"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şu İftar, hem de Sahur Programlarımız…

Orhan Ali YILMAZ
30 Mart 2024, Cumartesi
Televizyon kanallarında yayınlanan şu İftar ve Sahur Programlarını izliyoruz hepimiz, ister istemez, şu devlet kanalları başta olmak üzere diğer bütün tv kanallarında.. şu sâkitâne, hem de sessizce…

Hemen hepsi, şu Kur’ân tilâveti ile başlıyor veya devam ediyor ya da bitiyorlar…

Elbette gayet güzel, hem de istihsan edilecek bir uygulama…

Sonrasında ise, genellikle ya bir “uzman” ya da “akademisyen” veyahut bir “yazar” konuk ediliyor, şu dini bir konu ya da konular üzerinde sohbetler ediliyor…

Konuların içeriğine, şu muhtevasına baktığımızda ise gördüğümüz; çoğunlukla, yaşanılan, hâlihazır şu gündemden ya tamamen kopuk veyahut onun pek uzağında, milletin yaşadığı şu maddî ve de mânevî sıkıntılara tercüman ol(a)mayan, onlara çözüm üret(e)meyen, “tasavvufî” ya da şu “felsefî” ağırlıklı, “kalbî” veyahut “aklî” vurgu ve de tonlamaların “ağır bastığı” muhtevalar genellikle bunlar…

Öyle olunca da, onları izleyen ya da dinleyen pek çok insan, kendi zihninde şunu düşünmeden, hem de iç dünyasında şu soruyu kendine sormadan edemiyor: “Ben, yalnız şu ‘akıldan’ ya da ‘kalpten’ mi ibaretim; hem neden ille de bu ayrılık, neden bu düalizm, neden bu ikilem?..”

Üstâdımız, tam yüz yıl önce, bu “düalizme” bir çözüm önermişti aslında, şu Meşrûtiyet ve de Hürriyet’in başında…

Hem de gâyet veciz, “esaslı” bir çözüm…

“Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünûn-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervâz eder. İftirak ettikleri vakit; birincisinde taassup, ikincisinde hile ve şüphe tevellüd eder…”

Programlarda en çok işlenen konu, “Ramazan Ayı’ının Anlamı ve Önemi” üzerine…

Dikkat ediyorum, Risale-i Nur Külliyâtı’ndan, Üstâdımızdan, hemen hemen hiç iktibas yapılmıyor veya eğer iktibas yapılıyorsa da, her nedense, özellikle, isim ve kaynak belirtmemek, izhar “edilmemek” hususunda, hem konuşmacılar, hem sunucular, hem de şu konuklar tarafından, -sanki, büyük ve de geniş mayınlı bir sahada yürüyorlarmış gibi, sanki her an bir mayına basacaklarmış gibi- çok azamî bir dikkat, bir uyanıklık, hem de “gayret” sarf ediliyor…

Özellikle, “devlet”, hem de “devletleşmiş” şu tv kanallarında…

Hâlbuki, şu konuklar arasında Risale-i Nurlar ile, zamanında pek ciddi haşir-neşir olmuş, o mübarek tezgâhtan geçmiş, o âb-ı hayat kaynağından doyasıya içmiş, hatta hâlen de içmeye devam eden epey de kimselerimiz, şu tanıdıklarımız var…

Bir tanesi de çıkıp diyemiyor ki, “Çağımızın büyük İslâm Âlimi ve Müfessiri Bediüzzaman Said Nursî de, bu mübarek ayla ilgili, gayet ehemmiyetli müstakil bir “Ramazan Risalesi” yazmış ve orada bu konuyla ilgili olarak diyor ki…”

Ama başka “iktibaslar” söz konusu olduğunda, her nedense, özellikle, hem de “ivedilikle”, hem isim, hem eser, hem de kaynak belirtmeyi kendilerine bir maharet, bir hüner, hem de “vazife” addediyorlar…

Okunma Sayısı: 1067
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Orhan Ali YILMAZ

    30.3.2024 16:57:31

    İsimsiz ve resimsiz paylaşımlar...

  • Müjdat Bayar

    30.3.2024 12:17:18

    Programda risalelerden istifade ediliyor.

  • Abidin

    30.3.2024 05:58:07

    Doğruyu bilmek yetmez, söylemeye ve yaşamaya irade ister; demek ki o yok!... Yüreğinize, emeğinize sağlık...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı