"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Said Nursî’nin sözü bugün çok daha fazla geçerli

07 Ocak 2020, Salı 02:30
Martha Bissmann: “Avrupa ikidir” diyen Said Nursî’nin bu ifadesine tamamen katılıyorum. Bu ifadeler bugün de aynı, hatta daha fazla geçerliliğe sahip.

Birinci Bölüm İçin Tıklayınız - Başörtüsü yasağı devam edemez

 

RÖPORTAJ: Şeyma Tuba Özaydın - Hanımnur Kılıçoğlu

***

Martha Hanım, Türkiye’yi ziyaret ettiniz mi?

İki kere bulundum Türkiye‘de. Bir seferinde İstanbul’daydım. Çok uzun zaman oldu gerçi, İstanbul’da Hidroelektrik Santralleri konulu bir konferans çok güzel büyük bir sempozyum salonundaydım. Mermerlerle kaplı, İstanbul’un merkezinde harika bir binaydı. Yeni evlenenlerin düğün fotoğrafları çektiği küçük bir adaya gittim, sadece bisiklete binilebiliyordu. Bunu hatırlıyorum. İkinci ziyaretim ise Viyana’da yaşayan Türk kökenli arkadaşımın 50. doğum gününü geçen sene Antalya yakınlarında kutlamıştık. Çok güzeldi. Bir sonraki gezimi yine Türkiye’ye planlıyorum. Mart ayının sonunda Konya’da bir okulu ziyaret edeceğim. Okul Avusturya’da bir partner (kardeş) okul arıyor, onlarla Skype üzerinden görüşüp yardım ediyorum. Ayrıca Türkçe öğrenmek için bir kursa gitmek istiyorum. Bir hafta oradaki Avusturya Okulu’na Türkiye Pasaportu….

Bir Türk Derneği ziyaretinizde halay çektiğinizi ve folklor oyunları oynadığınızı duyduk. Türkiye kültüründe hoşunuza giden neler var? Yeterince tanıyor musunuz?

Evet, Samsunlular Derneği’ni ziyaret etmiştim. Türkiye Kültürü Avusturya’da iyi tanınıyor. Burada Tarih derslerinde de öğreniyoruz. Tarihte çok birlikteliğimiz var ve Avusturya mutfağı lezzetini Türk mutfağından çok etkilenerek alıyor. Okulda Osmanlı İmparatorluğu hakkında çok şey öğreniliyor ve bu çok ön planda. Türkiye hakkında bir şeyler öğrenmek için Avusturya’dan Türkiye’ye gitmeye bile gerek yok. Türk Kuşatması her halükarda, tarihimizin çok yönüyle birlikte... Ama biz birinci dünya savaşında birlikte savaştık, ordu ve kültür olarak. Türk arkadaşlarımı tanımadan önce tanıdığım esas Türkiye’deki Müslümanlar içerisinde var olan tasavvufçular, dans eden dervişler. Çocukken beni büyülemişlerdi, kitaplarda görür, hayran kalırdım. Çok güzel diye düşünüyorum.

Konya ziyaretinizde görürsünüz, zira Konya merkezi sayılır.

Öyle mi! Bilmiyordum. Bir de Türk kültüründeki yemekler çok ön planda, kebap çeşitleri, çiğ köfteyi de yeni öğrendim, baklava... Bunları zaten herkes bilir. Türkiye büyük bir ülke, birçok insan Anadolu’dan buraya misafir işçi olarak gelmişler bazıları Kürt, insanlar çok iyi temiz kalpli, bir Akdeniz ülkesi ve harika sahilleri var. Her halükarda çok yönlü bir ülke.. İstanbul’la ilgili farkettiğim, bildiğim; İstanbul’un çok modern, çok güzel, huzur verici ve çok renkli bir şehir olması. Büyük bir şehir olduğu için çok sürükleyici ve çok keyifli bir şehir, sokaklarında gezerken yemek kokuları ve sesler çok hoş.

Türk arkadaşlarınız var mı?

Şimdi çok, ama bir yıl önce yoktu, evet belki iki, üç tane idi. Uzun yıllar garsonluk yaptım, öğrenciyken geçimimi bu yolla elde ettim, Graz’da bir müzik kulübünde çalıştım, orada Kürtler de çalışıyordu, Türkiye kökenli Kürtler. O zaman bazılarını tanımıştım, iyi arkadaşlardı, fakat aradan yıllar geçti. Ama şimdi Viyana’da benim siyasetteki faaliyetlerimden kaynaklanan birçok yeni ve güzel arkadaşlıklar elde ettim.

Avusturya’da İslamofobi’ye karşı nasıl savaşılmalıdır?

Öncelikle Müslümanlar hakkındaki doğruları anlatarak, müslümanların gerçekte nasıl olduklarını, Müslüman Cemaatlerin gerçekte nasıl olduklarını, nasıl insanlardan meydana geldiklerini, her gün hangi haksızlıklara ve ırkçı saldırılara maruz kaldıklarını duyurarak. Yani bir taraftan müsbet tarafını kamuoyuna duyurmak, diğer taraftan da bu insanların nelere tahammül etmek zorunda kaldıklarını, toplumda neler yaşandığını duyurarak. Bu dayanışmayı netice verecektir ve ben bunun çok önemli olduğuna inanıyorum. Siyaset tarafından yapay bir düşmanlık üretildiğini, olmayan bir kültür kavgasını varmış gibi göstererek kavga oluşturmaya çalışılıyor. Bir arada muhteşem bir şekilde yaşayabilecek olan müslüman ve müslüman olmayan toplum içerisinde birbirine karşı düşmanlığı tetikleyen popülist siyaset tarafından manipüle edilmeden, iki tarafında birlikte organize olarak, birbirlerine daha yakın, iç içe olmaları ve her şeyden önce insan olarak buluşmaları gerekiyor. Elbette akılcı ve insânî siyaset daha fazla öne çıkacak ve sesi daha yüksek çıkacak.

Avusturya ve Türkiye arası devlet ve insan ilişkilerini nasıl buluyorsunuz?

İnsan ilişkileri açısından diyebilirim ki; nerede görsem veya duysam Türkler ve Avusturyalılar komşu olarak veya tatilde veya işyerinde neredeyse tamamı pozitif haberler. Ve bu takdir ediliyor. Avusturya’da Türk kültürü misafirperverliği, içtenliği, samimiyeti ile biliniyor... Türkiye ile harika bir ilişki var. Çok ortak noktamız var. Avusturya’dan Türkiye’ye giden turistler de çok. Yüzbinlerce. Ayrıca birçok Türk Avusturya’ya taşındı. Nesillerdir burada olanlar var ve iç içe yaşanıyor burada.. Çok sıkı bağlar var burada. Almanya ve Avusturya gibi biz Türkiye ile de beraberiz.

Siyasi olarak maalesef durum daha farklı... On yıl öncesine kadar çok daha iyiydi, tekrar iyi olacağını ve insanların bu dış siyasi etkilerden çok etkilenmemelerini umuyorum. Bu konuda çok şey söylenebilir. Özellikle Avrupa Birliği giriş müzakerelerinde Türkiye’ye nasıl davranıldığı ve davranmaya devam edildiği noktasında çok büyük yanlış yapıldığını düşünüyorum. Türkiye çok kuvvetli bir ortak olarak Avrupa Birliği’nin, Avrupa’nın kapısında ihtiyacımız olan bir ortak. Türkiye gibi ticari ilişkiler ve bunun etkisi olarak güçlü olan bir ülke jeopolitik olarak kendine ortak arıyor, Avrupa Birliği büyük bir ortak aslında, bütün olarak görürsek Avrupa Birliği Türkiye’ye kapıyı kapatınca, Türkiye’de başka yerde ortak arayışına girdi. Rusya, Çin… Burada soru Avrupa için hangisinin daha iyi olduğu. Ama bunlar Türkiye’nin siyasi ilişkilerini biraz daha zora sokuyor ve bu yüzden de sadece daha iyi olacaktır. Bununla beraber Avrupa’da Türkiye ile diyaloğu teşvik eden, destekleyen akıllı sesler de çıkıyor. Mesela önceki Dış İşleri Bakanımız Kneißl örnek bir duruş sergiledi, iki kere Türkiye’yi ziyaret etti ve Başkan ile de görüşmede bulundu. Bunu iyi bulmuştum.

Avusturya’daki Türk vatandaşlarına ve Türkiye kökenli Avusturya vatandaşlarına ne tavsiye edersiniz?

Olumlu, müsbet durmalarını, kendilerine inanmalarını, kendilerinden emin Türk kökenliler olarak Avusturyalı olarak hissetmelerini, iki kültürlü, iki vatanlı olarak özel olduklarını bilmelerini, yani iki kültür ve kalpler arasındaki köprü bağını kurmak gibi özel bir görevleri olduğunu bilmelerini. Sanırım bunu çok iyi yapabilirler. Çünkü zihniyet olarak daha açık ve kalbi insanlar ama eğer mesela ırkçı saldırılara uğradıkları için, beyaz sözlü saldırılara maruz kaldıkları için tereddüt ederlerse unutmasınlar ki Avusturya’nın çoğunluğu böyle değil, insanların çoğu sevgi dolu, bu gözden kaçıyor, maalesef siyah koyunlar göze batıyor, bu yüzden umutlarını kaybetmesinler.

İslâm Âlimi Bediüzzaman Said Nursi’nin bir sözünü okumak istiyorum:

“Avrupa ikidir. Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupa’ya hitap etmiyorum. Belki, felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşeri sefâhete ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa’ya hitap ediyorum. Şöyle ki: O zaman, o seyahat-i ruhiyede, mehâsin-i medeniyet ve fünun-u nâfiadan başka olan mâlâyâni ve muzır felsefeyi ve muzır ve sefih medeniyeti elinde tutan Avrupa’nın şahs-ı mânevîsine karşı demiştim: Bil, ey ikinci Avrupa! Sen sağ elinle sakîm ve dalâletli bir felsefeyi ve sol elinle sefih ve muzır bir medeniyeti tutup dâvâ edersin ki, “Beşerin saadeti bu ikisiyledir.””

Bir Avrupa’lı olarak bu fikirler hakkında ne dersiniz?

Bu ifadeler biraz eski bir zamana ait gibi. Avrupa’yı oluşturan temel kültür ve değerleri dile getirmiş, ama bozulması ile de kapitalizm, maddeci ve tüketime yönelen Avrupa’nın problem oluşturmasını ve bunun yayılmasını anlıyorum.

Bu ifadeler birinci ve ikinci dünya savaşları arasındaki zamanlara ait olması lazım. Birinci Avrupa Hıristiyanlık’tan aldığı temel değerlerle insanlara hizmet ederken, bozulmuş olan Avrupa beşeri sefâhete ve dalâlete sevk ediyor diyor, Avrupa’yı iki yönüyle ele alıyor.

Hmm. O zaman kapitalizm etkisi yok daha. Avrupa’nın Ego kültürü aslında tüketim kültürüne temel oluşturdu ve onu netice verdi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ekonomik büyüme ile maddi zenginliğe kavuşuldu, daha ucuza alma, kullan at toplumu ve çevre kirliliğini netice verdi. Hepsi birbiriyle bağlantılı. Bu yönüyle Said Nursi’nin bu ifadesine tamamen katılıyorum. Bu ifadeler bugün de aynı, hatta daha fazla geçerliliğe sahip. Avrupa’nın temel değerleri güzel, müsbet ve bunları Hıristiyanlıktan alıyor ve bu değerler İslamiyet’le tamamen aynı; insan hakları, şükür, tevazu, yardımlaşma, birlik ve beraberlik vs. bunlar bir toplumu huzurlu ve iyi yapan değerler. Aslında evrensel değerler, bütün dünya dinlerinde aynı veya benzer şekilde var. Ve Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İnsan Hakları Beyannamesi ile hiçbir grubun azınlık bir grubu farklı olması yüzünden dışlaması veya yok etmesi asla tekrar gerçekleşemez. Bu Avrupa Birliği’nin temel ilkesidir.

Bunlar elbette teoride çok güzel. Hıristiyan temel değerleri, yani Avrupa harika ve barış dolu bir kıta olabilirdi ama negatif etkiler ile toplumu kısmen bozuyor. Bunun üzerine konuşmayı önemli buluyorum. Ama dogmatik olmadan, iyi insan olmak için Hıristiyan olmak zorundasın demeden, dindar olmak zorundasın demeden. Zira ciddiye alınmaz. Bazı aykırı mezhep liderleri böyle konuşuyorlar. Rahipler ve imamlar artık bu tarzda konuşmuyorlar. Her halükarda sakince bu tarzda konuşmayı güzel buluyorum. Özellikle de inançlı değillerse, zira inananlar zaten buna sahipler. Sürekli bu temel değerleri düşünüyorlar, bunlarla meşgul oluyorlar. İncil veya Kur’an’da bunların nerede yazıldığını, Kilise ve Cami’de sürekli nasıl iyi insan olunması gerektiğini duyuyorlar, sürekli bunlar ve temel değerlere uyulması gerektiği hatırlatılıyor. İnancı olmayan insanların durumu daha zor, zira kendileri bunu hatırlamaya çalışmak zorundalar veya bu yönde bir kültür geliştirmek zorundalar. İsterlerse bu konuda dine de yönelebilirler, Dinlerden bunu öğrenmek için imanlı olmaları da gerekmiyor. Yani realitede durum Avrupa’nın teorisi gibi değil. Gerçekten çok doğru bir tespit…

Dikkat etmek gerekiyor, bu negatif etkiler gerçekten bozuyorlar. Şunları sayabilirim: bencillik, aç gözlülük, kapitalizm, para, israf, çevre kirliliği… Hepsi iç içe. Çevre kirliliğinin temel sebebi israf toplumudur, çöp ve aşırı enerji tüketimi, iklim değişimi.. Hepsi birbirine bağlı.. Çevreciliği sadece politikaya bağlamamak gerekir, aynı zamanda insanın temel davranışındaki önemli noktaya bakmak gerekir. Bu da bizi bilince götürüyor. İnsan ne kadar bilinçli ise, kendisiyle, diğer insanlarla ve doğa ile o kadar bilinçli bir ilişki kuruyor. Çok temel, çok temel bir kanun bu… Doğanın parçası ise bu insan, sanırım çevresindeki insanlara, doğaya ve çevreye dikkat edecektir. Hiçbir şeye saygısı olmaz ise, bu bir çelişkidir. İnançlı bir insanın sokağa çöp atması bir çelişkidir, zira inançlı insan kendisini devamlı izlenir bilir ve gizli bir şey yapamazlar. Her şey kayıt altına alınmakta, o yüzden inançlı insanlar kendilerini daha iyi kontrol altında tutabilirler. İnançlı ve bilinçli insanlar. Bilinçli yaşamak iyi bir toplum için ve Avrupa’nın geleceği için çok önemli bir paroladır.

Kusura bakmayın, önceden sorulara hazırlanmadığım için cevapta biraz dağınık ve uzun oldu.

Martha Hanım; değerli vaktinizi ayırdığınız, güzel sohbetiniz ve evimize teşrif ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

SON

Okunma Sayısı: 15564
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hüsyin YÜKSEKDAĞ

    7.1.2020 14:13:28

    Evet Avrupa ikidir.Böyle güzel hakikatleri dile getirenlere selam olsun.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı