"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Macron’ların gücü AB’ye yetmez...

Şükrü BULUT
18 Eylül 2020, Cuma
Dünde olup bitenleri, günümüzün resimleriyle bir araya getiremezsek, olayları doğru okuma şansımız iyice azalır.

Bileşik su kaplarına dönmüş dünya hadiselerini; global çerçeveler, cereyanlar, sınıf savaşları ve projeler eşliğinde değerlendirmek durumundayız.

Neoliberal-Neocon ittifakı, geçen Fransa seçimlerinde “yargı darbesi” gerçekleştirmeseydi, bir Rothshild çalışanı olan bay Macron’u kimse tanımayacaktı. Schirak’a ihanet ile başkanlığa geçmiş Selânikli Sarkozy’nin bütün çabaları da bu genci başkan yapamazdı. Gel gör ki; Fillon’a yapılan hukuk darbesiyle Fransız halkı Le Pen ile karşı karşıya bırakıldı. AB karşıtı ittifak, güya halkı AB için Macron’a çağırdı. Ölümü göstererek sıtmaya razı edilen ahali bil mecburiye Macron’a evet demişti.

İşin esasına bakarsanız, Macron’u getirenler en az mevcut Fransız muhalefeti kadar AB’ye karşıydılar. Tıpkı Almanya’daki Merkel ve Danimarka’daki Rasmussen gibi. Devletler ve milletler mücadelesini aşan global sınıf savaşında, demokrasi ile istibdadın çekişmesi olarak bakmazsanız olaylara, hadiseleri doğru anlamanız adeta imkânsızlaşır. Zira kızışan şu savaşta, küresel neoliberal-neocon ittifakının karşısında devletlerin, iktidarların ve süper güçlerin nasıl acze düştüklerini şu korona ve Çin meselesinde yaşıyoruz. Günümüzdeki bir çok şeyin net görülmesi için, belki de Türkiye’nin yaşadığı 12 Eylül ihtilâline gitmek durumunda kalacağız. Londra Ekonomi okulunun talebelerinin (Thatcher, Soros, Minolton ve diğerleri) 1980 başından itibaren yaptıkları “sessiz devrimlerin” açtıkları kapılardan sahneye çıkanları takip edenler, dünyamızın içine düştüğü girdabın akıntısını da görmüş olacaklar. Türkiyemizde, medya ile hipnoza yatırıldıklarından dolayı hâlâ Özal’a duâ edip Tayyip Bey’den mu’cize bekleyenleri hayâl kırıklığına uğratmamak için bu konuyu detaylandırmayacağız. Fakat, zihinlerde bir istifham bırakmak istemeyiz. Okuyucularımız iyi niyetimize itimad edip sorabilirler.

Bir milleti idareye istidadı olmadığı halde, sırf hâkim cereyanın ileri gelenleriyle kurduğu münasebetinden dolayı başkan yaptırılmış Macron’u “Sarı Yelekliler” de kurtaramayınca, bu defa dışardan bir rüzgâr arandı, onun için. Bir zamanlar Merkel’in Tayyip Bey’i iç siyasetinde kullanmak üzere Köln Arena’sına dâvet ettiği gibi… Olan, Avrupa’da zarara uğrayan on milyonlarca Müslümana oldu; bu kıt’a idarelerinin çok önemli yerlerine yerleşmiş ve bütünleşmiş yüz binlerce Müslüman’ı devre dışı bırakmıştı, o günkü yanlışlar.

Gördüğünüz üzere bu defa Libya ve Doğu Akdeniz’i bahane ile Macron’u Fransa kamuoyunda batmaktan kurtarmak için harekete geçildiyse de, tiyatroyu fark eden AB ülkeleri Macron’a tokatı bastılar. Macron NATO meselesinde de Avrupalıların hiç sevmediği çirkin bir oyunun içine düştü. Goldmann Sachs’ın bir çalışanı olarak hayatına devam eden İslâm Peygamberi (asm) düşmanı Rasmussen’in NATO sekreteri iken Sarkozy’ye verdiği desteği Macron Stoltenberg’den alamayınca yaygarayı basmıştı. NATO’nun ömrünü tamamladığını, hatta beyin ölümünün gerçekleştiğini iddia edecek noktaya gelmişti. İşte öldüğünü iddia ettiği NATO’yu Doğu Akdeniz’de göreve çağırınca, dış siyasette maskara haline geldi.

Macron yalnızca kendi hatalarının cezasını çekmiyor. Sömürgeci ve zalim bir tarihin de bedelini hem Ortadoğu’da, hem Kuzey Afrika’da ve hem de Sahel ülkelerinde çekmeye devam edecek. Sarkozy’nin AB ve NATO’nun gözleri önünde Libya’yı katletmesi, bardağı taşıran son damla oldu, kanaatimizce. Hukukta meşhur bir kaide var: Katil mirasçı olamaz. Bundan böyle başta Libya olmak üzere bir çok Afrika devleti Paris’e katil gözüyle bakacak. Ta ki o halkların rızasını alana kadar. Afrika’nın dört bir yanında Bokoharam, Eş-Şebap ve El-Kaide ile yangın çıkaran emperyalist Fransa’yı artık ne NATO ve ne de AB istemiyor. Zira faturasını bundan böyle bütün devletler birlikte ödeyeceklerinden, Fransa’nın ferdi hareketlerine demokratik paktlar ve birlikler eskisi gibi müsamaha etmeyeceklerdir.

Demokrasiye karşı olanların hem NATO’ya ve hem de AB’ye karşı olduklarını biliyor muydunuz? Bu düşmanlıklarında Kemalistleri, sosyalistler ile ırkçıları az-çok anlıyoruz da; siyasal İslâm adına millete bu kadar işkence çektirenleri anlamakta azıcık zorlanıyoruz. Bu; vatanlarını, dinlerini ve milletini sevdiklerini iddia eden siyasetçilerimiz, bu yolda yalnız başımıza yürümemizin felâket olduğunu hâlâ anlayamadılar mı? AB’ye karşı olursanız, haklı olduğunuz halde; Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’de olduğu gibi yanınızda destekçi bulamayacaksınız. Hâlâ devlet olamamış BAE ve Suudi’nin yanlışlarını konuşursunuz. Global dinozor firmalarla dolar üzerine anlaşıp dolar ve Euro karşıtlığının bizi sürüklediği noktayı da görmezler mi? Bu hususta AB ile anlaşmalarımız olsaydı, altı-yedi ay içinde % 26 değer kaybına uğrar mıydı?

Tekrar vurguluyoruz. Demokrasi olmadan siyasal ve sosyal felâketlerden kurtuluşumuz mümkün değil. Sivil-toplum ve dinî cemaatler devlet tarafından kontrol edildikleri sürece, ülke için ne kadar faydalı olduğunu İskandinavya demokrasilerinde takip ediyoruz. Bu sivil-toplum mantığını küresel boyuta taşıdığınızda, demokratik ölçülerle içinde olacağınız küresel işbirlikleri, paktlar, ticarî ve askerî ittifaklar ve bölgesel ortaklıklar gündeme gelecektir ki, globalce organize olmuş neocon-neoliberal ittifaklarla başa çıkmanın yegâne yoludur. Muhatabımızın da, rakibimizin de Macron olduğunu biz biliyoruz da, acaba tribünlere oynamaktan bir türlü vazgeçmeyen siyasetçilerimiz de biliyorlar mı? Merak ediyoruz.

Okunma Sayısı: 1376
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Zeliha

    20.9.2020 21:13:42

    Dünya hadiselerini takip etmek gerçekten oldukça zorlaşdı. Gazetemiz bu konuda da bizim için röntgen şuaı görevi görüyor. Allah razı olsun. Demokrasi mücadelesi can çekişen dünyamız için belki de en yuksek değer. Çünkü toz duman içinde dinsizler kendini gizleyerek tahrip edebiliyor. Ama az bir ışık bile onlarin tahribini durdurabilir. En başta Nur talebelerinin bu meseleye sahip çıkması gerekirken sadece yeni Asyamizin sesinin çıkması takdire şayan. Tebrik ediyorum. Davamızı ifade ettikçe başarı gelecektir.

  • Bulut

    19.9.2020 10:40:22

    Yazilarinizdan cok istifade ediyoruz, Allah razi olsun sizlerden. Mevcut global arenada, sizin de ifade ettiginiz gibi, demokrasisini kurumsallastirmis olan ülkelerde ve AB gibi birlikteliklerde, Insanliga savas acmis olan zümrenin entrikalari nekadar siklikla cereyan etsede, temlde adalet, hürriyet, esitlik gibi insani degerleri oturtmus olmasindan, Umumun hakki muhafaza olunuyor. Peki ,Insaniyeti kübra, islamiyetin sahsi manevisi,..., Neden islam alemi bu suurda degil? Insanligi sarhos eden global cereyan islam alemini de sarhos etmis olmuyormu? Bu manevi sarhoslugun bilhassa islam aleminin suurunu iptal etmesi nekadar aci bir gercek. Temennimiz islam aleminin ve öncüsü olan Türkiyemizin bir an evvel intibaha gelmesi. Saygi ve sevgilerimle 🌹

  • Demokrat Avrupa

    18.9.2020 19:16:26

    1. Avrupa nerede olduğunu soranlar veya sürekli merak edenler için kısa bir bilgi. Bundan yıllar önce İslam’la ilgili açıklama yaptığı için 2. Avrupa’nın saldırısına uğrayan eski Almanya Cumhurbaşka’nı Christian Wulff bugünlerde İslam’la ilgili müsbet açıklamasına tekrar vurgu yaptı. İsim olarak Fransa’da Chirac ve Fillon, Almanya’da ise Kinkel, Schröder ve Schulz gibiler ve İsevi Ruhaniler 1. Avrupa diye tanımlayabiliriz. Türkiye’ye müzakere tarihini verenler ve Türkiye ile ilgili ipleri koparmak istemeyenleri 1. Avrupa olarak görebiliriz, ama maalesef Türkiye’de ki AB karşıtları (Kemalistler, Ulusalcılar, Ülkücüler ve Siyasal İslamcılar) 2. Avrupa ile beraber 1. Avrupa’ya karşı mücadele etmekte el birliği yapmaktalar...

  • Niyazi N.

    18.9.2020 18:24:48

    Ehl-i tahkik silkelenip vazifesini hakkıyla yerine getirmeye başladığında, avamdan müteşekkil millet ekseriyeti de uyanıp hakikati görüp sahip çıkmaya başlayacaktır. O vakit, itimad edip dümeni teslim ettikleri kaptan libaslıların ne kadar liyakatsız, kifayetsiz, samimiyetsiz, tehlikeli ve muzır olduklarını anlayıp dümen için ehil ekibi arayıp bulacaktır. Demokrasi ve şeffaflık, kirli yüz ve ufunetlerini ortaya çıkaracağından, her çeşit antidemokratik uygulamaya sarılmak ve dahası tahribatlarını mukaddes değerler perdesiyle örterek aldatmak suretiyle ömürlerini uzatanlardan kurtulduğunda, millet şer cephesinin tahrip gayretlerine de set çekecek ve bahtını açacaktır inşaallah. O zaman, kıymetli yazarın da ekserin de ızdırab duyduğu noktalar önemli ölçüde izale olacaktır inşaallah.

  • Ata

    18.9.2020 16:50:25

    AB karşıtı ittifak, güya halkı AB için Macron’a çağırdı. Ölümü göstererek sıtmaya razı edilen ahali bil mecburiye Macron’a evet demişti. Hocam AB.Avrupanın iki yüzü değil mi? 1.Avrupa bu ABın neresinde açıklayan bir yazı yazsanız?

  • Hüseyin

    18.9.2020 15:22:18

    (2)Batıyla eşitlenmek onlarla başabaş olmak  mücadele edebilmek için yönetimde ve idarede  demokrasi ve hukuk, ekonomide üretim ve şeffaflık eğitimde çağın anlayışına ve bilimine uygun bir eğitim  Kültürde maddi,manevi ve ahlâki incelme/yükselme, Bilim, sanat ve teknolojide katma değeri yüksek icatlar ve  dijitalleşme ile beraber çağın network-ağından kopmamak, geriye  düşmemek....

  • Hüseyin

    18.9.2020 15:21:36

    (1)Batıda 18.yüzyıla kadar işler Allah vergisi kol ve beden gücüyle yürütülüyor çalışmalar hal yoluna konuluyordu. Askeri, zirai, sınai alanlar başta olmak üzere hemen hemen bütün sahalarda işler böyleydi. Fakat 18.yüz-yıldan sonra işler değişti. İşler, kol boyutundan  kafa boyutuna geçti. 18 yüzyıldan itibaren  Kol kafaya yenildi, bilim cebre/güce galebe çaldı. Kol boyutundan kafa boyutuna geçmekte geç kaldığı için osmanlı batı karşısında hemen hemen her alanda tökezledi. "medenilere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir." sözü zamanın ve geleceğin ruhunu teşhis etmişti.  Batı demokrasisi, ekonomisi, bilimi,eğitimi,hukuku ve  teknolojik aletleriyle islam dünyasının başında bugün  demoklesin kılıcı gibi duruyor.. Kişilerin değil, kuralların ve kurumların yüceltildiği,demokrasinin, eğitimin, ekonominin, bilimin, hukukun, insan hak ve hürriyetlerinin ön plana geçtiği bir çağdayız.

  • İhsan

    18.9.2020 12:39:47

    Makalenizdeki bilgi yoğunluğu, takibimizi güçleştiriyor. İmkânı var ise sıklıkla yazsanız, biz de kolayca istifade edelim. Allah razı olsun.

  • İ.Seyda

    18.9.2020 12:30:54

    Evet dünyada iki cereyan mücadele ediyor. Amerika'da iki cereyan mücadele ediyor. Avrupa'da iki cereyan mücadele ediyor. Türkiye'de iki cereyan mücadele ediyor. Önemli olan çoğunluk olarak biz nerede duruyoruz? Bunun değerlendirmesini yapmak lazım. Demokrasi, hak, hukuk, Hürriyet, eşitlik Adalet. Bunlar insanlığın ortak değerleri. Üstünlerin üstünlüğü değil, bize lazım olan, insaniyet-i Kübra'nın değerleridir. Unutmayalım ki oyun bittikten sonra şah da piyon da aynı kutunun içine konur.

  • Abdullah

    18.9.2020 12:03:14

    Avrupa kafirlerinden, Asya münafıklarından kurtulamıyor bir türlü. Ama bir gün kurtulacak. Zalimlerin çanağını doldurdu dolduracak. Dolduğu vakit zaten nefret-i umumi de başlar. O vakit Avrupa din-i hakikiye, Asya da demokrasiye kavuşacak inşAllah

  • Hüseyin İlhan

    18.9.2020 10:06:03

    Allahın selamı,rahmeti,mağfireti ve bereketi üzerimize olsun.Hayırlı Cumalar dilerim. Değerli yazarımızın yazısından istifade ettik.Rabbimizden kalemine kuvvet,dimağına bereket,vücutlarına sağlık ve afiyetler dileyerek bizlere daha nice böyle güzel yazılarla bilgilendirmesini ve istifade etmemizi nasip etsin.

  • Abdurrahman

    18.9.2020 09:56:11

    Farklı cenahlardan Avrupa demokrasilerine müdahele oluyor ancak etkisi fazla olmuyor olamazda, sebebi birinci avrupa demokrasiyi kurumsal olarak kabul etmiştir. Hak, hukuk, adalet, hürriyet ve eşitlik kavramlarını esas almıştır...Bu dönem 12 eylül ile başlayan son 40 yıl farklı inişlere ve çıkışlara sahne oldu oluyor ancak hürriyet ve demokrasi anlayışı yükselerek devam edecektir.Geriye dönüş söz konusu değildir. Bu yükselişi ülke olarak ıskalamamamız gerekir.

  • sefer hoca

    18.9.2020 08:57:19

    inşallah gizli bir el hakikatın yüzünü örten perdeyi çekecektir.kalemine sağlık kardeş

  • Hayati

    18.9.2020 07:07:10

    Geniş bir açıdan ve çok parçalardan meydana gelmiş bu makaleyi tam anlamak için, Avrupa’yı yakından taakip gerekiyor.

  • Oğuz Yiğiter

    18.9.2020 03:22:33

    Üstadımızın ; siyasette muktesid mesleğini global ölçekte dile getiren ve "dindar isevîlerin" omuzlarında ve vazife sahasına giren, geniş dünya siyasetini tanzim ve süfyaniyetin oyunlarını bozma misyonuna ışık tutan ayn-ı şuur bir makale...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı