Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 03 Nisan 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

M. Latif SALİHOĞLU

Gaddar asrın mağrur hükûmetleri



Meşrûtiyet'ten günümüze yüz yıllık demokrasi serüvenini araştırıken, bilhassa Bediüzzaman Said Nursî ile devrin hükûmetleri arasında yaşanan münasebet ve yaklaşım tarzları ziyadesiyle dikkatimizi çekti.

Baktık gördük ki, zamane hükûmetlerinin çoğu tam da "enaniyet asrı"nın karakteristik özelliklerine uygun bir tavır sergilemiş ve Said Nursî'ye karşı en gaddar muameleyi revâ görmüştür.

Bu son derece mağrurâne ve kahredici yaklaşım tarzının ilk kırılma noktasına ise, 1950 sonrasında rastlamaktayız.

Şimdi, sırasıyla bu mezkür devirlere şöyle kısaca bir nazar gezdilerim...

Mutlakıyet devri

Memleketin maarif meselesi için 1907'de hükümet merkezine gelen ve merkezin kalbinde görmüş olduğu istibdat hastalığını hürriyet ve meşrûtiyet ilâcıyla tedâvi etmeye çalışan Bediüzzaman, kendi ifadesiyle "divanelikle taltif" ediliyor. O, hamiyet duygusuyla yapmış olduğu bu fedakârane hizmetine mukabil, devrin hükümeti tarafından önce tımarhaneye, ardından da nezarethaneye sevk ediliyor.

Orijinal ifade ile: "Vaktâ ki hürriyet divanelikle yâd olunurdu; zayıf istibdat tımarhaneyi bana mektep eyledi." (Divân–ı Harb–i Örfî, s. 17)

O zamanın hükümeti, istibdada çatan, hürriyet ve meşrûtiyeti ise hararetle savunan Üstad Bediüzzaman'a, mağrurâne bir edâ ile adeta şunu söylüyor: "Sen kim oluyorsun ki, gelip bize bu dersleri veriyorsun!"

Evet, işte bu tarzdaki söz ve davranışlar, hiç şüphesiz gururun, enaniyetin ve gaddarlığın birer tezahürüdür.

Meşrûtiyet devri

Güzel olan meşrûtiyet idaresi, hürriyet nimetiyle tezyin edilince daha da mükemmelleşir. Ne var ki, isim ve mânâ itibariyle güzel olan bu devrin hükümet nezdindeki uygulamaları da farklı olur.

Hakim zihniyetin, bilhassa Bediüzzaman'a bakış ve yaklaşım tarzı ziyadesiyle gaddarânedir. Eski hükümetin "divanelik" isnadına mukabil, yeni hükümet ise onun hayatına kast ediyor, derhal idam edilmesini istiyor. Orijinal ifade ile: "Vaktâ ki i'tidâl, istikamet; irtica ile iltibas olundu; Meşrûtiyet'te şiddetli istibdat, hapishaneyi mektep yaptı." (Divân–ı Harb–i Örfî, s. 17)

Hapishaneden idamlıklar mahkemesine sevk edilen, ancak orada da hürriyet ve meşrûtiyeti aynen müdafaa eden Bediüzzaman'a, devrin hükümeti yine aynı edâ ile seslenir gibi bir muamelede bulunuyor: "Sen kim oluyorsun ki, gelip bize bu dersleri veriyorsun!"

Anlaşıldığı gibi, yine aynı hastalık.

Cumhuriyet devri

Hastalığın büyüğü gibi, istibdadın büyüğü de ne yazık ki bu devride çıkıyor Said Nursî'nin karşısına.

"Ben dindar bir cumhuriyetçiyim" diyen Bediüzzaman ve onun gibi binlerce Kur'ân hizmetkârının canına, malına, eserlerine ve hatta imanlarına kast eden devrin hükümeti, onlar hakkında sürgün, hapis, zindan, zehirle öldürmeye varıncaya kadar, her türlü şenâati revâ görüyor.

Bu mutlak istibdat devrinde iyiden iyiye kabaran enaniyet damarından yine aynı zehir fışkırıyor: "Sen kim oluyorsun ki, gelip bize hürriyet, cumhuriyet dersleri veriyorsun!"

Demokrasi devri

Hürriyet, meşrutiyet ve istibdat meselesi hakkındaki genel bakış ve yaklaşımın, işte bu devirde değiştiğini görmekteyiz.

İstanbul'da görülen Gençlik Rehberi Mahkemesinde (1952) Said Nursî'nin avukatı olan Mihrî Helâv, beraetle neticelenen mahkemede yaptığı müdafaatında aynen şu ifadeleri kullanıyor: "Filhakîka, müvekkilim (Bediüzzaman), bütün milletle beraber istibdâda karşı mücâdele etmiş, hürriyet ve demokrasinin tesisine çalışmış ve bu hususta husûle gelen muvaffakıyetten dolayı da memnun olmuştur." (Tarihçe–i Hayat, s. 567)

Evet, bu tarz bir müdafaa, ilk kez olmak üzere devrin hükümetini hiddete değil, bilâkis memnuniyete sevk ediyordu.

Devir, artık gurur ve enaniyetin değil, dostluğun, tevazuun, muhabbetin devriydi.

Tarihin yorumu

İsmetçiler işbaşında

Yeni Meclis, bir hafta evvel yapılan genel seçimlerin ardından toplandı. 429 üyenin hazır bulunduğu Genel Kurul'da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin tek adayı yine İsmet Paşaydı.

Birinci oturumda, milletvekillerinin tamamının oyunu alan İsmet Paşa ikinci kez Cumhurreisi oldu. Aynı gün içinde yeni kabine de belirlendi. Hükümeti kurmakla Dr. Refik Saydam görevlendirildi.

Tâ M. Kemal'in ölümcül hastalığını öğrendiği günden beri İsmet Paşaya yanaşan ve onun has adamı olma tavrını sürdüren Saydam, esasında 25 Ocak'tan beri aynı makamda bulunuyordu.

İsmet Paşa, ilk fırsatta Celal Bayar'ı Başbakanlıktan uzaklaştırmış ve onun yerine Refik Saydam'ı getirtmişti. Dolayısıyla, Saydam'ın istifasını verip aynı gün içinde tekrar hükümet kurması, tamamiyle bir formaliteden ibaret oldu.

Bilindiği gibi, M. Kemal, Dolmabahçe'de ölüm döşeğinde iken, siyasetten uzaklaştırmış olduğu İsmet Paşayı yanına çağırmış ve onunla son bir kez görüşmek istemişti. Ancak, bu görüşmeye Refik Saydam şiddetle karşı çıkmış ve İsmet Paşanın İstanbul'a gitmesine mani olmuştu. Saydam'a göre, bu görüşme bahanesiyle Paşa kesin olarak bertaraf edilecekti. Bunun asıl sebebi ise, M. Kemal'in ölümünden sonra İsmet Paşanın rahat durmayacağı ve Bayar'ın başına belâ olacağı kanaatine varılmış olmasıydı.

Saydam'ın endişesi yerinde olmalı ki, İsmet Paşa da onu her yönüyle ihya etti.

Bu tarihten 1950'ye kadar gelip giden hemen bütün kabine üyeleri—tıpkı Saydam'ın da yaptığı gibi—birbiriyle "Ben daha fazla İsmetçiyim" yarışına girdiler. 1950'de ise, bu yarışı hep birlikte kaybettiler.

03.04.2008

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (02.04.2008) - Bana dokunmayan yasak...

  (01.04.2008) - Deniz Feneri'nin eğitim hizmetleri

  (31.03.2008) - Yakın tarihin yalanları

  (29.03.2008) - Uygun adım dersleri

  (27.03.2008) - Benzemek yetiyor mu?

  (27.03.2008) - Benzemek yetiyor mu?

  (26.03.2008) - Kavga siyaseti ile nereye kadar?

  (25.03.2008) - Bediüzzaman'ın Nevrûz'u

  (24.03.2008) - Siyaset değirmeni öğütüyor

  (23.03.2008) - Azami zıtlıklar

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ahmet ARICAN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri