Hikmet-i Mi’rac nedir?
Elcevap: Mi’racın hikmeti o kadar yüksektir ki, fikr-i beşer ulaşamıyor; o kadar derindir ki, ona yetişemiyor; o kadar incedir ve latîftir ki, akıl kendi başıyla göremiyor. Fakat bazı işaretlerle, hakikatleri bilinmezse de, vücutları bildirilebilir. Şöyle ki:
Şu kâinatın Hâlık’ı, şu kesret tabakàtında nur-u vahdetini ve tecellî-i ehadiyetini göstermek için kesret tabakàtının müntehasından tâ mebde-i vahdete bir hayt-ı ittisal suretinde bir Mi’rac ile, bir ferd-i mümtazı bütün mahlûkat hesabına, kendine muhatap ittihaz ederek, bütün zîşuur namına, makàsıd-ı İlâhiyesini ona anlatmak ve onunla bildirmek ve onun nazarı ile âyine-i mahlûkatında cemal-i sanatını, kemâl-i rububiyetini müşahede etmek ve ettirmektir.
Hem Sâni-i Âlemin, âsârın şehadetiyle nihayetsiz cemal ve kemâli vardır. Cemal, hem kemâl, ikisi de mahbub-u lizatihîdirler; yani bizzat sevilirler. Öyle ise, o Cemal ve Kemâl Sahibinin cemal ve kemâline nihayetsiz bir muhabbeti vardır. O nihayetsiz muhabbeti, masnuatında çok tarzlarda tezahür ediyor. Masnuatını sever; çünkü masnuatının içinde cemalini, kemâlini görür. Masnuat içinde en sevimli ve en âlî, zîhayattır. Zîhayatlar içinde en sevimli ve âlî, zîşuurdur. Ve zîşuurun içinde câmiiyet itibarıyla en sevimli, insanlar içinde bulunur. İnsanlar içinde istidadı tamamıyla inkişaf eden, bütün masnuatta münteşir ve mütecellî kemâlâtın numunelerini gösteren ferd, en sevimlidir.
İşte Sâni-i Mevcudat, bütün mevcudatta intişâr eden tecellî-i muhabbetin bütün envâını bir noktada, bir âyinede görmek ve bütün envâ-ı cemalini ehadiyet sırrıyla göstermek için şecere-i hilkatten bir meyve-i münevver derecesinde ve kalbi o şecerenin hakaik-ı esasiyesini istiab edecek bir çekirdek hükmünde olan bir zatı, o mebde-i evvel olan çekirdekten tâ münteha olan meyveye kadar bir hayt-ı ittisal hükmünde olan bir Mi’rac ile, o ferdin kâinat namına mahbubiyetini göstermek ve huzuruna celb etmek ve rü’yet-i cemaline müşerref etmek ve ondaki hâlet-i kudsiyeyi başkasına sirayet ettirmek için kelâmıyla taltif edip, fermanıyla tavzif etmektir.
Sözler, 31. Söz, s. 646
LUGATÇE:
âsâr: eserler.
Hâlık: yaratıcı, Allah.
hayt-ı ittisal: bağlayan, birleştiren bağ.
kesret: çokluk.
makàsıd-ı İlâhiye: Allah’ın gözettiği yüce maksatlar, gayeler.
masnuat: sanatla yapılmış şeyler.
mebde-i vahdet: Allah’ın birliğini gösteren asıl kaynak.
nur-u vahdet: birlik nuru.
Sâni-i Âlem: kâinatın yaratıcısı ve sanatkârı olan Allah.
şecere-i hilkat: yaratılış ağacı, kâinat.
tecelli-i ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir mahlûkta görünmesi.
zîşuur: şuur sahibi, bilinçli.