"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Müslümanlar, neden fakr-ı hale düşüyor?

Risale-i Nur'dan
12 Ocak 2019, Cumartesi
Zanneder misin ki Müslümanlar Dünya’yı sevmiyorlar veyahut düşünmüyorlar ki fakr-ı hale düşmüşler ve ikaza muhtaçtırlar? Zannın yanlıştır, tahminin hatadır.

YEDİNCİ NOTA

Ey Müslümanları dünyaya şiddetle teşvik eden ve sanat ve terakkiyat-ı ecnebiyeye cebirle sevk eden bedbaht hamiyetfüruş! Dikkat et, bu milletin bazılarının din ile bağlandıkları rabıtaları kopmasın. Eğer böyle ahmakane, körü körüne topuzların altında bazıların dinden rabıtaları kopsa, o vakit hayat-ı içtimaiyede bir semm-i kàtil hükmünde o dinsizler zarar verecekler. 

Çünkü mürtedin vicdanı tamam bozulduğundan, hayat-ı içtimaiyeye zehir olur. Ondandır ki, ilm-i usûlde “Mürtedin hakk-ı hayatı yoktur. Kâfir eğer zimmî olsa veya musâlaha etse hakk-ı hayatı var” diye usûl-ü Şeriatın bir düsturudur. Hem mezheb-i Hanefiyede, ehl-i zimmeden olan bir kâfirin şehadeti makbuldür; fakat fâsık merdudü’ş-şehadettir. Çünkü haindir.

Ey bedbaht, fâsık adam! Fâsıkların kesretine bakıp aldanma ve “Ekseriyetin efkârı benimle beraberdir” deme. Çünkü fâsık adam, fıskı isteyerek ve bizzat talep edip girmemiş; belki içine düşmüş, çıkamıyor. Hiçbir fâsık yoktur ki, salih olmasını temenni etmesin ve amirini ve reisini mütedeyyin görmek istemesin. 

İllâ ki, el-iyazübillâh, irtidad ile vicdanı tefessüh edip, yılan gibi zehirlemekten lezzet alsın!

Ey divane baş ve bozuk kalp! Zanneder misin ki Müslümanlar Dünya’yı sevmiyorlar veyahut düşünmüyorlar ki fakr-ı hale düşmüşler ve ikaza muhtaçtırlar, tâ ki Dünya’dan hissesini unutmasınlar?

Zannın yanlıştır, tahminin hatadır. Belki hırs şiddetlenmiş; onun için fakr-ı hale düşüyorlar. Çünkü mü’minde hırs sebeb-i hasarettir ve sefalettir. “Hırs gösteren kişi, umduğunu bulamaz ve zarara uğrar.” durûb-u emsal hükmüne geçmiştir. Evet, insanı Dünya’ya çağıran ve sevk eden esbab çoktur. Başta nefis ve hevası ve ihtiyaç ve havassı ve duyguları ve şeytanı ve Dünya’nın sûrî tatlılığı ve senin gibi kötü arkadaşları gibi çok dâîleri var. Halbuki bâkî olan ahirete ve uzun hayat-ı ebediyeye dâvet eden azdır. Eğer sende zerre miktar bu bîçare millete karşı hamiyet varsa ve ulüvv-ü himmetten dem vurduğun yalan olmazsa, hayat-ı bâkiyeye dâvet eden azlara imdat etmek lâzım gelir. Yoksa, o az dâîleri susturup çoklara yardım etsen, şeytana arkadaş olursun.

Âyâ zanneder misin, bu milletin fakr-ı hali dinden gelen bir zühd ve terk-i Dünya’dan gelen bir tembellikten neş’et ediyor? Bu zanda hata ediyorsun. Acaba görmüyor musun ki, Çin ve Hint’teki Mecusî ve Berahime ve Afrika’daki zenciler gibi, Avrupa’nın tasallutu altına giren milletler bizden daha fakirdirler? Hem görmüyor musun ki, zarurî kuttan ziyade Müslümanların elinde bırakılmıyor? Ya Avrupa kâfir zalimleri veya Asya münafıkları, desiseleriyle ya çalar veya gasp ediyor.

Sizin cebren böyle ehl-i imanı mim’siz medeniyete sevk etmekteki maksadınız, eğer memlekette asayiş ve emniyet ve kolayca idare etmek ise, kat’iyen biliniz ki hata ediyorsunuz, yanlış yola sevk ediyorsunuz. Çünkü itikadı sarsılmış, ahlâkı bozulmuş yüz fâsıkın idaresi ve onlar içinde asayiş temini, binler ehl-i salâhatin idaresinden daha müşküldür.

İşte bu esaslara binaen, ehl-i İslâm Dünya’ya ve hırsa sevk etmeye ve teşvik etmeye muhtaç değildirler. Terakkiyat ve asayişler bununla temin edilmez. Belki mesailerinin tanzimine ve mabeynlerindeki emniyetin tesisine ve teavün düsturunun teshiline muhtaçtırlar. Bu ihtiyaç da, dinin evamir-i kudsiyesiyle ve takva ve salâbet-i diniye ile olur.

Lem’alar, On Yedinci Lem’a, s. 217

Lûgatçe:

âyâ: Şaşkınlık bildiren bir edat.

Berahime: Brahmanizm dinine bağlı olanlar.

cebir: Zorlama.

dâî: Dâvet eden, çağıran.

ehl-i salâhat: İyi ve güzel ahlâklı olanlar, salih kimseler.

esbab: Sebepler.

evamir-i kudsiye: Kudsî emirler.

hamiyetfüruş: Hamiyetli görünmeye çalışan; millete hizmet ediyormuş gibi bir hâl taslayan, bu konuda caka satan.

havas: Duyular, duygular.

irtidad: İslâm dininden çıkma.

kut: Gerekli yiyecek, rızık.

merdudü’ş-şehadet: Şahitliği kabul edilmeyen.

mim’siz medeniyet: Medeniyet kelimesinin başındaki “mim” harfi çıkınca “alçaklık, aşağılık” manasına gelen “deniyet”.

musâlaha: Karşılıklı anlaşma, barışma.

mürted: Müslüman olduğu halde dinden dönen.

salâbet-i diniye: Dinin emirlerini korumak ve tatbik etmedeki ciddiyet ve sağlamlık.

sebeb-i hasaret: Hasara, zarara, ziyana uğrama sebebi.

semm-i kàtil: Öldürücü zehir.

teavün: Yardımlaşma.

terakkiyat-ı ecnebiye: Yabancıların sağladığı gelişmeler, ilerlemeler.

teshil: Kolaylaştırma.

ulüvv-ü himmet: Yüce himmet ve gayretlilik.

zimmî: İslâm devleti tebaasından olan ve cizye denilen vergiyi ödeyen gayr-i müslimler.

zühd: Nefsî ve dünyevî arzuları terk etme.

Okunma Sayısı: 1950
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı