ki; fen ve felsefeden gelen ve insanlığı helâkete sürükleyen bu illet, Müslümanları da enfekte ediyor.

Yine bir deprem sonrası yaralar henüz sarılmamış, enkaz yığınları altında belki hayat varken ve yine zina, bina tartışmaları ve yine Rububiyeti devre dışı bırakma gayretleri, hattâ istihzâ çabaları.

Ne yazık ki bu dalâlette olanlar kendileri ebedî bir helâkete giderken sürükledikleri dindarların onlara iltihak etmeleri ise en acı bir yara.

TÜFEĞİN TETİKLEYENİ YOK MU?

Deniliyor ki; “Yer altında biriken gaz ve madenlerin harekete geçmesi tabiî bir hadîsedir, nasıl bunu günahlara, isyanlara verirsiniz?”

Gariptir ki 17 Ağustos depreminde hutbelere kadar inen bu batıl düşünce, avam-ı müslimini de tesiri altına aldı ki, ara sıra derslere gidenler dahi bu dehşetengiz zehirlemelerden nasib aldılar. Öyle ki gazetemizin imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular Ağabey; “Deprem İlâhî ikazdır” dediği için basın yoluyla halkı tahrik ettiği iddiasıyla 2 sene 1 gün ceza aldı. Zira birilerinin dalâlet ve zulümleri ortaya çıkıyordu ki en üst perdeden ceza verdiler.

Haydi ehl-i dalâleti geçtik, peki ya her gün yüz- lerce defa “La İlahe illallah ve hüve âlâ külli şeyin kadir” diyen Müslüman nasıl bu şirk kokan inançsızlıktan pay alabilir?

Hâlbuki “Allah’ı bilmek, bütün kâinata ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz’î ve küllî herşey onun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradesiyle olduğuna kat’î iman etmek ve mülkünde hiçbir şeriki olmadığına ve “Lâ ilahe illallah” kelime-i kudsiyesine, hakikatlarına iman etmek, kalben tasdik etmekle olur.

Yoksa “bir Allah var” deyip, bütün mülkünü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnad etmek, hâşâ hadsiz şerikleri hükmünde esbabı merci’ tanımak ve herşeyin yanında hazır irade ve ilmini bilmemek (..) elbette hiçbir cihette Allah’a iman hakikatı onda yoktur.”1

İşte deprem de Cenab-ı Hakk’ın kabza-i tasarrufunda bulunan yine O’nun emriyle harekete geçen (gaz, maden) unsurlarının bir neticesidir.

Fakat bu esbap silsilesinin tesadüf ve failsiz bir iş olduğunu düşünmek bir tarafa “bu Rabbimin âyetlerindendir” diyenlere saldırmak, hattâ hapislere atmak nasıl bir gaflet ve hıyanettir anlamak çok zor.

Meselâ; “Bir adam bir tüfek ile birisini vurdu. Vuran adama hiç bakılmasa, yalnız fişekteki barutun ateş alması noktasına hasr-ı nazar edip, bîçare maktûlün büsbütün hukukunu zayi’ etmek; ne derece belâhet ve divaneliktir. Aynen öyle de: Kadîr-i Zülcelal’in musahhar bir memuru, belki bir gemisi, bir tayyaresi olan küre-i arzın içinde bulunan ve hikmet ve irade ile iddihar edilen bir bombayı, ehl-i gaflet ve tuğyanı uyandırmak için “ateşlendir” diye olan emr-i Rabbanî’yi unutmak ve tabiata sapmak, hamakatın en eşneidir.” 2

Aslında mesele çok net; yapılan zulümleri göz ardı ederek siyaset veya dinsizlik taraftarlığıyla gazab-ı İlâhî’yi üstüne almamak.

“Umumî musîbet, ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle; ekser nâsın o zalim eşhasın harekâtına fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla manen iştirak eder, musîbet-i âmmeye sebebiyet verir.” 3

Derdimiz budur, siyaset değil!

Dipnotlar:

1- Emirdağ Lâhikası. 2- 3. Sözler.

Okunma Sayısı: 1865
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali

    8.11.2020 12:43:44

    Kur'ani tesellilere eyvallah ve şükür.Amma sebep olanlar; katil,maktülle geçiştirilecek şeyler değil. " kul ve kamu hakkı HUKUKULLAHTIR" Umumi belalara sebep olanlar zinciri; reis tbmm bakan, mühendis odası belediye reisi muhtar mütahid ve MALİK hukukullahı çiğnedi. Bu musibet; YE'S denen kanserimizi 1.dereceye ulaştırıp umumileştiriyor.Dünyanın gözünde bizi en alt sınıfa düşürüyor.Ye's ve ümiti bayrak yapanlar; devletimiz yapar eder diyemez.Bu devlet 18 yıldır dindar İslamcılar tarafından yönetiliyor.Biz şucuyuz diye oluşan ye's ve adam olmayız algısından sıyrılamayız.Sorarlar; her şeyin çıkışını işaret eden eserlerinizin etkisi ve yetkisi nerde? O zaman benim oğlum bina okur döner döner yine okur döngüsüne gireriz ve hiçbir laf bu hakikatı tersine çeviremez.Dilimiz yalama olur..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı