"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Âfetlerin dili

Nahit TOPALOĞLU
12 Temmuz 2025, Cumartesi
Birkaç haftadır, pazara giderken, müdür-i dâhilî, semt pazarından vişne almamı tembihlemekte. Maalesef elim boş dönmekteyim.

Tezgâhlarda reçellik değil, ilâçlık vişne bulunmuyor. Bu Perşembe (26 Haziran) pazarda bir tek tezgâhta vişne değilse de kiraz vardı. İri iri Napolyonlar. Fakat iri olan sadece kirazın taneleri değil fiyatıydı da: 400 Türk lirası.  Markette değil, semt pazarında. 

Oysa okullar tatile girince her yıl bu tarihlerde gelinimi memleketine götüren oğlum, dönerken Akşehir’den ihracat malı kiraz kasasıyla dönerdi. Kiraza doyardık. Bu yıl, değil ihraç malı, yemelik kiraz bile yokmuş.

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’ın “Tarihimizin en büyük tarımsal âfetini yaşıyoruz.” ifadesiyle gündeme gelen zirâî don felâketi, aslında bir süredir sessizce tırmanan bir zincirin son halkalarından biridir. 65 ilde tarım ürünlerinin yüzde yüze varan oranda zarar gördüğü bu olay, bize acı ama açık bir gerçeği tekrar hatırlattı: 

Türkiye, çeyrek asra yakın, Rabb’imizin neredeyse birer birer bütün tabiat unsurlarıyla bizi sınadığı bir imtihan coğrafyasına dönüşmüş durumda.

Depremler 

6 Şubat 2023’te yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremler, Cumhuriyet tarihinin en büyük ikinci depremi olarak kayıtlara geçti. 11 il doğrudan etkilendi, on binlerce can yitirildi. Oysa daha 2020’de Elazığ, ardından İzmir ve Van depremleriyle uyarılmıştık. 

Her depremden sonra depreşen “rant” hırsı gerekli derslerin alınmadığının resmidir.  Zemin sallanıyor ama vicdanlar da sarsılıyor.

 Sadece binalar değil, zihniyetler çürüyor, vicdanlar tefessüh ediyorsa, toprakla birlikte, cemiyet dahi tezelzüle mâruz demektir. 

“Umûmî musibetlerin, ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetine Üstadımız dikkat çekmiyor mu?

Yangınlar 

Yangınlara, hele kontrollü olanlara zaten alışmıştık. Bilhassa deniz manzaralı ormanlık arazilerde periyodik olarak yangınlar çıkar, iki bıyık bükümü orman (yok o başka ölçü birimiydi) iki evleklik (bu da olmadı) iki otellik bir sâha, plaj alanları da hesaba dahil tabi, kazâen, bir lütf-ı İlâhî(!) yanıverirdi. 

İlgili bakanların beyanâtı hazırdı zaten: Yanan ormanlık alanlar derhal ağaçlandırılacak. Katiyyen yapı izni verilmeyecek. 

Ve çok kısa bir zamanda dikilen ağaçlar, pardon otel ve müştemilatları, havuz medyasında değilse de sosyal medyada arz-ı endam ederdi: “Yangın öncesi, sonrası ve şimdi ağaçlandırılmış (yani otellendirilmiş) hâli.” şeklinde, açıklamalı fotoğraflarla.

Fakat bu lütf-ı İlâhî(!) yangınlar, gazab-ı İlâhî olanlara davetiye mi çıkarıyordu  ne?  

2021 yazında Ege ve Akdeniz kıyılarımızda 299 noktada çıkan yangınlar binlerce hektar ormanı, köyleri ve canlıyı yuttu. Antalya-Manavgat, Muğla-Bodrum yangınları, kelimenin tam anlamıyla bir felâketti. Ormanlarımız cayır cayır yanarken CL-215  model yangın söndürme uçaklarımız THK hangarlarında hapisti. 

TBMM Kâtip Üyesi  Hatay milletvekili Nermin Yıldırım Kara, 26 Haziran 2025’te şöyle diyordu: “Kendi hava gücümüz olmayınca ormanlarımız küle dönüyor, paramız yabancı ülkelere gidiyor. 2023-24'te kiralık uçak ve helikopterlere 7,86 milyar (yedi milyar seksen altı milyon)TL, sadece Rusya’dan kiralananlara 295 milyon TL harcandı. Orman Genel Müdürlüğünün elinde sadece 9 helikopter, 10 uçak, 10 İHA var; yangınlarda kiralamaya muhtaç kalıyoruz. Bu nedenle sadece 2024’te tam 39 bin futbol sahası kadar alan yitirdik. Artık kendi hava gücümüzü kurarak hem ormanlarımızı hem de ulusal servetimizi korumak zorundayız.” 

İşin garibi hükümet 2025 başlarında THK’nin 8 adet CL-215 yangın söndürme uçağını   kayyim mârifetiyle satışa çıkartıyor ve eş zamanlı olarak da Tarım Orman Bakanlığı 13 adet yangın söndürme uçağı kiralamak için ihale açıyor. Üstelik kiralanmak istenen uçaklardan 7 tanesi THK’de satışa çıkartılan CL-215  model, 4 tanesi de gene aynı modelin farklı varyantı olan CL-415. Motoru biraz daha güçlü ve su kapasitesi de 5-6 kova daha fazla, o kadar.  İhaleye göre kiralama müddeti 3 yıl. 

Bir de mânevî yangınlarımız var ki…

“Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum” diyen Üstad, bugünleri görseydi, ne derdi?

İşin kötüsü, maddî yangınlardan bile  “kiralama” paravanında rant devşiren iktidar sahipleri,  günümüzdeki dinsizlik, donsuzluk, densizlikler ve mânevî yangınlar için kılını kıpırdatmıyor. 

Cumhurbaşkanımızın mânevî şahsiyetini korumakta gösterilen hassâsiyetin zekâtı kadar bir hassâsiyet mânevî değerlerimizin muhafazası için sarfedilseydi, cemiyet şimdikinden daha iyi bir durumda olmaz mıydı?

Haksız mıyım?

Okunma Sayısı: 1292
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Nahit Topaloğlu

    13.7.2025 09:01:04

    Müjdat kardeşim, zikr ettiğiniz kelimeye şapka koyarak dâhil diye yazmakta beis yok; hatta güzel de olur. Bu kelime zaten herkesçe ilk hecesi uzun telaffuz edilen bir kelime olduğu için ihmali bir diksiyon hatası meydana getirmiyor fakat ikinci hecenin uzun okunacağı "dahîl" lafzında mutlaka şapka koymak gerekir. Hassasiyetiniz için teşekkürler. Fî emânillah!

  • Hüseyin İlhan

    12.7.2025 13:57:54

    Bugünkü iktidarın yegane gayesi ülkemizi iktisaden çökertmek,maneviyatını tahrip ile kardeşlik şuurunu darbedip yoketmek ve ülkeyi BOP Eşbaşkanı yapanalrın arzu ve istikamet muvacehesinde yola sokup yarın istedikleri kıvamda olmasını sağlamaktııır. Ne dinin,mukaddesatın ,efendimiz SAV'min sünnetine, ne de rabbimizin emirlerine itibar etmek ve yasakalrından imtina etmedir derdi. Derdi manen ve maddeten müslümanları dejenere etmek,birlik ve kardeşliği tahrip edip yoketmektir. Adalet olmayan,hukuk diye bir kaideye inanmayan idarecilerin olduğu yerde bela ve musibetler eksik olmaaaaz.

  • Hüseyin İlhan

    12.7.2025 13:53:38

    Muhterem Nihat ağabeyimizi sözlerinden nakıslık değil eksikliklerden dolayı birkaç husu ile bende ilave de bulunayım. 1-15 TEMMUZ nedir,ne değildir,işin içi-dışı ile bilinmesi için TBMM'nde verilen araştırma teklifi kimler tarafından verilmiş,kimler tarafından ret edilmiş olduğunu muhterm-eler düşünsün. Dün CUM'A Hutbemiz ki far olan bir ibadette açııık açık siyaset bezirganlığının yapıldığı,çürümüş-kokuşmuşların pisliklerini başkalarına saçmasına alet edilecek yermi dir. Daha evvel hutbede'Çıkarın cep telefonlarınızı şu şu noya mesaj atın,şu kadar en az bağışta bulunun,demek mi cum'anın farzı da bu rızai ilehi için yapılan ibaeedet alet edilerek tahrip edildi.

  • Müjdat Bayar

    12.7.2025 12:34:47

    Allah razı olsun. "...plaj alanları da hesaba dahil..." cümlesinde "dahil" kelimesi, şapkalı olarak "dâhil" şeklinde yazılmalıydı. Sehven oldu herhâlde.

  • Nahit Topaloğlu

    12.7.2025 11:55:04

    Muttalip kardeşim, Evvelâ, hassasiyetiniz için tebrik ve teşekkürlerimi arz ederim. Sâniyen, mezkür ifadede bir an ben de tereddüt etmiştim. Fakat bu ifade ile bir aliterasyon, iki de farklı mecaz-ı mürsel sanatını (bu mecaz sanatlarının yüklediği anlamları) ve barındırdığı mânâ zenginliğini fedâ edemedim. “Densizlik, donsuzluk, dinsizlik” sözlerindeki “d” sessizlerinin ifadeye kattığı âhenk işin estetik yönü. Donsuzluk kelimesi “müstehçenlik” lafzıyla yer değiştirebilirdi, her ne kadar donsuzluk ile kasdedilen müstehçenliğin dozunu karşılayamaz olsa da. Donsuzluk ile müstehçenlik bile değil çıplaklık kastedilmiştir. Fakat “donsuzluk” lafzı başka bir mecaz-ı mürsel yoluyla açlık sınırı altına düş(ürül)müş milyonların sefaletini de ifade ettiği için tercih edilmiştir. Bâki selamlar

  • Muttalip

    12.7.2025 09:12:55

    Yazı için teşekkür ediyorum. Donsuzluk ifadesi pek uygun düşmemiş. Nezaket kurallarına muvafık görünmüyor

  • Mehmet Türeli

    12.7.2025 07:17:21

    Her sene farklı afetler ile farklı tokatlar yiyoruz, ne ibret alıyor ne de intibaha geliyoruz. Rabbim müslümanlara akıl, feraset ve basiret versin ki ayaklarına bir taş bile değdiği zaman nerede hata yaptım diye düşünebilirsin. Yöneticilerimizin yaptıkları hataları ikaz etmekten korkuyorsak, Filistin vs. Zulme maruz kalmış kardeşlerimize hakkıyla destek veremeyip zalimlere dolaylı da olsa destek verenlere ses çıkarmıyorsak, başımızı örtüp İslama aykırı hareket ediyorsak, komşumuz aç iken veya zulüm görüyorsa biz de uyuyorsak vs vs daha çok tokatlar yemeyi hak ediyoruz demektir.

  • Ali Dinar

    12.7.2025 01:34:08

    Keşke haksız olsaydın abi,yanıyoruz. Galiba bunlar ahir zamanda konuşan ağaçlar, arkasında kimlerin olduğunu söylüyor.

  • Burhan Balaban

    12.7.2025 00:52:53

    Eğer partiler mv aday adaylarını üye bazında ön seçimle değil de partiye şu kadar milyon tl veren propaganda için milyonlar harcayabilen kişileri tepeden inme belirlemeye devam ederse gerçek milletvekillerinden değil Herşeyi ranta cevirmeyi meslek edinmiş siyaset esnafı çorbacılardan oluşan bir meclis oluşur öyle bir meclisten de işte böyle sonuçlar doğar

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı