"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur’da yer alan “Hadisler” ve kaynakları

Prof. Dr. İlyas Üzüm
04 Haziran 2026, Perşembe
Peygamberler sadece vahyi tebliğ eden insanlar değil aynı zamanda onu hayatlarına yansıtarak örnek olan şahsiyetlerdir. Peygamberler silsilesinin son halkası olan Hz. Muhammed (asm) da, Kur’ân’ın ifadesiyle hem “teblîğ”e (Şûra Suresi: 48) hem de “teybîn”e (Nahl Suresi: 44) yani onu açıklamaya memur kılınmıştır. Bu görevi çerçevesinde “hadis” onun sözleri, takrirleri; “sünnet” ise onun fiilleri ve uygulamalarıdır.

Bediüzzaman ya da onun telifatı olan Risale-i Nur hem Hz. Muhammed’in risaletini ispat eden hem de onun (asm) sünnetlerinin önemine dikkat çeken pasajlarla doludur. Münhasıran “Risalet-i Ahmediye”de Resul-i Ekrem’in (asm) peygamberliği temellendirilmiş, “Mu’cizât-ı Ahmediye”de onun bin civarındaki mu’cizesinden üç yüz kadarına yer verilmiş, “Mirkâtü’s-Sünne” Risalesinde sünnet-i seniye konusu işlenmiştir. Öte yandan Risale-i Nur bazı kişi yahut kesimlerin, mesela, ahirzamanda vukua gelecek olaylardan veya bazı amellerin faziletlerinden bahseden hadis-i şerifler hakkında ortaya konulan itirazları dolayısıyla “On İki Asıl” halinde hadisleri anlama konusunda temel prensiplere dikkat çekmiştir. (Sözler s. 319-328.) Burada hadislerin tıpkı ayetler gibi “müteşâbihât”ı bulunduğunu belirterek bunları doğru anlamanın ana prensiplerini paylaşmış, ardından hadis inkarcılığının önüne set çekerek şöyle demiştir: “…Hadisleri inkar veya redde gitmek için şu ‘On Asıl’ı tekzip ve iptal etmek lazımdır. Şimdi insafın varsa bu on usulü kemâl-i dikkatle düşündükten sonra o aklın hilâf-ı hakikat gördüğü bir hadisin inkarına kalkışma; ‘ya bir tefsiri, ya bir tevili, ya bir tabiri vardır’ de, ilişme.” (Age., s. 327.)

Bunlara işaret etmemizin sebebi bazı sosyal medya platformlarında, Risale-i Nur’daki hadislere dair yapılan tartışmalardaki bilgi eksikliğine değinmek. Bundan 12 yıl kadar önce yapılan bir yüksek lisans çalışmasında Risale-i Nur’da tekrarlar hariç 135 hadis bulunduğu, bunlardan 48’inin sahih, 3’ünün hasen, 35’inin zayıf, 11’inin çok zayıf, 10’unun mevzû, 28’inin de kaynaklarda bulunamadığı belirtilmiştir. (Muhammed Ali Can, Said Nursi’nin Risalelerinde Geçen Hadislerin Tahrîci ve Değerlendirmesi, Konya, NEÜ, 2014.) Tartışmalarda bu çalışmaya atıf yapılarak şöyle deniliyor: “Risale-i Nur Külliyatında yer alan hadislerin sadece %36’sı sahih, %2’si hasen, geriye kalanlar ya uyduma ya zayıf ya mechul”. Böylece, bir bakıma Risalelerdeki rivayetlerin yarıdan daha azının “doğru” rivayetlere dayandığı, diğerlerinin sıhhatten uzak olduğu ifade edilmiş oluyor.

Önce şuna işaret edelim ki, yüksek lisans çalışmaları akademiye yeni intisap eden araştırmacıların ilk çalışmaları olduğu için geliştirmeye açık yönleri çoktur ve bunlara belli ölçüde müsamaha ile bakmak gerekir. Nitekim söz konusu çalışmada Risale-i Nur’daki hadislerin sayısı ile ilgili olarak verilen rakam ciddi olarak tashihe muhtaç görünmektedir. Zira diğer bölümler bir tarafa, -bizzat müellifin ifadesi ile-, sadece Mu’cizât-ı Ahmediye Risalesi’nde, tamamına yakını hadis kaynaklarına dayanan üç yüz dolayında mucize anlatılmaktadır. Bu sayı söz konusu çalışmada verilen sayının iki katından fazladır. Risale-i Nur’un tamamında geçen hadis sayısı ise, bir çalışmada 1078 şeklinde ortaya konulmuştur.(Bk. Mehmet Bilen, “Risale-i Nur’da Hadis Kabul Kriterleri”, e-Şarkıyat İlmî Araştırmalar Dergisi, 2019, XI, sy. 2[24], s. 437).) Öyle anlaşılıyor ki, söz konusu yüksek lisans tezinde araştırmacı, sadece Arapça metni olan hadisleri sayıya dahil etmiş, kısmen veya tamamen meal olarak verilen hadisleri sayıya dahil etmemiştir; bunun önemli bir eksiklik olduğunu belirtmek gerekir.

Başta Mu’cizat-ı Ahmediye Risalesinde olmak üzere Risale-i Nur’da yer alan 1078 hadisle ilgili olarak yapılan bir araştırmada, başka bir çalışmadan nakilde bulunularak bunların tamamının kaynakları özel tabloda gösterilmiştir. Bu tablo incelendiğinde hadislerin başta Buharî ve Müslim olmak üzere Kütüb-i Sittede yer aldığı, çok sınırlı bir sayının ise irşad kitaplarında bulunduğu tespit edilmiştir.(Bkz. Adı geçen makale, s. 436-438.)

Ayrıca şuna da işaret edelim ki, bahsettiğimiz yüksek lisans tezinde de isabetle değinildiği üzere, Risale-i Nur müellifi sürgünde, göz altında veya hapishanelerde bulunduğu için yanında kaynaklara ulaşma imkanın bulunmadığı şartlarda telifatını yapmak zorunda kalmıştır. Bu sebeple, Said Nursî’nin bizatihi dile getirdiği gibi, bazı rivayetler lafzen değil mana bakımından aktarılmıştır: “Şu risalede çok ehâdis-i şerife nakletmişim. Yanımda kütüb-ü hadisiye bulunmuyor. Yazdığım hadislerin lâfzında yanlışım varsa, ya tashih edilsin veyahut ‘hadis-i bilmanadır’ denilsin. Çünkü, kavl-i râcih odur ki, ‘Nakl-i hadis-i bilmânâ caizdir.’ Yani, hadisin yalnız manasını alıp, lâfzını kendi zikreder. Madem öyledir; lâfzında yanlışım varsa, hadis-i bilmana nazarıyla bakılsın.”(Said Nursî, Mektubat, s. 84.). Ayrıca bütün bunlara hadis müdevvenatında bulunmayan rivayetlerle ilgili olarak; a) Bir rivayetin kaynaklarda yer almamasının manasının yanlış olduğu anlamına gelmeyeceği, b) Tasavvufî epistemoloji açısından “keşfen sabit hadis” telakkisinin bulunduğunu da eklemek gerekir.

O halde, eserlerinde taklitten uzak bir anlayışa sahip olduğu ve her temel iddiasını burhanlarla delillendirdiği açıkça görülen Bediüzzaman’ın Resul-i Ekrem’in (asm) söylemediği birtakım sözleri ona izafe etmesi düşünülemez. Zira bu, her şeyden önce, Bediüzzaman’ın da eserinde naklettiği “Kim benim söylemediğim bir sözü söylemişim gibi uydurursa cehennemdeki yerini hazırlasın”(Buharî, Enbiya, 50.) Nebevî uyarısına, aykırıdır. Kitabında bu uyarıya yer veren “muhakkik” bir âlimin kendisiyle çelişmesi söz konusu olamaz.

Sonuç olarak hayatını Allah’ın Hz. Muhammed (asm) ile gönderdiği hakikatlere adayan ve eserlerinde insanlara daima “sıdk”, “doğruluk”, “yalan söylememe” çağrısında bulunan bir müellifin (Said Nursî, ESDE, Münazarat,  s. 201.) Peygamber’den (asm) naklettiği hadislerde asılsız, uydurma rivayetlere başvurduğunu düşünmek mümkün görünmemektedir.

Okunma Sayısı: 151
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı