"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tenkit ve tahammül ahlâkı

Yasemin YAŞAR
03 Temmuz 2021, Cumartesi
Terim olarak tenkit; yanlış ve doğrunun ayıklanması anlamına gelmektedir.

Kelimenin kökeni “intikâd”dır ki manası, gerçek parayı sahtesinden ayırt etmek olduğu için tenkit de bir eseri, kişi ya da konuyu doğru ve yanlışlarıyla ortaya koymaktır.

Tenkit; ikaz ve uyarı mahiyetindeki ifadelerdir.

Tenkit; kötülükleri önleme ve yasaklama işidir.

Tenkit; hakkı tavsiye, hakkı tebliğ ve hakka dâvettir.

Tenkit, ilmin de ayrılmaz bir parçasıdır. Tenkide tahammülü olmayan ilimler, toplumlar veya kişiler gelişemezler, varlıklarını oldukları gibi sürdüremezler. Tenkitten yoksun kaldıklarında hurafeler ve batıl inançlar içinde yok olabilirler.

Güçlü eleştiri geleneği ve engin tahammül ahlâkı İslâm düşüncesinde farklı görüş ve eğilimlerin yaşaması ve bu görüşlerin kendilerini alabildiğine hür bir atmosferde savunması için gereken barış ve saygı ortamını hazırlayan ve onu günümüze taşınmasına imkân veren en temel yapı taşlarından biridir.

İnsan yaratılışı gereği çok da masum değildir. Tam tersi âyeti kerîme ile sabittir ki “İnsan çok cahil ve zalimdir.” Ne kadar derin düşünse de, ne ölçüde güçlü muhakemelerle görüş ve anlayışını esas delillere dayandırsa da bu durum değişmez. Bu demektir ki kimi insanlar düşüncede veya pratik hayatlarında birtakım hatalar yapacaklardır. Üstelik, insanların farklı eğilim, mizaç ve ahlâka sahip oldukları göz önünde bulundurulursa onların her konuda görüş birliğine varmalarının mümkün olmadığı rahatlıkla anlaşılabilir. Dolayısıyla insanların farklı düşünce ve anlayışlara sahip olması kaçınılmazdır ve bu o kadar büyütülecek bir mesele değildir. Aynı mezhep âlimleri arasında bile mezhebin görüşlerinin yarısını oluşturacak kadar ihtilâf olmuştur. O zaman şöyle bir sonuca varmak mümkündür. Demek ki tenkit gereklidir.

Bu mutlak manada bir felâket ve tefrika sebebi de değildir. 

Bu konuda Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf, İmam Muhammed gibi âlimlerin aralarındaki binlerce farklı görüşe rağmen her hafta beraber ders ve mütalâa yapmaları bu konuda çok güzel bir örnektir.

Farklı görüş ve düşüncelerin, olması, ne insana, ne aileye, ne cemaate, ne cemiyete zarar verir. Aksine onların kendi görüş ve düşüncelerini test etmelerini ve onlardaki kimi kusur ve gedikleri görmelerini sağlar. Düşünebilen insanlar için düşünce farklılığı sorun değildir. 

Tarih şahittir ki, Sokrat, Eflatun ve Aristo birbirini yetiştiren filozoflar ve her biri diğerinden çok istifade etmesine rağmen, birbirlerinin ders halkalarını ve talebelerini dağıtmayı hiç düşünmemişlerdir. Her biri kendi mantık örgüsü ve düşünce koordinatları içinde kalarak diğerinden istifade etmiştir. Dolayısıyla tenkit ahlâkı gelişmeyen insanlar ya düşünce sahibi değillerdir ya da kendi mantık ve düşünce koordinatlarıyla sıkıntıları vardır. Tenkide tahammülsüzlük veya hiç tenkit etmemek yani doğruyu doğru zeminde ifade edememek kişinin kendi düşünce arka planındaki problemin veya oturmamışlığın bir göstergesidir.

Hz. Peygamberin (asm) rahmet olarak tanımladığı düşünce farklılıklarını besleyen, insaflı tenkit, ulema açısından bir âb-ı hayat mesabesindedir. Kur’ân, tenkit metodunu en etkili şekilde kullanan bir eleştiri kitabıdır. 

Nitekim Hz. Peygamber (asm) toplumlar için felâkete sebep olacak, insanlığın huzur ve mutluluğunu bozacak olan her yanlışı düzeltmek için gerekli ilkeleri ortaya koymuş ve bu yanlışları, hiçbirine göz yummaksızın eleştirmiştir.

Yanlış olan şeylere sessiz kalmak yanlışı kabul etmek ve onaylamak anlamına geleceği için tenkit, bütün peygamberler tarafından kullanıldığı bir eğitim ve tebliğ aracıdır. Bunun en büyük göstergesi olarak Hz. Peygamber (asm), yaşadığı toplumda zulme, haksızlığa, insanlığın fesadına ve zararına olacak işlere seyirci kalıp, karşı çıkmayanların zulüm ve haksızlık yapanlara destek olmuş sayılacaklarını haber vermiştir.

Hasılı, Kur’ân’ın öğütlediği tenkit yapıcıdır ve öyle de olmak zorundadır. Çünkü yapıcı olmayan tenkit ya karşıdakine saygı duymadan yapılan bir hakarettir ya da bir inatlaşmadır. Eğer tenkit bu şekilde yapılıyorsa, o artık eleştiri olmaktan çıkmış cidâle dönüşmüştür. Cidâl (cedelleşme) ise hakkın ortaya çıkmasını önemsemeden, her iki tarafın da, rakibi karşısında üstün gelmek için tamamen nefsanî bir mücadeleye girişmesi demektir.  Kur’ân bu tür bir ahlâkı, insanın zaafları arasında saymıştır. 

Eleştiri kişinin yanlışlarının toparlanıp sayılmasından ibaret değildir. Eleştiri; suçlama, kötüleme ve karalamanın dışında bir faaliyet olmalıdır.

Okunma Sayısı: 2287
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Şerife Tez

    4.11.2021 20:07:23

    Allah razi olsun ablacigim,tenkit tüketir,takdir üretir. Kaleminize kuvvet....

  • Hüseyin Uzun

    3.7.2021 14:42:47

    Yazınız için teşekkür ederim, Yasemin hanım. Günümüzde tenkit veya eleştiri adı altında sosyal medyalardan paylaşılan mü'min kardeşine hakaret, gıybet ve iftiraların haddi hesabının olmadığı bir atmosferde yazdığınız bu yazı, çok daha büyük bir önem arz ediyor. Kaleminize kuvvet ve sağlık.

  • NAHİT TOPALOĞLU

    3.7.2021 13:09:45

    S.A. Yasemin hanım kardeşim."İntikad" kelimesinde şapka kullanır ve "intikâd" diye yazarsak, "kaf" harfi "kef" gibi ince okunur. Onun için kelimeyi şapkasız "intikad" diye yazmak daha iyi olur. Bâki selamlar. Fî emânillah!

  • Yasemin yasar

    3.7.2021 10:50:13

    Açıklamanız için tesekkurederim

  • Orhan Ali YILMAZ

    3.7.2021 07:16:09

    "Önceki Yorumum"umda bir harf hatası oluşmuş, doğrusu aşağıdadır; selâmlarımla, bilginize...) Yasemin Hanım, "Tenkit ve tahammül ahlâkı" başlıklı bugünkü yazınızı okudum. Çok güzel bir bakış açısı ile ve geniş bir yelpazede konuyu değerlendirmişsiniz. Teşekkür ediyorum. Yalnız, "Tenkîd" kelimesinin kökeni ile verdiğiniz bilgi biraz "tashîh" e muhtaç sanırım.. Şöyle ki: -"intikâd" kelimesi ile ilgili belirttiğiniz anlam doğru olmakla birlikte- Bu kelime, kökeni itibarıyla, Arapça'da, sülâsi (üç harfli) bir fiil olan "Nekede" fiilinden türemiş olup, "Tef'îl" babında "Tenkîd" şeklinde ve Türkçe'de, fiillerin tasnifi bakımından, anlam itibarıyla "edilgen" değil, "ettirgen" anlamındadır. Yazınızda belirttiğiniz, "İnfiâl" bâbındaki "intikâd" kalıbı ile aynı anlama gelmekle birlikte, mâlûmunuz, bizim dilimizde, daha çok, etimolojik kökeni itibarıyla "kelime/sözcük anlamı"nda değil, daha çok "ıstılâh", yani tabir-i diğerle "terim" anlamıyla kullanılmaktadır. Selâmlarımla...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı