Vefatının 5. senesinde, onun aramızda olmayışını daha iyi hissediyoruz.
Onlar kahramandılar. Öyle bir halka teşkil etmişlerdi. Zübeyir Ağabeyin etrafında toplanan o halkada, kimler yoktu ki? Mehmed Fırıncı, Mehmed Emin Birinci, Mehmed Kutlular, Ahmed Gümüş, Hakkı Yavuztürk, Üzeyir Şenler, vs. Aklıma ilk anda gelen isimler bunlar. Onların hepsinin de, farklı hususiyeti vardı. Ve esas gayeleri olan iman-Kur'ân hizmetine canhıraş bir hâlde koşuyor, koşturuyorlardı...
O günleri, bu günlerle mukayese etmeyin haa... Şimdiki gibi rahatlık yoktu, konfor yoktu. Ne üstadın isminden, ne de risalelerden, doğrudan bahsetmek, kanunsuz olsa da, yasaktı. O hâllerde bile onlar, kahramanca hizmetlerini yerine getiriyorlardı. Onların hemen hemen hepsiyle de muarefemiz ve musahebemiz oldu. Hepsi de şu anda, rahmet-i Rahman'a vâsıl olmuş vaziyetteler.
İşte, onlardan birisi olan Ahmed Gümüş ağabey, babamın hem aynı köylüsü, hem de uzaktan akrabasıydı. Onunla ilk def'a, babamın köyü olan Ermenek’in Tepebaşı köyünde iken 1971 senesinde mülâkî olmuştum. Köylüler ona "O Nurcudur, kahveye çıkmaz, kimsenin yanına pek gelmez" dediler. Bu benim dikkatimi celb etti ve hemen tanışmak için yanına gittim. Konuşunca ve beni de anlayınca çok sevindi. Biraz konuşup, sohbet ettik. Sonraki senelerde, İstanbul’a gittikçe görüşüyorduk. Kutlular Ağabey ile de iyi arkadaştılar. Ahmed Ağabey, vefat etmeden bir kaç sene önce bana bir resim gösterdi. Baktım, Kutlular Ağabey, hamak gibi bir uzun salıncakta, ayaklarını uzatmış yatıyor. "Tanıdın mı bu kim?" dedi. "Kutlular Ağabey, istirahat ediyor" dedim. Yüzü çok gülmezdi ama tebessüm etti.
"Hasan Aktunç (Balıkesirli 'Kırkpınarlı Hasan' mahlasıyla güreş tefrikası yazan ağabeyimiz) ile güreşe tutuştular, Hasan Ağabey onu mağlûb etti. Üstelik de, müessif bir kaza oldu, Kutluların ayağı kırıldı" dedi. Benim şaşkınlığımı görünce, "Al bu sende hatıra kalsın," dedi.
Bu değişik Kutlular Ağabey resmini hatıra olarak saklıyordum. Bir gün içimden dedim ki;"Yahu, bu resmi ben Kutlular Ağabeye vereyim" ve bir gün bir araya geldik, baş başaydık. Resmi çıkardım.
"Tanıdın mı?"
Şöyle bir baktı, o tok sesiyle sordu:
"Nereden buldun bunu?"
İkimizin lâtifeleşmesi başka olurdu.
"He, hem güreşte mağlûb ol, ayağın kırılsın, hem de, nereden buldun de."
Bir güldü. Biraz daha konuştuk. Ahmed Ağabeyin verdiğini söyledim.
"Ahmed de, nereden bulmuş bunu?" dedi. Biraz daha konuştuk.
Kutlular Ağabeyin vefatından sonra, her sene, aklıma gelen bir hatırayı, onu yâ'd etmek bakımından yazarım. Bu sene de, bunu yazmayı aklıma koyunca, o resmi de, Kutlular ağabeyin hanımından isteyip, "Makalede yer alsın" düşüncesiyle, Nevin Ablayı aradım. Vaziyeti anlattım. "Tamam Osman kardeş, bir bakayım arayayım, haber ederim sana" dedi. Bir kaç gün sonra aradı."Osman kardeş çok aradım, ama maalesef bulamadım!" dedi. Müteessir oldum, ama ne yapalım işte, nâsib değilmiş. Makale, resimsiz de olsa, Kutlular Ağabeyimizi, vefat gününde, rahmetle yâ'd etmiş olduk