"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kur’ân-ı Hakîm’in hazinesinin dellâlı

Abdülbakî ÇİMİÇ
10 Haziran 2019, Pazartesi 03:09
Bilindiği üzere Bediüzzaman Hazretleri maddî ve mânevî makamları asla kabul etmez.

Nurun hâlis ve ehemmiyetli bir kısım şakirtlerinin, pek musırrâne olarak, âhir zamanda gelen Âl-i Beytin büyük bir mürşidi (Büyük Mehdî) olarak Bediüzzaman’ı kabul ettikleri halde, Bediüzzaman bu neviden ısrarlı talepleri reddeder. “O has Nurcuların ellerinde bir hakikat var.” 1 olduğunu kabul ettiği halde, bir nevi tevil ve izah ile kendisine verilen makamların yönünü ve yüzünü Risale-i Nur’a ve şahs-ı mânevîye çevirir. Ancak kendisine tevcih edilen büyük makamları üç şahsiyetinden birisi ve en birincisi olan Kur’ân’a dellâllık cihetiyle taşıdığı şahsiyeti için kabul eder. Bu şahsiyetinden tezahür eden etvar ve ahvallerin ise şahsına ait olmadığını, Kur’ân’a ait olduğunu söyler. Bunun dışındaki şahsiyetleri için verilen makam ve teveccühlerdeki ısrarların ise Risâle-i Nur hizmetine zarar vereceğini ifade buyurur. Kutbiyet de verilse sırr-ı ihlâs için hizmetkârlığın tercih edilmesi gerektiğini ısrarla vurgular. 

Bu noktayı “Ben Kur’ân-ı Hakîmin sırf bir hizmetkârıyım, o mukaddes dükkânın bir dellâlıyım. Şahsî dükkânımdaki perişan, ehemmiyetsiz şeyleri satışa çıkarmayacağım ve çıkarmak istemiyorum. Çünkü, Kur’ân-ı Hakîmin kudsî elmaslarının kıymetlerine şüphe îras etmemek için, perişan ve şahsî dükkânımda bulunan kırık cam parçalarını satsam, hakikî sarraf olmayan müşteriler, dellâllık vaktinde elimde gördükleri elmaslara da şişe nazarıyla bakabilirler; zihinlerine bir iltibas, bir şüphe gelir. Onun için, şahsî dükkânımı kat’iyen kapamışım. Bana o mukaddes dükkânın hizmetkârlığı yeter. Müflis bir hizmetkâr olsam, daha hoşuma gidiyor.” 2 diye ifade eder.

Bediüzzaman kendi ifadesiyle; “İşte, bu biçare kardeşinizde üç şahsiyet var. Birbirinden çok uzak, hem de pek çok uzaktırlar.” 3 der. 

Bu üç şahsiyetinden Kur’ân’a ait olan şahsiyetini ise şöyle izah eder: “Kur’ân-ı Hakîmin hazine-i âlisinin dellâlı cihetindeki muvakkat, sırf Kur’ân’a ait bir şahsiyetim var. O dellâllığın iktiza ettiği pek yüksek ahlâk var ki, o ahlâk benim değil; ben sahip değilim. Belki o makamın ve o vazîfenin iktiza ettiği seciyelerdir. Bende bu neviden ne görseniz benim değil; onunla bana bakmayınız, o makamındır.“ 4 Görüldüğü üzere Bediüzzaman Hazretleri Kur’ân’a ait şahsiyetini şahsı adına kabul etmez, doğrudan doğruya Kur’ân’a verir ve Kur’ân-ı Hakîmin hazine-i âlisinin dellâllığı vazîfesi ve makamına aid olduğunu ifade eder. Bu şahsiyetini “Risâle-i Nur’un vazîfe-i kudsiye-i imâniyesi”nin bir hizmetkârı olarak görür. Ölümünden sonra da hizmet edeceğini söyler. Bediüzzaman’ın bu şahsiyetinin sırf Kur’ân-ı Hakîm’in dellâlı itibariyle olan şahsiyetinin karşılığı olan ve mukaddes Kur’ân dükkânının kıymettar cevherlerini nazara almak lâzım geldiğini bilmek gerekir. 

Bu şahsiyet yalnız Kur’ân’ın malı ve meali olan Risâle-i Nur namınadır.

Zaten Bediüzzaman da “Bediüzzaman” ünvanını; “Risâle-i Nur’un şahs-ı mânevîsi namına olarak kabul ederim. Yoksa o meziyetler hakkım değil.” 5 der. “Hem ben itiraf ediyorum ki, böyle makbul bir eserin mazharı olmak, hiçbir vecihle o makama liyakatim yoktur. Fakat küçük, ehemmiyetsiz bir çekirdekten, koca, dağ gibi bir ağacı halk etmek kudret-i İlâhiyenin şe’nlerindendir ve âdetidir ve azametine delildir. 6 Benim çok kusurlu şahsıma hüsn-ü zanla verdiğiniz makamlar cihetinde değil, belki vazîfeye, hizmete bakıp o noktada bakmalısınız.” 7

Bediüzzaman’ın hayatı Risâle-i Nur’a bir nevi çekirdek olmuş: Zaman şahıs zamanı değil, şahs-ı mânevî zamanıdır. Zaman, zemin ve şartlar bunu zarurî kılmaktadır. “Şahıs ne kadar da harika olsa, şahs-ı mânevîye karşı mağlûp olmak kabildir. Risâle-i Nur’un o cihette bir nevi müceddid olması kaviyyen muhtemel olduğundan, o sıfatlar-hâşâ-benim haddim değil; belki mükerrer yazdığım gibi, benim hayatım Risâle-i Nur’a bir nevi çekirdek olabilir. Kur’ân’ın feyziyle, Cenâb-ı Hakk’ın ihsanıyla o çekirdekten Risâle-i Nur’un meyvedar, kıymettar bir ağaç hükmüne icad-ı İlâhî ile geçmesidir. Ben bir çekirdektim, çürüdüm, gittim. Bütün kıymet Kur’ân-ı Hakîmin mânâsı ve hakikatli tefsiri olan Risâle-i Nur’a aittir.” 8 Benim için medar-ı fahr ve gurur olacak bir liyakatım ve istihkakım olmadığını kasemle itiraf ediyorum. Ben çekirdek gibi çürüdüm ve kurudum. Bütün kıymet ve hayat ve şeref o çekirdekten çıkan şecere-i Risâle-i Nur ve mu’cize-i mânevîye-i Kur’âniyeye geçmiş biliyorum. Ve öyle itikad ettiğimden i’caz-ı Kur’anî hesabına izhar ederim. Bütün kıymet bir mu’cize-i Kur’âniye olan Risâle-i Nur’dadır. Hattâ eskiden beri taşıdığım Bediüzzaman ismi onun imiş, yine ona iade edildi. Risâle-i Nur ise, Kur’ân’ın malıdır ve mânâsıdır. 9 Bunun içindir ki “Ben bir çekirdek gibi çürüdüm, Nur’un şeceresini himayetinize bırakıyorum. Sizlerdeki metanet ve kuvvet ve meşveretten ve şahs-ı mânevînizden gelen imdad hem vazîfenizi, hem benim vazîfemi çok zahmet ve meşakkat çekmeden yapabilirsiniz inşâallah. 10

Elhasıl: Bediüzzaman, üç şahsiyetinden birincisi ve en önemlisi olan Kur’ân’a ait şahsiyetini hizmet-i Kur’âniye ve imâniye adına kabul eder. Bu şahsiyetine Kur’ân hesabıyla ve dellâllığı ve hâdimliği noktasında bakar. 

Bu şahsiyetinin müceddid-i ahirzaman ve Mehdi-i Azam (Büyük Mehdî) olarak “siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âleminde” 11 vazîfeli olduğu anlaşılmış olur. 

Bediüzzaman’ın Kur’ân-ı Hakîm’in hazine-i âlisinin dellâlı cihetindeki muvakkat, sırf Kur’ân’a ait şahsiyetine bu vazîfeler cihetiyle bakmak ve muhatap olmak elzemdir. Böylece dellâllık ettiği mukaddes dükkânın mücevheratını O’nun göstermiş olduğu Risâle-i Nur’dan ders-i hakikat olarak almak gerekir.

Dipnotlar:

1- Emirdağ Lâhikası-I, s. 455. 2- Barla Lâhikası, s. 432. 3- Mektubat, s. 536. 4- Mektubat, s. 536. 5- Emirdağ-1 Mektupları. 6- Emirdağ Lâhikası-I, s. 132. 7- Emirdağ Lâhikası-I, s. 139. 8- Emirdağ Lâhikası-II, s. 72. 9- Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 198. 10- Emirdağ Lâhikası-1 Mektupları. 11- Şuâlar, s. 932.

Okunma Sayısı: 1826
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı