"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Bireysel Krizlere Kur’ânî Çözümler”

Prof. Dr. İlyas Üzüm
15 Ekim 2026, Perşembe
Gerek toplumsal gerekse küresel yapıların çekirdeğinde “insan” daha doğrusu “birey” bulunduğu için- bu yazıda bireysel krizlere işaret edip Kur’ânî çözümlere dair uzaktan, birkaç küçük işaretlemede bulunmak istiyoruz.

GÖRÜŞ - Prof. Dr. İlyas Üzüm

Ekim ayının ilk haftasında, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı (İİKV) tarafından “Küresel Krizlere Kur’ânî Çözümler” konulu uluslararası bir sempozyum gerçekleştirildi. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen katılımcılar, -sempozyum kitapçığında belirtildiği üzere- “a) Yeni dünya düzeninde medeniyet tasavvuru, b) Vahiy merkezli toplum ve aile inşası, c) Modern çağın manevi ve sosyal meseleleri” ana başlıklarında önemli bildiriler sundular. “Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu” silsilesi içinde hazırlanan programda günümüzün küresel sorunlarına Risale-i Nur’un yaklaşımı da dikkate alınarak çözümler ortaya konuldu. Yeni Asya’nın da haberleştirdiği sempozyum dolayısıyla -geliştirmeye elverişli yönleri hakkında değerlendirme hanesi açık olmak şartıyla- başta İİKV olmak üzere destek veren kurumları, katılımcıları, emeği geçenleri tebrik etmek gerekiyor. Biliyoruz ki insanı ve kâinatı yaratan Rabbimizin mesajı olan Kur’ân-ı Hakim ve onun ahirzaman insanına bir dersi ve tefsiri olan Risale-i Nur dünün olduğu gibi bugünün, maddi olduğu gibi manevi olanların, bölgesel olduğu gibi küresel problemlerin çözümleriyle doludur. Bu alanda kim, ne zaman, hangi çalışma ya da çalışmaları yaparsa takdir etmek, destek olmak hakkaniyetin gereğidir. Sempozyum, -bildirilerde önemli değinmeler yapılmış olmakla beraber- ana başlığı itibariyle küresel krizlere odaklanmış, Kur’ânî çözümleri gündeme getirmiştir. Biz bu vesile ile, -gerek toplumsal gerekse küresel yapıların çekirdeğinde “insan” daha doğrusu “birey” bulunduğu için- bu yazıda bireysel krizlere işaret edip Kur’ânî çözümlere dair uzaktan, birkaç küçük işaretlemede bulunmak istiyoruz. 

Bireyin Önemi

Bilindiği üzere dünyanın coğrafî, ekonomik, siyasî ve kültürel sınırlarının dijitalleşme ve hızlı ulaşım vasıtaları dolayısıyla neredeyse görünmez hale geldiği “küresel bir dönem” yaşıyoruz. Küreselden bireysele yahut bireyselden küresele doğru bir çözümleme yaptığımız zaman merkezde “birey”in bulunduğunu görüyoruz. Birey eş ve çocuklar olarak bir araya geldiğinde aileyi oluşturduğu gibi çeşitli beraberliklerle iş yerleri, sosyal medya grupları, eğitim kurumları gibi orta düzey sosyal katmanları oluşturuyor. Sonra şehirler, bölgeler, ulus devlet ve nihayet makro-düzey olarak küresel yapı ortaya çıkıyor. Alan uzmanlarının tespitlerine göre küresel yapı ya da sistem ile birey arasındaki ilişki tek yönlü bir baskı süreci değil, sosyal katmanlar arasında sürekli devam eden karşılıklı etkileşime bağlı olarak gerçekleşiyor. Ancak bu karşılıklı münasebette bireyin son derece önemli ve belirleyici rolü olduğu görülüyor.

Kur’ân’a baktığımız zaman da onun hem bireyi hem de toplumu muhatap alan çift yönlü bir çağrısının olduğunu görüyoruz. Mesela bir ayette, “Ey insan! Seni kerîm olan Rabbine karşı aldatan nedir, O’dur seni yaratan…”1 denirken başka bir ayette toplumsal etkiye işaret edilerek “Bir toplum kendini değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez”2 mesajı veriliyor. Dolayısıyla problemleri tespitte ve çözüm üretmede hem bireyi hem toplumu hem de en geniş toplumsal katman olan küreseli dikkate almak icap ediyor.

Temel İnsanî Gerçekler

İnsanlığın içinden geçtiği dönemler, teknolojik gelişmeler açısından ciddi farklılık göstermekle beraber “insan” gerçeği, “birey gerçeği”, -diğer bir ifadeyle- “temel insanî özellikler” hiçbir zaman değişmiyor. Dün insanlar at üstünde seyahat ederken bugün sesten hızlı giden uçaklarla yolculuk yapıyor. Yine söz gelimi, insanlar dün mektupla haberleşirken bugün mesafe ayrımı söz konusu olmaksızın telefonla görüntülü olarak görüşebiliyor. Dün belli bilgilere ulaşmak büyük emek isterken bugün insanlar yapay zekâ ile anında, her çeşit bilgiye, kolayca ulaşabiliyor... Ama insan gerçeği dünyanın her bölgesinde ve zamanın her diliminde temel özellikleriyle, ihtiyaç ve beklentileri ile “aynı olma” özelliğini koruyor. İnsan nerede ve hangi şartlarda yaşarsa yaşasın, mesela aynı var oluşsal soruları soruyor, hayatın akışı içinde istemediği ya da sevmediği birçok olayla yüz yüze geliyor, her geçen gün “ölüm” denilen gerçeğe bir adım daha yaklaştığını fark ediyor... Zamanın değişmesi, ulaşım araçlarının gelişmesi, bilgi kaynaklarına ulaşmanın hızlanması insanın temel özelliklerini, mesela ölüm karşısındaki aczini, her ihtiyacını karşılamadaki fakrını sona erdirmiyor. Said Nursi -kendi üzerinden- bu gerçeği şöyle dile getiriyor: “Ey nefsim! Deme, zaman değişmiş, asır başkalaşmış; herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder, derd-i maişetle sarhoştur. Çünkü ölüm değişmiyor, firak bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peyda ediyor.”3

Kur’ân-ı Hakîm, insanı yaratan ve bilen Yaratıcının beyanı -tabir caizse insan denilen harika makinenin kullanım kılavuzu olması hasebiyle- insanı bütün özellikleriyle birlikte ele alıyor, onun bütün ihtiyaç ve isteklerini göz önünde bulunduruyor ve onun “ebedî mutluluğa” ulaşması için yol gösteriyor. 

Bireysel krizler

İçinde yaşadığımız global çağda insanın insan olmaktan kaynaklanan soru ve arayışları yanında çağın gerçeklerinden kaynaklanan birçok problem, sorun ve krizlerinin bulunduğu açıkça müşahede ediliyor. Gruplandırmaya tabi tutmaksızın zikretmek gerekirse bunlar; 

a) Ölüm ve ayrılık gerçeği, 

b) Hastalık ve musibetlere maruz kalma, 

c) Geçim sıkıntısı veya malî sorunlar, 

d) Aşırı bireyselleşme, 

f) Yalnızlık ve belirsizlik, 

g) Bilgi kirliliği, 

h) Sağlıksız beslenme, 

i) Çevre problemleri... 

gibi birçok başlıkta kendisini gösteriyor.

Bu sıkıntı yahut krizler hayatı kimi zaman alabildiğine zorlaştırırken kimi zaman çok daha derin ve kalıcı acılara yol açabiliyor. Kâinatta hikmet ve rahmet sahibi olduğu açıkça gözlenen Yaratıcı, -Said Nursî’nin ifadesiyle- “her ismin azami mertebesinden gelen Kur’ân” ile-, insanın imdadına yetişiyor. Hayatın zorluklarını kolaylaştırıyor, bireyin anlam arayışlarına rehberlik yapıyor, maddî-manevî dertlerine ilaçlar sunuyor.

Rahmet ve Şifa Vesilesi: Kur’ân

Kur’ân evrensel bir kitap olarak bireyin tikel soru ve sorunlarına değil en genel ve en temelli soru ve sorunlarına cevap vererek çok güçlü bir çerçeve oluşturuyor. Varlığın anlamını, insanın konumunu ve görevini açıklayarak insanı “mutlak ve bir olan Yaratıcıya iman”a davet ediyor. Kainatın, Onun özelliklerini yansıtan -yine Said Nursî’nin ifadesiyle- mücessem bir kitap olduğunu, akıl ve kalp ile donattığı insanın Onun muhatabı olup ana görevinin Onu tanımak ve Ona “ubudiyet” etmek olduğunu söylüyor. İnsana “ebedî saadet arama” duygusunu verenin O olduğunu, hayatını iman ve salih amelle geçirenlere ebedî bir mutluluk bahşedeceğini ifade ediyor. İnsanın en çok korktuğu ve çekindiği ölümün ebedi âleme intikalin ilk durağı olduğunu belirtiyor. Bireyin karşılaştığı, mesela, hastalık ve rahatsızlıkların yahut ekonomik zorlukların yahut iş veya aile hayatındaki sıkıntı veya darlıkların insanın kendisini geliştirmesi ve eğitmesi adına bir tür imtihan olduğunu, sabredenlerin ebedi, büyük ecir ve mükafat alacaklarını dile getiriyor. Mesela bir ayette, “Andolsun ki, biz sizi biraz korku ve açlık, bir de mallar ve canlar ve ürünlerden eksilterek imtihan ediyoruz. Sabredenlere müjdele!”4 mesajını veriyor. Fırat vurgusu yaparak insanın kendi geçekliği ve kâinattaki yaratılış düzeni ile uyum içinde yaşaması gerektiğini vurguluyor. Söz gelimi, “Göklerde ve yerde olan her şey O’nu tesbih ediyor”5 mesajı ile sadece dar anlamda çevreyi değil bütün varlık âlemini hassasiyet gösterilmesi gereken “hamd edici ve tesbih edici” olarak gösterip hoyratlığa set çekici beyanlarda bulunuyor. Doğru bilginin altını koyu harflerle çizerek yanlış yaklaşım ve bilgilere karşı sağlam, doğru, dengeli bir çerçeve sunuyor...

Kur’ân-ı Hakîm bu hakikatleri zaman zaman geçmiş toplumlardan örnekler vererek açıkladığı gibi Kur’ân’ın ilk müfessiri olan Resul-i Ekrem de (asm) sözlü ve fiilî tutumlarıyla insanın temel problemlerini çözmede ve onun ahireti yanında dünyasını da cennete çevirmede müşahhas örneklik ortaya koyuyor. Dolayısıyla, “Biz Kur’ân’dan mü’minler için şifa ve rahmet vesilesi olacak şeyler indiriyoruz”6 ayetinde vurgulandığı üzere bireyi bu dünyada da şifaya ve rahmete kavuşturacak mesajlar paylaşılıyor.

Risale-i Nur

Bu ayet kapsamı itibariyle, Kur’ân’ın “mü’minler için” onların her türlü olumsuzluklarına, sıkıntılarına, hastalıklarına karşı rahmet ve şifa vesilesi olduğunu ifade ediyor. Tersinden bir okuma ile iman etmeyen kimselerin Kur’ân’ın rahmet ve şifa kaynağından faydalanamayacağını söylüyor. Risale-i Nur bu noktada çok önemli işlevler gerçekleştiriyor. Yazıyı uzatmamak için bunlardan birkaçına şöyle işaret edilebilir: 

a) Risale-i Nur her risalede, her parçada varlık âleminin şahitliği altında bütün iman esaslarını güçlü delillerle ispat ederek muhatapları “tahkikî iman sahibi” yapıyor. Böylece muhatapları Kur’ân’ın şifa ve rahmetinden ziyadesiyle faydalanma noktasında elverişli bir hale getiriyor; 

b) Risale-i Nur Kur’ân’ın feyziyle -müellifin kendi tecrübe ve rehberliği üzerinden- muhatabın elinden tutarak varlığa, hayata, olay ve olgulara “vahyî bakış eğitimi” veriyor, bireyi “akıl” ile olduğu kadar “duygu” yahut “kalp”ile ilgili olarak da inşa ediyor; 

c) Risale-i Nur “zamanın ilcaat”ını gözeterek insanları Kur’ân ve sünnet ölçüleri içinde yaşama, ahirzaman fitnelerinden uzak kalma, “siyasî ve içtimaî” alanda duyarlı birey olmaları konusunda vahyî-nebevî bir bilince ulaştırıyor.

Sonuç olarak Risale-i Nur bireyden hatta bireyin en dar dairesi olan “kalp” dairesinden başlayarak iman temelli bir Kur’ânî rehberlik sunuyor, diğer daireler olan aile, mahalle, şehir, ülke nihayet insanlık dairesine kadar bütün daire yahut alanlardaki görevlerini yapma konusunda sağlam bir şuur elde etmeye vesile oluyor. Küçük dairelerdeki görevlerin daha önemli, daha sürekli olduğuna dikkat çekiyor.7 Çünkü şüphe yok ki, Kur’ânî mesajlara göre kendisini donatan bireyler ne kadar artarsa, bireylerden oluşan toplum katmanları da o oranda güvenli, hakkaniyetli ve huzurlu olur diye anlaşılıyor.

Dipnotlar:

1- İnfitar Suresi: 6-8.

2- Ra’d Suresi: 11.

3- Said Nursî, Sözler, s. 160. 

4- Bakara Suresi: 155.

5- Saff Suresi: 1; Cuma Suresi: 1; Teğâbun Suresi: 1.

6- İsra Suresi: 82.

7- Said Nursî, Asâ-yı Musa, s. 16.

Okunma Sayısı: 139
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı