"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hak, hileye muhtaç değildir

Risale-i Nur'dan
06 Temmuz 2019, Cumartesi
Evet, hak, hileye muhtaç değil; hakkı söylemekte hile ve iğfal ihtimali yoktur. Hakikati gören bir nazar halkı iğfal etmez, hilâf-ı hakikat söylemez...

Sekizinci Reşha

Arkadaş!

Bilirsin ki, sigara gibi küçük bir âdeti, bir şeyi tiryakisinden ref’ etmek pek zahmettir. Hatta büyük bir hâkim, büyük bir azimle, küçük bir kavimde îtiyad edilen bir hasleti kaldırmakta büyük müşkülâta rast gelir. Halbuki bu zat-ı nurânî, pek çok âdetleri, pek çok asabî, inatçı kavimlerden, cüz’î bir kuvvetle, kısa bir zamanda kaldırarak, yerlerini yüksek, nezih ahlâk ve âdetlerle doldurmuştur.

Evet, Hazret-i Ömer İbnü’l-Hattab’ın (radıyallahü teâlâ anh) İslâmiyetten evvel ve sonraki halleri bu meseleye güzel bir misaldir. Bunun gibi, icraat-ı esasiyesinden binlerce harikalar vardır. O zatın, o zamandaki icraatına harika diyoruz. Acaba bu zamanın yüzlerce feylesofları, o zamanda, o vahşetâbâd cezireye gidip, pek uzun zamanlarda o vahşîleri ıslâh için çalışsalar, o zat-ı mürşidin bir senede muvaffak olduğu kadar, onlar elli senede muvaffak olabilirler mi? Hâşâ!

Dokuzuncu Reşha

Arkadaş!

Aklı başında olan bir adam münâzaralı dâvâlarda yalan söyleyemez. Çünkü bilâhare yalanının açığa çıkıp mahcup olmasından korkar. Ve keza, bir insan yalan söylediği takdirde, pervasız, lâubalî bir tarzda söyleyemez. Ve keza, serbest, heyecanlı söylenmesine girişemez; velev âdi bir mesele, küçük bir cemaat içinde, küçük bir vazifede bulunan küçük bir şahıs olsun. Acaba büyük bir vazifeyle vazifedar, pek büyük bir meselede, pek büyük bir şeref ve haysiyet sahibi, pek büyük bir cemaat içinde, pek şedid hasımların karşısında iddia ettiği bir dâvâda yalan ve hilâf-ı hakikat söyleyebilir mi?

İşte, o zat-ı nurânî, okuduğu o hutbe-i ezeliyeyi öyle bir tarzla okuyor; ne tereddüdü var, ne hicabı, ne korkusu var, ne teessürü... Hem samimî bir safa-i kalple, hâlis bir ciddiyetle, hasımlarının damarlarına dokundurmak üzere, akıllarını tezyif, nefislerini tahkir edip izzetlerini kırıyor. Acaba böyle bir dâvâda, böyle bir makamda, böyle bir şahıstan zerre miskal bir hilenin bu meseleye karışmasına imkân var mıdır? Hâşâ! “O ancak kendisine vahyolunanı söyler.” [Necm Sûresi: 4.]

Evet, hak, hileye muhtaç değil; hakkı söylemekte hile ve iğfal ihtimali yoktur. Hakikati gören bir nazar halkı iğfal etmez, hilâf-ı hakikat söylemez, hayal ile hakikati temyiz eder; aralarında iltibas olamaz.

Mesnevî-i Nuriye, Reşhalar, s. 38

Lûgatçe:

cezire: Ada.

hilâf-ı hakikat: Gerçeğe ve hakikate zıt, aykırı.

icraat-ı esasiye: Asla, esasa, temel inanç ve davranışlara ait faaliyetler, çalışmalar.

iğfal: Yanıltma, gaflete düşürerek kandırma, aldatma.

iltibas: Karıştırma, birbirine benzetme.

îtiyad etmek: Âdet edinme, alışkanlık haline getirme, alışkanlık.

pervasız: Çekinmeden, sakınmadan.

ref’ etmek: Ortadan kaldırmak, gidermek.

şedid: Şiddetli.

temyiz: İnceleyip seçme, ayırt etme.

tezyif: Aşağılama, küçültme.

vahşetâbâd: Çok ıssız, korku ve ürkeklik veren yer.

zat-ı mürşid: İrşad eden, doğru yolu gösteren zât.

Okunma Sayısı: 1554
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı