"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sahabe mesleği ve tarikatlar

Osman KOYUNCU
26 Ekim 2019, Cumartesi
Bazı insanlar, dünya hayatından ahiret hayatına doğru yapacağı yolculukta bir dayanak noktası ararlar.

Bazıları kalp ayağı ve hislerini yani tarikat mesleğini, bazıları da aklına güvenerek felsefe mesleğini, bazıları ise kalp, akıl ve hislerini birlikte kullanarak sahabe mesleğini tercih ederek kendine dayanak noktası yapıp hakikatlere ulaşmak isterler.

İnsan yaratılış itibariyle soyut ve somutun maksimum noktasıdır. Cismi itibariyle yani somut olarak sanat noktasından, his, akıl, duygu ve hayal gibi duygularla soyut noktadan bakıldığında insan zirvededir. Malûm olduğu üzere, somut elle tutulan maddî varlıklar, soyut ise akıl ve hayal gibi maddî olmayan şeylerdir. Genelde çocuklar ve ilimsiz avam tabakası somut düşünür, soyutu zor algılar. Çocuk, iki kere iki dört eder şeklinde öğretilmez, çünkü rakamlarla ifade soyut bir kavramdır. Ama göstererek, iki kalem iki kalem daha kaç kalem dersen çocuk bunu anlar, dört kalem der, kafasında somut bir şey oluşur ve meseleyi kavrar. Bediüzzaman, Münâzarât isimli kitabında, avam tabakasının eğitimi de çocuk gibi olmalı, yani onlar somut düşünürler. Bu soyut ve somut düşünce şekli hayatın bütün mertebelerinde hatta siyasette bile vardır. 

Avam tabakasına, dindar demokrasi, ahlâk, hürriyet, hukuk, insan hakları gibi soyut değerlerden ne dersen de anlamazlar, şu yolu, camiyi, tüneli, hastaneyi görmüyor musun? derler.

Müşrikler soyut meseleleri tam kavrayamadığından, Peygamberimize (asm), biz ilahlarımızı görüyoruz, elliyoruz, onlara yemek veriyoruz diyorlardı. 

Müşriklerde Allah’a inanıyorlardı, fakat sonsuz bir nur olarak soyut bir Allah inancı değil de kendilerinden çok uzaklarda, somut bir Allah’a inanıyorlardı ve putları Allah’a ulaşmak için aracı yapıyorlardı. İnsan, oruç tutsa, namaz kılsa bile, Allah’ı kendinden çok uzaklarda somut bir varlık olarak algılarsa imanı tam kâmil olmaz. Onun için Bediüzzaman, devamlı Allah’ı sonsuz bir Nur olarak anlatıyor, her yaratılan şeylerde onun mührünü gösterip mekândan münezzeh olarak her an yanımızda, her şeyimizi bilen, bizleri gözetleyen olarak tanıtıyor. Eğer bir ehli tarikte soyut düşünce tam olmazsa (fen ilimleri yani aklî ilimlerden çok uzak olursa) tam kâmil imana ulaşamaz. Bundan dolayı namaz kılan ve oruç tutan bazı Müslümanlar, ellerine fırsat geçince rüşvet ve zina gibi kötü yollara kolayca düşebiliyor.

Bediüzzaman, insanı kâinatın numunesi olarak görüyor ve o şekilde kıyas yapıyor, insan ve kâinatı kitabını birlikte okuyor ve okutuyor. İnsan, şu kâinatın hakikatlerinin bir özetidir ve kâinatla mukayese yapmak için yaratılmıştır.

Kâinattaki Levh-i Mahfuz’un insandaki numunesi, hafıza, misal âleminin numunesi hayal kuvveti, kâinattaki ruhanî varlıkların vücuduna delili ise öfke, şehvet ve akıl gibi kuvvelerdir, kâinatta ne varsa tamamı küçük çapta insanda vardır. 

Demek ki insan, bu büyük kâinatın maddî ve manevî bütün özelliklerini içine alan, çok küçük bir numunesidir. Yani kâinat küçülüp insan şekline girmiş, eğer insan büyüse idi bu koca kâinat kadar olurdu. Onun için Peygamberimiz (asm kendini bilen Allah’ı bilir der. Kendini bilmek koca kâinatı bilmek demektir. Bir saat tefekkür bazen bir sene ibadetten daha hayırlı olmasının sırrı budur. Tefekkür, Allah’ın isim, sıfat ve fiilleri ile kâinat kitabını okuyarak yapılır. Kâinat kitabı da ancak fen bilimleri ile bilinebilir. Fen bilimlerinin her biri de Allah’ın isimleridir. Allah’ın isimleri bilinirse Allah kâmil manada tanınabilir.

Çoğu tarikatler, kalp ayağı ve hislerle hakikate ulaşmak istediğinden bu ilmi tefekkürü yapamıyor, ancak çok nakıs olarak kalbi çalıştırabiliyorlar. Sahabe mesleği olan Risale-i Nur yolu ise hem aklı, hem kalbi, hem de hırsları tam ve mükemmel çalıştırabilir. Bediüzzaman, din ve fen ilimlerinin birlikte okutulmasını bunun için istiyor. Ayrıldıkları zaman kalpten taassup, akıldan da inkâr çıkabilir der. 

Tarikatlerde, kâmil iman yakalanmadığı zaman, keşif ve kerametlere yönelirler. Doğru yolda olup olmadıklarını test etmek isterler. Onun için keşif ve kerametler zayıf olanları teşvik için verilir. Ama sahabe mesleğinde akıl, hisler ve kalp tamamen doyduğu için, kişinin şüphesi kalmaz ve keşif ve keramet istemez. Hem tarikatler insanı Allah’ın ya bir veya birkaç ismine belki mazhar edebilir, fakat sahabe ve peygamberlik mesleği ise Allah’ın bütün isimlerine, insanın kapasitesi nispetinde mazhar eder. Yani aynanın büyüklüğü nispetinde o aynada güneş ışınları yansır. Tarikatler eskiden İslâm’a hizmet ettiler, şimdi tarikat zamanı değil, çünkü dine yapılan itirazlar ilim ve fenden geliyor, bugün tarikatler bu itirazlara cevap veremiyorlar. Bu zamanda sahabe mesleği, hem kalbî hastalıkları, hem de bütün toplumun hastalıklarını tedavi edebilir, tarikatler ise çok uzun bir yol ile belki yalnız kalbi hastalıkları tedavi edebilir. Allah’ın sonsuz isimlerinin cilveleri cisimleşerek bu koca kâinat olmuş, bu kâinat fen ve ilimsiz anlaşılamaz.

Okunma Sayısı: 1485
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ramazan ÇALIŞAN

    26.10.2019 10:51:41

    Bu hakikatlara ulaşmak ne büyük bir nimet.Bu bakış açısını yakalayamayan nice meşhur insanlar bir damlada boğulurken bizim gibi tabaka-i avamdan sayılan insanlar fikir okyanuslarını bir nefeste geçebiliyor.Bediüzzaman farkını fark ettiriyor.Osman bey yazılarınızla eşya ve hadiselere bakış açımızı değiştiriyorsunuz.Her yazınızı sabırszıkla bekliyorum.onları dosyamda arşivliyorum.Sizi sevgi hürmetle selamlıyorum. Allaha emanet olun.-Ramazan ÇALIŞAN

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı